Kitapla çok önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Gönül rahatlığıyla anne ve babalara önerebileceğim bir kitap... Önsöz yazında 2014 yılında blogunda okurlarınla paylaştığın bir listenin ardından böyle bir kitap yazmaya karar verdiğini söylüyorsun. Oğlun Emre o zamanlar kaç yaşındaydı ve o listeye tepkisi ne oldu? Okurlar kadar Emre'nin de seni motive ettiğini söyleyebilir miyiz?
Emre doğmadan önce hep hayalini kurduğum bir şeydi, çocuğumla sevdiğim bütün filmleri tekrar izlemek... Onun filmle kurduğu ilişkiyi gözlemlemek için sabırsızlanıyordum. İzlemesini merakla beklediğim filmleri ona izletirken nelerden hoşlandığını, etkilendiğini tespit etmek bana o filmleri ilk kez izlemek kadar keyif verdi her zaman. Bu deneyimleri etrafımdaki ebeveynlerle paylaştıkça biraz özendirici oldum sanırım. Sonra benden sürekli film tavsiyeleri istenmeye başladılar. Ben de Emre'yle izlediklerimizden ve bence çocukların 12 yaşından önce mutlaka izlemesi gereken filmlerden bir liste oluşturdum. Emre o zamanlar 9 yaşındaydı. Listedeki çoğu filmi izlemiş ve benimle konuşmuştu. Birlikte film izlemeyi sadece birlikte eğlenmek olarak görmüyorum. Beraber film izlemenin eğer doğru kullanılırsa aynı zamanda bir iletişim modeli olduğunu da düşünüyorum. Emre’yle bu filmler sayesinde birbirimizle her konuyu daha rahat ve örneklerle konuşabileceğimiz bir iletişim kurduk. En önemlisi sinema sayesinde muhakeme yeteneğinin ve empati duygusunun çok daha iyi geliştiğini düşünüyorum.  

Kitapta çocukların 12 yaşına basmadan seyretmesi gereken çok farklı türlerde 52 filmlik bir liste var. Liste hazırlamanın ne kadar zor bir iş olduğunu bilirim. Kriterlerin neydi? Çok zorlandın mı?
Kariyerimin en başlarında henüz elimizin altında internet bile yokken listeler hazırlardım. Hatta bunların bir kısmını senin genel yayın yönetmenliğini yaptığın Sinema dergisinde yapmıştım hatırlarsın. Tablo şeklinde yapıyordum ve tamamen hafızamda kalmış film dağarcığından ve Agah Özgüç, Atilla Dorsay gibi büyüklerimizin kaynaklarında sağlamasını yaparak çıkarıyordum. O zamanlar daha zorluydu doğrusu.
Şimdi durum daha enteresan bir noktaya geldi. Son 5-6 yılda düz yazı okumanın yerini birer paragraflık açıklamalardan oluşan listeler ve elbette video kritikler ya da video makalaler aldı. Ben de yeniden tablo ve liste yapmaya epey direndim doğrusu. Ama sonra şunu farkettim: 2014'te bile neredeyse her konuda film listeleri yapılırken çocuklar için yapılan film listeleri hem çok az, hem yetersiz hem de ciddiyetten uzaktı. Bu yüzden kolları sıvadım.
Mesele çocuklara sinema sanatının en iyilerini sunmak değil benim açımdan hiçbir zaman. Mesele derdi olan ve çocuklara dünyayı ve insan doğasını kavramakta yardımcı olabilecek hikâyeler anlatan filmleri seçmekti. Vicdan, adalet, hoşgörü, paylaşımcı olmak, mücadeleyi bırakmamak gibi temaları çok iyi anlatılmış hikâyeler eşliğinde çocukla konuşabilmek ebeveynler için büyük kolaylık aslında.

 

 

 

 

 

 

Kitabında birkaç kez farklı bağlamlarda altını çizdiğin çok doğru bir şey var. Filmler çocuklarımızla kaliteli iletişim kurmanın yollarından biri... Kendi hayatında bunun somut örneklerini gördün mü?
Çocukları sadece pasif bir izleyici olarak değil, filmlerle etkileşim içine giren, sorgulayan ve düşünen bir izleyici haline getirmek gerek diye düşünüyorum. Hayata karşı da hep böyle olmalılar.
Etrafımdaki bazı ebeveyn arkadaşlarımın düşündüğü gibi Emre'ye bir sanat zevki aşılamak değildi amacım. O damak zevki zaten izledikçe ve filmler üzerine düşündükçe beraberinde gelecekti. Benim derdim hayata ve insana dair bazı duygu ve kavramların gelişimini filmlerle desteklemekti. “12 Öfkeli Adam” gibi filmlerle adaleti, şüpheyi, herkese karşı inandığını savunmayı; “Yedi Samuray” gibi filmlerle merhameti, başkalarını düşünmeyi, fedakârlığı; “E.T.” gibi filmlerle de arkadaşlığı, paylaşmayı, birlik olmayı konuştuk hep. "Amadeus" ile yeteneğin doğasını ve kıskançlık meselesini konuştuğumuzda çok etkilenmişti. Müziğe daha bebekken bile çok meraklıydı ama müzik yapmaya yönelmesinin altında "Amadeus" filminin çok etkisi vardır mesela. “Rocky”, zorluklarla mücadele etmek konusunda ona hep ilham verdi.    

Kitapta sen de altını çiziyorsun. Sinema kültürü çocukluktan başlıyor. Anne babalar dışında okullara da önemli görevler düştüğünü düşünüyorum. Ama iş çocuklara film göstermekle bitmiyor bence. Çocukları filmler üzerine konuşturmak da çok önemli. Sen ne dersin?
Bence çocuklarla etkileşimli film izlemek müfredata girmeli. Kitapta olduğu gibi Çocukla Sinema'nın sosyal medya hesaplarında yaptığım film önerilerinde de ebeveynlere filmden sonra neler hakkında konuşabileceklerini de yazıyorum. Bazı öğretmenler ve psikologlar işlerinde bunlardan çok faydalandıklarını söylüyorlar. İstiyorum ki ulaşabildiğimiz bütün ebeveynler de filmlere böyle yaklaşsın, onları iletişim kurmakta kullanabildikleri araçlar olarak da değerlendirebilsinler. Sinemanın hepimiz üzerinde müthiş bir iyileştirici gücü var. Mesele bunu doğru algılamak. Ben Pixar ve Miyazaki filmleri izleyerek büyüyen çocukların dünyaya daha iyi davranan ve daha paylaşımcı bireyler olacaklarına inanıyorum. Eğer yetişkinler olarak buna izin verirsek tabi..

Çocuğunuzun zekâsına güvenin, diyorsun... Bu, sinemacılara da bir uyarı aslında, değil mi?
Kesinlikle. Yapılan araştırmalarda çocukların izledikleri bir içerikten ne beklediklerinin kesin şartları belirlenmiş. Birincisi eğlenceli olmalı. İkincisi zeki olmalı ve üçüncüsü de mesajını parmak sallayarak öğüt verici bir yetişkin edasıyla vermemeli. Yani didaktik olmamalı. Bir de tabi başarılı bir çocuk filmi, çocuğun yanındaki yetişkini de belli oranda eğlendirebilmeli.

Türk sinemasında çocuklara hitap eden filmlerin kalitesi hakkında neler söylemek istersin?
Bizim sinema sektörü yıllarca çocuk seyirciye özel film üretmedi. Yeşilçam döneminde bazı masal filmler yapılmıştı ama o filmler o zamanın çocukları için bile fazla korkunçlardı ve eldeki kısıtlı imkânlar yüzünden çok derme çatma görünürlerdi. Onları bugünün çocuklarına izletmek çok zor artık. İkibinli yıllarda, yılda birkaç tane animasyon çıkmaya başladı. Ama bizde bu işlerin bir geleneği ve tutarlı sağlam bir geçmişi de olamadı maalesef. Çocuk animasyonlarına bakıyorsunuz çocuklara mesajlarını son derece didaktik şekillerde sunan, aynı dizilerde yaptıkları gibi yoğun müziklere boğulan, basit basit hikâyeler... Artık bu çocuklar "Ters Yüz" (Inside Out),"Oyuncak Hikâyesi 3" (Toy Story 3) ve "Coco" gibi komplike hikâyeleri rahatça izleyip içselleştirebiliyorlar.
Yani çocuk seyirciyi küçümsememek lazım. Onlar internetin içine doğdular, bizim çocukluklarımızdan çok farklılar.
BKM'nin 'Güldüy Güldüy Show' ekibiyle yaptığı iki film var bir de. Doğru ve güzel bir girişim olarak görüyorum bunu. Yapıldıkça daha zeki yazılmış, kompleks hikâyelere gidilecektir diye umut ediyorum.

Küçük bir çocukken seni en çok etkileyen filmler hangileriydi? Filmlerin seni dönüştürdüğünü hissettin mi?
Eskiden bankalar cumartesi sabahları film gösterimleri tasarlarlardı çocuklar için. Davetiyeler müşterilerine bedavaydı. Biz ailece çok giderdik bu gösterimlere. Harbiye Konak sinemasında bir sürü Tom ve Jerry, Pembe Panter animasyonları, Chaplin kısaları izledik. Sinemada izleyip de çok etkilendiğim uzun metrajlı ilk film de herhalde "Star Wars"dur. Amcamla sinemaya gideceğimiz güne kadar gazete ilanlarına bakıp filmi hayal etmiştim. Filmi Topkapı Sur sinemasında izlemiştik ve daha önce gördüğüm, hayalini kurduğum hiçbir şeye benzemiyordu. Sonrasında da unutmamak için gecelerce filmi baştan sona oynatmıştım kafamda. İyi insan olmanın erdemini bana ilk anlatan ve beni çocukken en çok heyecanlandıran filmdir. "The Sound of Music", "Grease", "E.T.", "Blues Brothers" ve "Jaws" gibi Amerikan filmleri de sinemada izleyince beni çok etkileyen filmler oldular.
Babamla TRT'de yayımlananlardan seçtiğimiz ya da video kaset dükkânından kiraladığımız filmlerde ise daha geniş bir yelpazemiz vardı. "Serseri Âşıklar", "Bazıları Sıcak Sever", "400 Darbe", "Bonnie ve Clyde", "Casablanca" gibi klasikleri çocuk yaşlarda izledim ve hepsi iç dünyamı çok şekillendiren filmler oldular.  

Şimdiki çocuklar, film, dizi ya da video anlamında çok daha fazla içeriğe ulaşma şansına sahipler. Özellikle tabletleri ve akıllı telefonlarıyla sürekli bir şeyler seyrediyorlar. Ama benim gözlemlerim özellikle evde, film seyretmeye karşı daha ilgisiz oldukları. Ebeveynlerin bu konularda ısrarcı olması gerektiğini düşünüyor musun?
'Israrcı' olmaktan ziyade dirençli olmalarını tavsiye ediyorum doğrusu. Kontrol edemediğimiz ya da hakikaten bir işe yaramayacak bir dolu içerikle karşı karşıya kalıyorlar, özellikle de YouTube sayesinde... Bu video içeriklerinin yerlerine güzel ve anlamlı alternatifler koyabilmeliyiz. Bunu tatlılıkla, birlikte halletmenin yollarını bulmalıyız. "Birlikte" kelimesi burada çok önemli. Ebeveynler günlük telaşları içinde çocuğu bu içeriklerle başbaşa bırakıyorlar çoğu zaman. Evde film izlemek çocukla birlikte yapılması gereken bir etkinlik. Bundan kutsal bir eylemmiş gibi ritüelleştirmekten, ya da sadece bir eğlence eylemi olarak bahsetmiyorum elbette. Ama eğlenmeyi de içinde barındıran, aynı zamanda farklı iletişim olanakları sağlayan, aynı zamanda eğitici olabilecek, aile ilişkilerini de güçlendirebilecek bir etkinlik olarak görüyorum. Mesele doğru yaşta izlemesi için doğru filmi seçebilmek.

 

 

Emre'yle birlikte Arka Pencere, şimdi de Se7en adlı sinema dergilerinde kendinize özel bir köşeniz var... Bir filmi baba - oğul birlikte değerlendiriyorsunuz. Biraz da bu köşeden, buradaki iş bölümünden söz eder misin? Mesela filmleri nasıl seçiyorsunuz?
Emre'nin belli bir tür filme sabit kalmasını hiç istemedim. Genelde çocuklar belli bir yaştan sonra kendilerine tutkun oldukları bir tür seçiyorlar ve hep oradan film izliyorlar. Zamanımız çocukları daha çok süper kahramanlı, aksiyonlu fantastik hikâyelere ve filmlere yönlendiriliyorlar. Çünkü orada çok büyük bir ticaret var. Çocuklar da haliyle ikibinlerden önce çekilmiş filmleri belli bir yaştan sonra 'ilkel' ve 'demode' buluyorlar. Emre'nin böyle bir seçiciliği yok. Bunu onun kendi kültür dünyası için sağlamayı çok istiyordum. İzlettiğim filmler, okumasını tavsiye ettiğim romanlar hep bunu sağlamak içindi. Şimdi bana seçeceğimiz film konusunda o an hangi türden film izlemek istediğini söylemesi yeterli oluyor. Bazen "80'ler komedisi" gibi spesifik tanımlar bile yapabiliyor mesela...  
Beraber yazmaya başladığımız ilk zamanlarda yazı kurgusunu sağlam kurabilmesi için ona filmi yazmadan önce 6-7 sorudan oluşan bir liste verirdim. Onları cevaplayınca yazının ana çatısı da çıkmış olurdu. Sonra birlikte düzenlerdik. Yazdıkça artık buna ihtiyaç duymamaya başladı. Eleştirmen gibi yazmasını hiç istemedim zaten, film hakkında ne hissediyorsa onu yazmasını istedim ve öyle yazıyor o da.

Aslında sadece kitapla yetinmedin. Sosyal medyada da bu konuda çalışmaların var. Biraz da onlardan söz etmek ister misin?
Kitabın çıkmasından birkaç ay önce Instagram, Twitter ve Facebook'ta Çocukla Sinema hesaplarını harekete geçirdim. Yaklaşık olarak ikişer-üçer günde bir ebeveynlere farklı yaşlardaki çocuklarıyla izleyebilecekleri filmler tavsiye ediyorum. Kitapta olmayan filmler oluyor bunlar. Ayrıca vizyona yeni giren filmlerden de varsa çocukları ilgilendiren film, hemen o hafta onun hakkında da bilgilendirme yapıyorum. 50 bini aşkın takipçimiz oluştu ve bu sayı sürekli artıyor. Artık bir internet sitemiz de var (cocuklasinema.com) Burada da filmler hakkında değerlendirme yazıları, çeşitli konularda film tavsiyelerinden oluşan listeler, dijital çağda çocuk yetiştirmek üzerine makaleler, haberler ve kısa filmler yer alıyor. Bu site sayesinde ebeveynler filmler hakkında yorumlar yapabilecek, kendi favori listelerini oluşturabilecek ve bunları paylaşabilecekler artık. Böylece ailelerin birbirleriyle etkileşim içine girebilecekleri bir sosyal ortam oluşacak... Çocuklarının ne izlediğini önemseyen, filmlerin iyileştirici gücüne inanan bütün ebeveynleri bekliyoruz.
Ayrıca kitabın devamını da hazırlamaya başladım. Sonbahar aylarına "Ergenle Sinema"yı da yetiştirmeye çalışıyorum...