Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Covid-19 pandemisinin 8. ayı bitiyor ve 170 ülke hala aynı sorunu yaşıyor. Dünyada toplam vaka sayısı 23 milyonu aşmış ve yaklaşık 1 milyon kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirmiş durumda. 11 Mart 2020 itibarı ile biz de bu sorunla uğraşıyoruz. İçinde bulunduğumuz tablo iyi gidişatı geride bıraktığımızı ve geçmişe döndüğümüzü gösteriyor. Peki ama neden? Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gaye Usluer, konuyu değerlendiriyor ve “1 Haziran itibarı ile ‘yeni normal’e geçtik. Ancak bu döneme ayak uydurma konusunda başarısız olduğumuz için başa döndük. Şu anda günlük yeni aktif vaka sayımız Mayıs ayı başındaki rakamlarla aynı” diyor ve soruna ilişkin nedenleri masaya yatırıyor.

ŞİMDİ ÖZ ELEŞTİRİ ZAMANI

Usluer’e göre şimdi öz eleştiri zamanı. Aşağıda, “Eğrisi ve doğrusuyla konuşmazsak, salgını yönetmemiz mümkün olamaz. Doğrularımız yanlışlarımızdan daha çok olacak ki bunu başarabilelim. Olasılıkları öngörmek doğru stratejik hamleleri yapabilmek adına büyük önem taşıyor” diyen Prof. Dr. Usluer’in dikkat çeken açıklamalarını okuyacaksınız.

PANDEMİ YÖNETİMİNDE ÖNCELİK İNSAN SAĞLIĞI OLMALI

“Covid 19 salgınıyla birlikte Sağlık Bakanlığı konunun uzmanlarından oluşan bir bilim kurulu oluşturdu. Her ne kadar kapsayıcılık açısından yeterli olmasa da (Meslek örgütlerinin dahil edilmemesi vb) doğru bir başlangıçtı. Ancak sürecin devamında bilim kurulu sadece tavsiye kararları veren ve çoğu zaman tavsiyelerine uyulmayan bir kurula dönüştürüldü. Özellikle 1 Haziran’da erken başlatılan “normalleşme” sürecindeki kararlar, bilim kurulu tavsiyeleri ve insan sağlığından çok ekonomik kaygılar gözetilerek alınmış gibiydi. Oysaki pandemilerin yönetiminde öncelik insan sağlığı olmalıdır. İnsan sağlığına öncelik verilmezse diğerleri de yönetilemez.”

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN VERİ AÇIKLAMA BİÇİMİ DOĞRU MU?

Salgının başından itibaren Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gerek vaka bildirimi, gerek yoğun bakım hastaları ve gerekse ölen hastalarla ilgili iki farklı kod sistemi kullanılmasını önermişti. Bu, Covid19 PCR testi pozitif olanlar ve PCR testi negatif olanları kapsıyordu. Türkiye’de bildirim, başından itibaren tek kod kullanılarak yapıldı ve buna sadece Covid-19 PCR pozitif hastalar dahil edildi. Bu şu demek; PCR testinde pozitiflik oranı yüzde 30 civarında olduğu için, bildirim sistemimiz hastaların ancak yüzde 30’unu kapsıyor. Geride kalan ve PCR testi negatif olan yüzde 70’lik kesim ise bildirime dahil edilmiyor. (Tüm klinik ve diğer laboratuvar bulgularıyla Covid-19 tanısı alıp Covid-19 tedavisi uygulanmasına karşın) Bu durum, birincil sorunun bildirim sistemimizden kaynaklanan bir eksikliğe ve olduğundan daha az hasta, daha az yoğun bakım ve daha az ölüm açıklaması yapıldığına işaret ediyor.

YAPILAN HATALAR

Prof. Dr. Gaye Usluer’e göre “Yeni normal”, içinde “yeni” kelimesini barındırması nedeniyle daha iyi bir çağrışım yapsa da salgın tamamen kontrol altına alınıncaya kadar normal hayata dönemeyeceğimiz gerçeğini kabullenmemiz gerekiyor. Bu nedenle yeni normale geçişte en az tehlikeli olandan, daha tehlikeli olana geçiş yapmak gerekirken, Türkiye AVM’leri açarak, futbol karşılaşmalarını başlatıp toplu ibadeti serbestleştirerek sürece tehlikeli bir başlangıç yapmış oluyor. Bu konudaki en büyük hataların milyonlarca öğrenciyi kapsayan ve iki hafta arayla uygulanan merkezi sınavlar ve Ayasofya’nın 350 bin kişiyi bir araya getirerek ibadete açılması olduğu belirtiliyor. Uluslararası hava trafiğinin açılması, tatil kredileri ile kontrolsüz turist kabulü de yeni normalin sakıncaları arasında bulunuyor. Prof. Dr. Gaye Usluer, “Tüm bunların faturası önümüze Ağustos ayı biterken Türkiye’de hasta bildirim rakamlarının Mayıs ayının ilk haftasına geri dönmesi ve onca emek ile kısıtlamanın bir anda sıfırlanması olarak geldi” diyor.

DOĞRU TEST STRATEJİSİ OLUŞTURABİLDİK Mİ?

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) salgının başından itibaren ‘daha çok test yapın’ sloganıyla ülkelere çağrıda bulunuyor. Daha çok test yapmak demek, “ Daha çok hasta tanımla, hastaları izole ve tedavi et, yakın temaslılarına test yap ve karantinaya al” anlamına gelirken Türkiye’nin başından itibaren doğru test stratejisi oluşturamadığı belirtiliyor. Yeni normalin öncelikli hedefi, daha çok test yaparak bulgusuz ama enfekte kişileri saptamak olmalıyken bunun gerçekleşmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Gaye Usluer, “Son hafta itibarı ile günlük 90 bini aşan testin kimlere yapıldığını bilmiyoruz. Aynı hastadan en az 2 ya da 3 kez örnek alındığına göre bu rakamlar için mükerrer giriş söz konusu mudur”diye soruyor ve devam ediyor; “Filyasyon yani hastaların başta aileleri olmak üzere son 48 saatte temas ettiklerine neden test yapılmaksızın sadece izlem yapılmaktadır? Salgını kontrol etmenin birincil yolu hastaneye başvuran hastaları tedavi etmekten öte, sessiz bulaştırıcıları bulmaktır. Bunun için hastaların son 48 saatte temas ettikleri kişiler kadar, sağlık personelinin, huzur ya da bakım evlerinde kalanların, ceza evlerindeki kişilerin, toplu taşıma araç şoförlerinin haftada bir kez düzenli teste tabi tutulmaları gerekir. Bu liste risk göz önüne alınarak uzatılabilir. Salgının kontrolünün hastanede hasta tedavi ederek değil, sahada sessiz bulaştırıcıları bulup karantinaya alarak mümkün olacağının bilinmesi gerekir” diyor.

AŞININ ETKİNLİĞİNİ KONUŞMAK İÇİN ERKEN

Sorunla ilgili en büyük umudun aşı çalışmaları olduğu belirtiliyor. Bu konuyla ilgili çalışmalar birçok ülkede devam etmekte olsa da etkin ve güvenilir bir aşının kullanıma girmesi yaklaşık 10 yıllık bir süreç gerektiriyor. (Pandemi koşulları nedeniyle hızlandırılmış bir süreçten geçiyoruz) Şu anda kabul gören ve ileri aşamalara gelmiş 9 aşı bulunuyor. Bunlardan 4’ünün klinik faz aşamasında olup insan üzerinde denenecek aşılar olduğu, etkinlik ve güvenilirlik açısından yorum yapılması için ise henüz erken olduğuna dikkat çekiliyor. Her şey yolunda gitse bile ruhsatlı bir aşının 2021 yılının ilk yarısından önce hazır olamayacağını düşünmek gerekiyor.

SALGININ TÜM SORUMLULUĞU VATANDAŞA YÜKLENEMEZ

Başarılı bir salgın yönetiminde temel unsur, karar vericilerin (siyaset kurumu) salgını şeffaf ve güvenilir yönetmeleridir. Covid 19’a ilişkin gerçek rakamların, elimizdeki rakamların en az 10 katı olduğunu biliyoruz. Halktan istenen: maske, sosyal mesafe ve el hijyenine uyum şüphesiz çok önemli. Ancak toplumsal kuralları belirleyecek, uygulanmasını sağlayacak ve denetleyecek olanın siyaset kurumunun kendisi olduğu unutulmamalıdır. Salgın tüm sorumluluk vatandaşa yüklenerek kontrol edilemez.