Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ted Hakey ve Zahir Mannan. Biri Hıristiyan, diğeri Müslüman. Biri cami saldırganı, diğeri cami imamı. Onlar geçmişin düşmanı, şimdinin dostu. Bugün bir İslamofobi hikâyesiyle karşınızdayız. Zahir Connecticut, Meriden’deki bir caminin direktörü. Ted’se sıradan bir Amerikalı. Eski bir deniz piyadesi. Ted, Kasım 2015’teki Paris saldırılarının gecesi Zahir’in imamlık yaptığı camiye kurşun yağdırdı. 6 ay hapis yattı. Gözyaşları içinde cemaatten özür diledi. Kendisini hapishanede sık sık ziyaret eden Zahir’le de dost oldu. Dahası Amerikalılara İslam’ı anlatıyor. İkili, hikâyelerini bize anlattı. Zahir, Tarkan sevgisi ve Türk kökenlerinin de etkisiyle uzun uzun konuştu. Ancak Ted’in çekingenliğini atması kolay olmadı. 

TED HAKEY: AĞLAYARAK ÖZÜR DİLEDİM

- İslam ve Müslümanlar hakkında ne düşünüyordunuz?

İslam benim için sadece bir başka dindi. Fakat 11 Eylül saldırılarından sonra her şey değişti. Yavaş yavaş İslam’dan nefret etmeye başladım. Kuran-ı Kerim’den (kutsal Kuran ifadesini kullanıyor) bazı ayetler alınıyor ve ters yüz ediliyordu. Tüm bunlar nedeniyle Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in (İngilizce ifadesini kullanıyor) kötü biri olduğunu düşünüyordum. Birileri Facebook’ta fotoğraflar paylaşıyor, ‘Müslümanlar Hıristiyanları öldürüyor’ diyordu, biz de inanıyorduk. Ne kadar yanlış düşündüğümü sonra anladım.

- Yani İslam karşıtı düşünceleri sosyal medyadan edindiniz...

Evet. 1986-1990 arasında ordudaydım, o dönemde düşman Rusya’ydı. İslam’ın adı bile geçmiyordu. Sonra Körfez Savaşı ve 11 Eylül yaşandı. Her saldırı İslamofobimi ileriye götürüyordu. 2015’te Tennessee’de bir asker kayıt merkezine terör saldırısı düzenlenmişti. Çok öfkelendim, İslam’dan nefret etmeye başladım. Müslümanların kötü olduğunu ve hepimizi öldürmek istediklerini düşünüyordum.

- O geceye gelmek istiyorum... Neden öfkenizi bir camiden çıkardınız?

Saldırıları duydum ve bir konsere gittim. Alkol aldım. Sonra eve döndüm, cami evimin hemen bitişiğinde. Camiye baktım, ‘Bir şey yapmalıyım’ dedim. Cami boştu. Birkaç kurşun sıkıp cemaati korkutmak istedim. Önce silahımı aldım, birkaç kurşun sıktım. Sonra eve döndüm bu sefer tüfeğimi aldım, ateş ettim ama isabet edip ettiremediğimden emin değildim. Isabet ettirdiğimi FBI evime gelince anladım... Tabii ki kameralara bakınca ben olduğumu anlamışlar.

- Ne hissettiniz?

FBI evime geldi, silahlarımı aldı ama henüz resmi olarak suçlanmamıştım. Bütün gazeteler saldırıyı yazıyordu, kasabadaki herkes panik içindeydi, ‘Terörist aramızda geziyor’ diyorlardı. O an “Aman Tanrı’m bana terörist diyorlar” diye düşündüm. Gerçekten de bir teröristtim. Kendi kendime ‘Bak neye dönüştün Ted’ dedim.

- Sonra hedef aldığınız Müslümanlarla tanışmak istediniz...

Evet. Avukatıma gittim ve ‘FBI’a gidip her şeyi anlatacağım’ dedim. Savcılığa cemaatten özür dilemek istediğimi söyledim, o sırada da Zahir ve cami yöneticileri benimle tanışmak istediklerini söyleyen bir açıklama yayınladı. FBI görüşmemizi istemedi ama bizi durduramadı. Buluştuk ve özür diledim.

‘ABD’DE İSLAM’LA İLGİLİ HEP KÖTÜ ŞEYLER ANLATILIYOR'

- Zahir’i ve diğer Müslümanları gördüğünüzde ne yaptınız?

Hayatımı değiştiren, çok duygusal bir andı. Onlar özür dileyeceğimi biliyordu, ben de özrümü kabul edeceklerini biliyordum. Ama her iki taraf da bu kadar samimiyete hazır değildi. Beni hemen affettiler. Zahir’in eşiyle de tanıştım. Hemen orada bana İslam’ı anlattılar, 5 dakikada gerçek İslam’ın ne olduğunu anlamıştım.

- İslam’a dair en çok ne ilginizi çekti?

Hıristiyanlığa ne kadar yakın olduğunu görünce çok şaşırdım. Tek bir Tanrı var, dinde zorlama yok, ülkenin yasalarına saygı duyuyorlar... Özellikle Amerika’da hep televizyonlarda, sosyal medyada İslam’la ilgili kötü şeyler anlatılıyor.

- Camiye davet edildiniz ve cemaatle buluştunuz. O gün neler yaşandı?

Çok gergindim. Kadın, çocuk herkes oradaydı. Hiçbiri benden korkmuyordu, polis de çağırmamışlardı. “Ne kadar cesurlar” diye düşündüm. Beni hemen affettiler.

- Ağladınız da...

Evet, çok duygulandım.

‘HAPİSHANEDEKİ MÜSLÜMANLARLA DOST OLDUM’

- Sonrasında 6 ay hapis yattınız. Tüm o süre boyunca aklınızdan neler geçti?

Hapishaneye gidince yetkililer ‘Burada çok fazla Müslüman var sakın onlara ne yaptığından bahsetme’ dedi. Koğuş arkadaşlarımdan biri Müslüman’dı ‘Neden burada olduğumu biliyor musun?’ diye sordum, ‘Yoo’ dedi, anlattım. ‘Ne, o sen misin?’ diye tepki gösterdi. Pişman olduğumu anlattım. Hapishanedeki bütün Müslümanlar toplandı ‘Özrünü dilemişsin, artık arkadaşımızsın’ dediler. Hepsi dostum oldu. Hapishanede cuma hutbelerine gittim. Bana kitaplar verdiler...

- Zahir de sizi hapishanede sık sık ziyaret etmiş... Şimdi aranız nasıl?

Çok iyi. Her hafta en az iki kez konuşuyoruz. Caminin kahve ve kek sohbetlerine katılıyorum. Hikâyemizi anlatıyoruz.

- Başka Amerikalılara İslam’la ilgili neler anlatıyorsunuz?

‘Eğer İslam’la ilgili kötü düşünceniz varsa, bir camiye gidin, kapıyı çalın, tokalaşın ve onlarla konuşun’ diyorum. Sadece 5 dakika konuşun ve sonra fikir sahibi olun. Haberleri, medyayı dinlemeyin.

‘TERÖRİSTLER GERÇEK MÜSLÜMAN DEĞİL’

- Müslümanlar hakkında şimdi ne düşünüyorsunuz?

Kendilerini Tanrı’ya adamış insanlar. Gerçekten Kuran’ın yolunan gidenlerin başkalarına zarar vermek gibi bir amacı yok. O terörist saldırıları düzenleyenler gerçek Müslüman değil. 

ZAHİR MANNAN: DÜŞMANIM DOSTUM OLDU

- Saldırı sabahı neler yaşandı?

Hemen polisi aradık. Hemen olay yerine geldiler, etrafı çevirdiler ve güvende hissetmemiz için silahlarını araçlarında bıraktılar. Camimizde kocaman bir Amerikan bayrağı var, ülkemize bağlı vatandaşlarız, büyük hayal kırıklığı yaşadık, ‘Kendimizi yeterince iyi anlatamadık mı’ diye düşündük.

- “Sadece Müslüman olduğumuz için hedef alındık” diye düşündünüz mü?

11 Eylül ve diğer saldırılardan sonra bütün Müslümanlara tek bir yafta yapıştırıldı. Medyada, sosyal medyada terör İslam’la özdeşleştirildi. Çok fazla yanlış bilgi dolaşıyor. Görevlerimizden biri de o insanlara ulaşıp doğrusunu anlatmak.

- Trump iktidara geldikten sonra İslam karşıtlığında artış oldu mu?

Evet. Trump ‘İslam Batı’ya karşı’ gibi çok saçma açıklamalar yaptı. Ama bir yandan da komşularımız camiye geldi, pek çok Amerikalı bize destek verdi, mektuplar gönderdi.

- Görünüşünüzden ötürü ayrımcılığa uğradığınızı hissediyor musunuz?

Bazen bakışlar atıyorlar ‘Bu adam ne tür bir Müslüman? Sakalı modaya uymak için mi, yoksa terörist mi?’ der gibi... 11 Eylül saldırısı olduğunda lisedeydim, bana ‘Bin Ladin’ diyorlardı. Ama sıradan insanları anlıyorum çünkü medya, İslam ve terörizm kelimelerini sürekli bir araya getiriyor. ABD’de başka bir saldırı olduğunda ‘Terör’ bile demiyorlar.

- Las Vegas saldırısının ardından herkes “Saldırgan Müslüman mı?” sorusunun peşine düştü. Ancak saldırgan Amerikalı çıkınca olay gündemden düştü.

Adam 60 kişiyi öldürdü. İslam’la bağlantısını kurmaya çalıştılar ancak bulamayınca ‘Terörist’ demekten bile çekindiler. Ne zaman saldırgan Ortadoğulu olsa, olaya sadece terör demekle kalmıyorlar bir dini de terörle ilişkilendiriyorlar. Kimse saldırgana ‘Hıristiyan terörist’ demedi. Camimize saldıranın Ted olduğu ortaya çıktığında biz de ona ‘Hıristiyan, beyaz terörist’ demedik.

- Saldırganın Ted olduğunu öğrendiğinizde ne yaptınız?

Saldırıdan bir ay sonra kim olduğunu öğrendik. FBI Ted’in sosyal medyadan yaptığı ‘Bütün Müslümanlar ölmeli’ gibi paylaşımlarını tespit etti. Paylaşımlarından birinde de ‘Camiye sadece erkekler gidiyor’ yazmıştı, cemaatimizdeki kadınlar en çok da buna sinirlendi. (gülüyor) Kalbimizi en çok kıran en yakın komşumuz olmasıydı. Yani bayramlarda çikolata götürdüğümüz insanlardan biriydi...

‘KORKUTUCUYDU AMA YANAĞINDAN YAŞ SÜZÜLÜYORDU'

- Ted’e nasıl ulaştınız?

Uzaklaştırma kararı vardı, biz de savcılığa başvurduk ‘Onunla tanışmak, dinimizi anlatmak istiyoruz’ dedik. O da uzaklaştırma kararına rağmen tanışmamıza izin verdi çünkü Ted de bizimle görüşmek istemiş. Savcının ofisinde bir araya geldik.

- Görüşme nasıldı?

Vakfımızın başkanı, ben, eşim ve bir arkadaşımız daha vardı. Eşim gelmek istediğinde ‘İyi bir fikir olduğundan emin misin’ dedim, o da Ted’in ‘Camiye erkekler gidiyor’ lafına içerlediği için ‘Gideceğim ve haksız olduğunu göstereceğim’ dedi. (gülüyor) Ted içeri girdi, kocaman bir adamdı, korkutucu bir görünümü vardı. Fakat yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Mahcup ve pişmandı. Hemen duygusal bağ oluştu. Özür dilerken titriyordu. Bize sorular sordu, biri ‘Neden Müslüman kadınlar başını kapatıyor’ oldu. Eşim ‘Hazreti Meryem’in başörtüsüz tek bir resmini gösterebilir misin?’ dedi. Ted de bizi ayıran şeylerin terminolojiden ibaret olduğunu anladı. ‘Sizin için ne yapabilirim?’ dedi, camimize davet ettik.

‘TED ÖZÜR DİLEDİ VE SECDEYE GİTTİ’

- Caminize geldiği günü anlatır mısınız?

Cemaate onun geleceğini söylemedik. Ziyaretin doğal olmasını istedik. Ted kürsüye çıktı. Ağlayarak ‘O gece çok içmiştim’ dedi. Cemaatten ağlayanlar da oldu, onu affettik ve sarıldık. Daha sonra Ted’e namaz kılacağımızı söyledik, ‘İstersen kalabilirsin’ dedik. O da kaldı ve bizimle birlikte dua etti, secdeye bile gitti. Müslüman olmadı ama İslam’ın elçisi gibi oldu. Sosyal medya üzerinden diğer Amerikalılara dinimizi anlatıyor, takıldığı yerleri de bana soruyor. (gülüyor)

- Dostluğunuz Ted hapishanedeyken başka bir boyut almış...

Onu her hafta ziyaret ettim. ‘Kardeşin olarak buradayım’ demek istedim. Annesiyle tanıştım. Düşmanım, dostum oldu.