'Sınıfsız toplum'un sıvasız haneleri!
“Mevsim normalleri” olsa, biz gazetecilerin yapması gerekirdi bunu.
Ama bir “Özel güvenlik” işçisi, Aydın kardeşim hazırlayıp göndermiş:
Nasıl diyorlar, “bir o taraftan… bir şu taraftan!”
Bir askerin baba evi, bir annenin yer sofrası, bir başka askerin evi, bir çocuğun toprağa verilemeyen cesedi…
Bir o taraftan bir şu taraftan deniyor ya…
Aynı yoksullukların, aynı yoksunlukların, benzer itilmişliklerin, bir ötekinin peşinden koşan ağıtların haneleri ve insanları.
Bir yazıda “Düştüğün aynı yer… Uçtuğun aynı gök” demiştim. Öyle.
***
“Sıvasız haneler” diyoruz ya…
Al sokağa çıkma yasaklı,yaşamak yasaklı Sur’daki evinde, kahvaltı sofrasında, 3 çocuğunun yanında roket şarapnelinin başını bulmasıyla öldürülmüş Melek Apaydın’ı…
Buyur et, aynı Sur’da “şehit” düşen Uzman Çavuş Nuh Özdemir’in Ordu Akkuş’taki baba evine.
Al “şehit” Nuh’u, kahvaltısını yapsın Melek Hanım’ın yer sofrasında.
Al ana ocağından kopmuş bir askeri, Melek Hanım’ın ruhu onunla dindirmeye çalışsın kendi evlatlarına hasretini!
***
Ülkeniz esasında böyle.
Şehidiniz, ölüleriniz, 40 bin ölümüz, 50 bin ölümüz, öldürdüklerimiz, etkisiz hale getirdiklerimiz, şehitlerimiz, “askerlerimiz, sivillerimiz” hep böyle.
Onların üzerinde tepinerek büyük lafları eden sizler, bizler esasında derin bir utancın içinde debeleniyoruz.
Kendi çocuklarının üzerine titreyen, kendi mahdumlarının üzerine gelen herkesi hain ve düşman ilan eden siyasiler, muktedirler…
Kendi hayatlarımızda çocuklarımız için çırpınan yahut şükretmesini bile bilmeyen sizler, bizler o utanç çamuru içinde kendimizi bir .ok sanıyoruz.
Bunca acının orta yerinde, öyle olmalıyız!
***
“Öte dünya” varsa…
Bu sıvasız hanelerin ölüler ordusunun soracağı bir hesap da olacak.
Kendilerini aşağılayan, kendilerini hor gören, kendilerini ölmeye öldürmeye, ölümleri hayat diye sunup kutsamaya zorlayan her kim varsa, onlara soracakları olacak.
Hiçbir şeye inanmadığım kadar buna inanıyorum.
Dünyanın ve ülkenin daha insanca bir yer olması ihtimalinin, onların aynı sıvasız hanelerden çıkıp aynı toprağı paylaştıklarını kavradıkları, ortak bir hesabı sorabildikleri gün, kimimiz için harika bir hayal, kimileri için iki yakalarına yapışmış bir hayalet gibi ortaya çıkacağına inanıyorum.
Bu insanların sayısız, sırasız, sıvasız ölümleri üzerinde kendine ölümsüzlük biçen her kim varsa, ölüm korkusunu, ölüm kokusunu bir saniye hissetse derinden, o bir saniye bile sırtında ve yüreğinde duyabilir mi bu kıyamın yükünü?
***
Acılar kardeştir…
Bu acılar çok kardeştir…
Onlar yokluk içinde bir hayat uman ve hiç varolmamışlar gibi kolayca boşluklara atılan kardeşler, analar, evlatlar, babalar.
Kiminin sıvasız hanesi bir bayrakla örtülmeye çalışıldı, kiminin kanlı yer sofrası sansürle kapatıldı.
Onlar kollanan, korunan, imtiyazlı, arsız, yüzsüz, muhteris bir hayatı değil, bu hayattaki esas ortak paydayı, “sınıfsız bir toplum”u değil, “sıvasız bir toplum”u paylaştılar.
Elbet bir gün hepimiz bunun manasını anlayacağız!
“Sıvasız hanelerin gazetesini hazırlamışsınız” dediğim “özel güvenlik işçisi Aydın” bunlar gibi fotoğraf ve kupürleri, uzman çavuşu da 3 aylık bebeği de unutmayıp ve ayırmayıp yan yana getirdiği mektubunda demiş ki:
“Yüzüme bile bakmayan insanların güvenliğini sağlıyorum. Fakirin evi ev değil, sofrası sofra değil… Bu insanlara, bu çocuklara, bebeklere, dedelere borç nasıl ödenecek acaba?”
Onun borç dediğine ben hesap dedim yukarıda!
“Kahramanlarımııız” diye atıp tutanlar bu ve benzeri hanelerin çocuklarına sözlerini yine tutmuyor.
Öl diyorlar, öldür diyorlar… Bayrağa sarıp tabut kaldırıyorlar. Yoksul hanelere bayrak asıyorlar ama verdikleri sözleri yutuyorlar.
Uzman çavuşların (emekli) örgütü Emuzder dün bir mesaj yayınladı:
“Uzman erbaşlar kandırılıyor. Başbakan seçim öncesi 3000 ek gösterge adı altında iyileştirme verileceğini söylemişti. Kanun hiçbir şey verilmeyecek şekilde. Camiamız adına bu duruma en doğru zamanda büyük tepkiler göstereceğiz.”
Aynı şekilde uzman jandarmalar da isimlerinin bile anılmamasından yakınıyorlar.
Astsubaylar da ise, emeklilerin bir bölümü Genelkurmay Başkanı’nın verdiği sözün tutulmamasına tepki duyuyor… “3 bin albay fazlasına erken emeklilik için 54 biner liralık ek ikramiye”ye de.
İntibakları yapılan emekli astsubaylar ise bir haksızlığın giderildiğini düşünüyor. Bu da o mektuplardan:
“Sayın Umur Bey; yıllardır gazeteciliğin kamu adına nasıl yapılacağını da göstererek birçok kesimin sorunlarını, uğradığı haksızlıkları, kayırmacılıkları, vurdumduymazlıkları usanmadan, bıkmadan yazdınız. Sesini duyuramayanların sesi, nefesi oldu o yazılar. Bunlardan biri de ordunun astlarıydı, astsubaylardı.
Memlekette kara vurmuş, karada tutulmuş, karada zincirlenmiş denizyıldızları saymakla bitmez ki!
- Komple saldırı mı komplo tezgâh mı?7 yıl önce
- Bundan böyle, Aznavour da yok!7 yıl önce
- İnci Sokağı'ndaki kız!7 yıl önce
- Fransa başbakanıydı… Barselona başkan adayı oldu!7 yıl önce
- Ajax'tan takasa, Avrupa'nın Pers seferi!7 yıl önce
- 380 yıl sonra Avrupa'nın 'din savaşları"7 yıl önce
- Cumhurbaşkanı adayına 'akli' muayene!7 yıl önce
- Faşizmin rehinesi olarak antifaşizm!7 yıl önce
- Her şey körleşiyor, derken… Devletler de itiraf eder!7 yıl önce
- İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir!7 yıl önce