Künyemizde 50 bin ölümüz… Bünyemiz Barış sayıklar!
Bazı laflar, tüm kabalığına rağmen, uyuyor.
En azından kimi durumda.
Önce şekil:
“İmralı Zabıtları”nı bulup alıp yayınlamak, gazetecilik.
Doğru ise, sebep ve sonuçtan bağımsız.
Namık Durukan, gazetecidir...
Milliyet de, o türbülans bu deprem, kim ne biçip dikerse diksin, uyusa da büyüse de, gazetecilik genleri olan bir gazete.
Neden “gazetecilik” önüne “iyi” sıfatını hiç koymadım?
Çünkü epeydir, en azından benim için, güçlüleri ayrımsız sorgulayamayan “gazetecilik”, nerede yapılırsa yapılsın, “iyi”yi hak etmiyor.
“Başarı” zaten sevdiğim kelime değil; “Haşarı gazetecilik” iyidir!
Manipülatif “Niyetli gazetecilik” kadar, otosansürü bol “diyetli gazetecilik” de iyilik kaldırmaz zaten.
***
“Süreci sabote etme”ye gelince.
Tamam, sabotaja, suikasta çok yatkın uzak-yakın bir tarihte yuvarlanıyoruz da…
Kastettiğimiz bir “evlilik süreci” değil.
Zaten cinayetler, katliamlar, infazlar, pusular, kalleşlikler, tezgahlar, isyanlar, nefretler, dayatmalar, tasfiyeler, temizlikler, yalanlar ve kan dağından yuvarlanan onca iz, leke, acı, öfke, şiddet ve hiddetle gelinmiş.
O yüzden sık sık, “Barışmak başka, Barış başka” dedim.
Barışmak, dedikoduyla sabote edilebilir…
Barış ise, savaş, şiddet, haksızlık, adaletsizlik iradesiyle.
50 bin olmuş ölü sayın; 50 bin ölmüş evlatların.
Sanki hiç olmamış, hiç ölmemiş gibi; sanki pürüzsüz bir cilde sahipmişsin gibi “sabotaj”dan söz etmenin manası yok.
Zaten bu tarih aklında, bu akıl talihinde yoksa barıştan söz etmenin manası da yok.
O yüzden, Öcalan’ın “Şöyle olmazsa 50 bin kişi ayaklanır” sözü de, onu dinleyip gık diyemeyenin veya öfkelenip tehdit, şantaj diye zıplayanın özü de şaşkın.
Yahu, 50 bin denen, belki kan dağından daha çoğuna yuvarlanmışların 35 binden fazlası, zaten “ayaklanmış” olanlar.
Kimi “30 bin insanımızın katili”, kimi “30 bin ölümüz… 50 bin ölümüz” dediğinde, üçte ikisi en az, zaten “ayaklanmış olanlar” hep.
Buna 10 bin mi, daha mı fazla, cezaevindekileri ekle. Daha fazlasını da ekle
Tarih zaten 50 binlerle; yeterince eziyet, acı, ölüm, kanla ve isyanla dolmuştur!
***
Bir şey daha:
Demokrasi, hak, eşitlik, adalet arayışı amaç ise; araçların otoriteye, otoriter kibre, tapınmalara müebbet mahkumiyetini pek kaldırmaz.
Barış o yüzden, bir de ortak demokratik akıldır; ortak vicdandır.
Otorite yarışından da, devlet ve örgüt içindeki kırk tilkinin kuyruğundan da pek demokrasi çıkmaz!
***
Zor alan Barış’ın tahayyülü zor olmayabilir, çünkü…
Bünyemiz Barış sayıklar!
- Komple saldırı mı komplo tezgâh mı?7 yıl önce
- Bundan böyle, Aznavour da yok!7 yıl önce
- İnci Sokağı'ndaki kız!7 yıl önce
- Fransa başbakanıydı… Barselona başkan adayı oldu!7 yıl önce
- Ajax'tan takasa, Avrupa'nın Pers seferi!7 yıl önce
- 380 yıl sonra Avrupa'nın 'din savaşları"7 yıl önce
- Cumhurbaşkanı adayına 'akli' muayene!7 yıl önce
- Faşizmin rehinesi olarak antifaşizm!7 yıl önce
- Her şey körleşiyor, derken… Devletler de itiraf eder!7 yıl önce
- İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir!7 yıl önce