Zulmün biçimi, rengi ve tonu…
…Çünkü biz yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, renginden dolayı değil, kavminden dolayı değil, ülkesinden dolayı değil, makamından dolayı değil, rütbesinden dolayı değil. Bundan dolayı sevdik…
…Biz yaradılanı Yaradan’dan ötürü seven bir medeniyetin mensuplarıyız. 70 milyon insanımız iyi bilmelidir ki her bir vatandaşımızın hak ve hukuku bizim güvencemiz altındadır. Ülkemizin vatandaşlarına karşı kalkıp da bir diğer vatandaş gruplarımızı tahrik etmek doğru değildir…
…Biz insanlarımızı hepsini tek çatı altında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında toplamışız. Ne parasından, ne hangi memleketli olduğundan değil, yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü…
Yıllar böyle geçti.
13 yıl oluyor.
Her yıl yeniden yeniden söyleniyordu ya; hakikaten “yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek” mümkün olur mu, olur da bunun hukuku, şartları, yolları bulunur mu diye bir umut dolaştı memleketi köşe bucak..
Dön dolaş, geldik yine “Ateist”e, “Zerdüşt”e!
Ha bir de “Solcu”ya!
Oysa 2002 “bilhassa 28 Şubat ayrımcılığı”na tepkiyle, “ayrımcılıklara, inkâra, ötekileştirmeye son” diye beyan etmiş bir yolculuktu.
Meğer “Ring Seferi” imiş!
Damgalanmak, listelenmek, kara listelenmek, dışlanmak, ayrımcılığa maruz kalmaktan şikayetçi olanların (istisnalar hariç) temel derdi, listeleri, dışlamayı, ayırmayı, kayırmayı kendilerinin değil, başkalarının yapmasıymış.
Mesele mazlum olmaması, mağdur olmamasından ziyade, kendilerinin mazlum ve mağdur olmamasıymış.
Mesele kibir sahiplerine, mağrurlara isyanın bilfiil kibre ve mağrurluğa isyan olmaması, sadece el değiştirmesiymiş.
Ayrımcılığa karşı çıkarak değil, bizatihi ayrımlar, uçurumlar, yarıklar üzerinde bir yarıyı sağlam tutmak daha “gerçekçi” gelmiş olmalı!
Birbirimize öfkemiz, bir ötekinden nefretimiz üzerinde, devlet de kendini daha iyi hissediyor olmalı!
Bir ötekini dinleyebilenler, duyabilenler, hele hele biraz olsun anlayabilen, farklılığına saygı duyabilenler “katı olan her şeyi buharlaştırır.”
Öyle bir deneme olmuştu, evet, ama yetmedi!
Sıra, “katı” olanın öteki her şeyi buharlaştırmasında.
Sadece hasımlar değil, şekilde görüldüğü gibi hısımlar bile.
Bu formül iyi gidiyor…
Bu formülle iyi gitmiyoruz.
En basit mesele, işte bu ikisi arasındaki ayrımın farkında olunmasında.
“Yaradan” zaten her şeyi görüyor, biliyordur da, mesele “yaradılan”ın da farkında olmasında!
Bir zamanlar “Başbakan” ne demişti:
“Zulmün biçimi, rengi ve tonu değişikti ama…”
Şart mıdır böyle olması, şart mıdır?
- Komple saldırı mı komplo tezgâh mı?7 yıl önce
- Bundan böyle, Aznavour da yok!7 yıl önce
- İnci Sokağı'ndaki kız!7 yıl önce
- Fransa başbakanıydı… Barselona başkan adayı oldu!7 yıl önce
- Ajax'tan takasa, Avrupa'nın Pers seferi!7 yıl önce
- 380 yıl sonra Avrupa'nın 'din savaşları"7 yıl önce
- Cumhurbaşkanı adayına 'akli' muayene!7 yıl önce
- Faşizmin rehinesi olarak antifaşizm!7 yıl önce
- Her şey körleşiyor, derken… Devletler de itiraf eder!7 yıl önce
- İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir!7 yıl önce