Bir günah keçisi yetmez, çok günahkâr var!
Ne oldu, alt alta sıralayalım:
Bu tablodan bir “günah keçisi” çıkmaz ama çok günah çıkar!
Çok günahkâr çıkar.
Çok zanlı, sanık ve suçlu çıkar.
Lakin bu işler öyle işlemiyor, gözleri gözlerimizi delen maden çocukları!
***
Tekrar tekrar kalbimize, beynimize yazalım:
Bunları aklımızdan hiç çıkarmazsak…
Bunları aklımızdan hiç çıkarmazsak…
Cumhuriyet, demokrasi ve hukuk devleti gibi kıymetli hususların; Anayasa’da sehpaya asılı duran “sosyal devlet” palavrasının nasıl bir ihtiras, arsızlık, yüzsüzlük, tamah, günah silsilesiyle, sadece bugün değil, daimi ölüm madeni gibi; çalışana, güçsüze, ezilene karşı ihanet galerileri olarak döşendiğini anlarız.
Bunun ötesi, sizin tek gözünüzü kapayıp sadece biriyle bakmanız, birini kollarken berikine sallamalarınız olur.
İster ağlamayalım ister ağlayalım, ama ille anlayalım!
Dışarıya çıkan işçiler nasıl öldürüldüklerini anlatıyor zaten.
Sayın Talu, kömür madeni işçisi bir babanın oğluyum. Ben astsubay oldum.
Bizler gibi insanların sizlere duadan başka gönderebilecek bir şeyi yok, kusurumuza bakmayın. Allah'a emanet olun, dualarımızdasınız.
Bizler gibi insanların yüzü, ismi hiç olmadı. Toplum arasında yaşıyoruz ama ne gören var ne fark eden.
Bir şeyler yazdım ama çizmesinin sedyeyi kirletmesinden korkan işçi gibi, atılmaktan, ceza almaktan korkarak!
Üç kuruşluk yardımla kim sarabilir işçi çocuğunun yarasını, kim anlatabilir ölümün ne demek olduğunu, kim söyleyebilir her gün kapkara gelen babasının bugün beyazlar giydiğini, kim okşayabilir babası gibi saçlarını, nasırlı ellerle, tırnakları kömürlü parmaklarla?
Kim anlatabilir gözyaşının neden simsiyah aktığını, babasının azık çantasında işten gelirken neden çikolata yerine taş getirdiğini?
Kim babasının isminin başkaları için önemi olmadığını, rakamdan ibaret olduğunu, gömülmek için neden yerin altından çıkarıldığını, kiminin bedava ısınması, şirketin daha çok kâr etmesi için daha çok çalışmaları ve daha çok babaların ölmesi gerektiğini anlatabilir?
Kim kaderin ne demek olduğunu, kim baret ve çizmeden başka babasının neden hatıra bırakmadığını anlatabilir?
Kim anlatabilir tatlı, güzel bir ölümün nasıl bir şey olduğunu?
Kim anlatabilir babasının işte, yolda, hastanede, üstün, amirin, patronun, polisin, bakanın, zenginin karşısında hep ezik hep ürkek hep korku içinde durup ölünce neden dimdik
karşılarında durduğunu?
Onu hor görenlerin hepsinin şimdi neden üzüldüğünü kim anlatabilir?
Sayın Talu kendim için değil ailem için korkuyorum, bilirsiniz atılma kolaylaştı.
Öyle yetiştirildik, önceleri olmayan bir şey için, öcü diye bir metadan korkutulduk, sonra jandarmadan korkutulduk, babamızdan, amcamızdan, duayı yanlış okursak imamdan, sonra öğretmenimizden, ekmeği düşürürsek Allah’ın çarpıp taş yapacak korkusundan, sonraları iş bulamamaktan.
Babam derdi, okumazsanız maden ocağı hazır, derdi.
Çocukken o kömür ocağına da girmiştim. Her tarafı kapkara olmuş maden işçisi gibi olmaktan, öyle ölmekten korktum, astsubay oldum.
Orada da komutandan korktum. İlk hafta yemekhanede sesli yemek yiyoruz denilip nöbetçi komutan dışarıda süründürüp postallarıyla yere yapıştırarak sürünmemizi sağladı.
Bu sızı yıllardır hiç geçmedi. Yeni sızılar eklendi.
Ölü Ozanlar Derneği adlı bir film vardı. Welton Akademisi adlı okula çok benzetmiştim askeri okulu. Oradaki edebiyat öğretmeni John Keating (Robin Williams) okul bahçesinde çocukların sırayla yürüdüklerini gördüğünde, istediğiniz gibi yürüyün deyince herkesin dilediğince yürümesi öğrencileri çok eğlendirmişti.
Her uygun adım marş dendiğinde o sahne gözümün önüne geldi yıllarca.
Ama hep etrafımızda aynı okulun yöneticileri gibi bizi izleyen gözler vardı.
Çok yazdım affedin, o kadar doluyum ki, insanın maden ocağında sıkışması gibi yürekler korkuyla dolu, yaşam mücadelesi veriyoruz.
Süngü savaşında insanlar öldürdüklerinin yüzünü hatırlamaz denir. Bizim yüzümüz yoktur. O yüzden adımız da yok. Adımı vermeyin, dilerseniz korkak deyin.
Sizler bizim yüzümüze bakabilen, yüzümüzü görebilen nadir kişilersiniz.
Beni sorarsanız, Kömürcü Emin’in oğlu dediniz mi, bilirler!
- Komple saldırı mı komplo tezgâh mı?7 yıl önce
- Bundan böyle, Aznavour da yok!7 yıl önce
- İnci Sokağı'ndaki kız!7 yıl önce
- Fransa başbakanıydı… Barselona başkan adayı oldu!7 yıl önce
- Ajax'tan takasa, Avrupa'nın Pers seferi!7 yıl önce
- 380 yıl sonra Avrupa'nın 'din savaşları"7 yıl önce
- Cumhurbaşkanı adayına 'akli' muayene!7 yıl önce
- Faşizmin rehinesi olarak antifaşizm!7 yıl önce
- Her şey körleşiyor, derken… Devletler de itiraf eder!7 yıl önce
- İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir!7 yıl önce