Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

"Ebru Akel'le Kadın İsterse", yarından itibaren hafta içi her gün canlı yayınla SHOW TV ekranlarında olacak.
Yapımcılığını BBO Yapım'ın üstlendiği programda ünlü sunucu Ebru Akel, hayalini kurduğu hayatı gerçekleştirenleri, pes etmeyenleri ve her şeye rağmen gülümsemekten vazgeçmeyenleri ağırlayacak. Engel tanımayan, kararlı, başarıya ve mucizelere inanan, farklı, cesur, çalışkan ve ilham veren, hayatın içinden insanların öyküleri izleyiciyle buluşacak.

Ebru Akel, izleyicileri gündemin önemli başlıklarıyla yeni güne hazırlarken, uzman konuklarıyla sağlıktan güzelliğe, modadan spora, kültür ve sanattan beslenmeye, kısacası insana ve yaşama dair her şeye bu programda yer verecek. Ekran başındakiler de soru ve görüşleriyle programa dahil olacak.

Ebru Akel, Habertürk'ten Mehmet Çalışkan ile HT Stüdyo'da yaptığı röportajda "Ebru Akel'le Kadın İsterse" ve kendisiyle ilgili soruları şöyle cevaplandırdı;

Yeni programınız "Ebru Akel'le Kadın İsterse", SHOW TV'DE 15 Şubat Pazartesi günü başlayacak. Neler hissediyorsunuz?

"ALLAH'IM BEN SEYİRCİLERE NELER VEREBİLİRİM"
Beni televizyona yapılan her işe böyle her zaman aç ve iştahla saldıran bir çocuk gibi düşünün. Yeni olan her şeye "Allah'ım acaba bu pastanın içinde ne var? Ne yapılabilir? Tadı nasıl? Ben bunu nasıl yapabilirim?" diyerek yola çıkıyorum. "Ebru Akel'le Kadın İsterse"nin formatı bana anlatıldığında bende harmanlanan, bugüne kadar olan, kendimde Ebru olarak biriktirdiğim, yaşım, anneliğim, bu kadar yıldır ekran önünde ve arkasında oluşum gibi hayatta duran bir kadın olarak kendimle bütünleştirdiğim ve özdeşleştirdiğim birçok şeyi düşünerek "Allah'ım ben seyircilere neler verebilirim?" dedim. Bu çok güzel ve pozitif bir şey. Hangi özelliklerinin cezbettiğine gelince; SHOW TV'de olması, seyircilerle sabahları çok erken saatlerde buluşacak olması... Sabah enerjisini çok seviyorum. Canlı yayında seyircilerle buluşacak olmamız, bu interaktif halin ve insana dair her şeyin sabah güneşi gibi güzel anlatılabilmesi hikâyesi beni cezbetti. Kadına, insana, duyguya, duygulara ait olan, her şeye rağmen kadın, erkek, çocuk herkese pozitif bir şeylerden bahsedebilme fikri ilgimi çekti.

"Ebru Akel'le Kadın İsterse"nin felsefesi ne olacak? Hangi yönleriyle izleyiciye yol gösterip, ilham verecek?

"HER GÜNÜN BİR KONUSU OLACAK"

Televizyonu biliyorsunuz. Açtığınızda belki bir diziden, bir programda izlediğiniz, aldığınız bir bilgiden, duyduğunuz bir tariften, gördüğünüz bir görselden, kadından, erkekten, çocuktan, benim hikâyemden, senin hikâyenden, programıma gelip hikâyesini anlatanlardan kendinize bir şey çıkarırsınız. Belki okuma yazma bilmeyen ama dokuz evlat yetiştirmiş, üçünü doktor, ikisini mühendis yapmış bir kadının hikâyesinden bir şeyler çıkarabilirsiniz. Zorlukların içerisinden kendi ayakları üzerinde durmaya geçen bir kadının ya da her başarılı erkeğin arkasında bulunan kadınların hikâyesinden yola çıkmak gibi birçok felsefeyi barındırıyor. İnsana dair, insana dokunabilecek, insan duygularına, insan realitesine dokunabilecek bir program. Tamamı başarının sonucunu anlatacak. Kadın isterse, aslında hayal ettiği her şeyi gerçekleştirip herkese sevgi verebilir. Kadın isterse, tüm zorlukları yenebilir. Kadınla beraber yanında yürüyen eşin, çocuğun, ailenin, bütün o zorlukların üzerinden birlikte nasıl geldiğinin de çok önemi var. "Ebru Akel'le Kadın İsterse"de biz bütün bu hikâyeleri anlatacağız. 15 Şubat Pazartesi günü yayında olacağız. Aslında her şeyden, hayata dair her şeyden bahsedeceğimiz bir program. Canlı yayın olacağı için interaktif olacak. 'Kadın ne isterse yapabilir?'... Evet, çok önemli bir başlık ama sadece kadın olarak algılanmasın. Kadın, erkek, çocuk... Bizi ilgilendiren ve duygularımızı anlatan hikâyelerin aslında nasıl o noktaya geldiğini anlatacağız. Bunun içinde başarı da, başarısızlık da, yol gösterme de var. Bunu uzmanlarla destekleyeceğiz. Ayrıca canlı yayında yemekler yapacağız ama o yemekleri farklı şekilde yapacağız. Her günün bir konusu olacak ve her günün konusuna göre bir konuğu olacak. Birazcık halimizden de bahsediyor olacağız, o günkü günlük halimizden... Sağlık konusu kaçınılmaz, dünya durmaksızın sağlıktan bahsediyor. Şöyle bir bakıldığında beş yıldır içinde bulunduğum ve meraklı da olduğum bir konu aslında, bir birikim var. Dolayısıyla bundan da kaçmak olmaz. Hepsini harmanladığımız değişik ve güzel bir program olacak.

"Ebru Akel'le Kadın İsterse"de yer alacak olan hikâyelere sahip kadınların ortak temel özellikleri neler olacak?

"BÜTÜN KADINLARIN YÜREĞİNDE O DUYGU HEP VAR"
Bence kadınların ortak temel özelliği dünyaya sevgi vermek için gelmiş olmaları. Buna yüzde yüz inanıyorum. İstisnaları geçiyoruz, bu son günlerde izlediğim bir takım haberlerde gerçekten benim de herkes gibi tüylerim diken diken oldu. Annelik hayatta çok önemli. Evlat sahibi olmak, evladına sahip çıkmak ve onu hayatta bildiğin yöntemlerle yetiştirebilmek... Ki bunlar etik, insani, sevgi ve vicdan dolu yöntemler olmalı. Bu, insanda var olan ve geliştirilebilir bir şey. Bu noktadan yola çıkarsan eğer bir kadın olarak hayatta birçok görevin var. Bunlardan birisi eğer annelikse bütün kadınların ortak noktası annelik. Bence anne olmamış, olamamış bütün kadınların yüreğinde o duygu hep var. Anaçlık, sahip çıkma, kavrama, kollama, sevme ve sarılma, kadınların ortak noktası. Bence bu, hayattaki toparlayıcı hal. Kadın belki başbakan yardımcısı olmuş, başbakan olmuş dünyayı yönetiyor. Veya çok önemli bir kurumun başında ve altında binlerce kişi çalışıyor ama o telefon çaldığında eğer arayan onun çocuğuysa dünya duruyor. Ne yaparsan yap. Çocuk, anne - baba, eş ya da sevdiğin, ailenin önemi bence çok çok önemli. Ben özellikle kadınların çok toparlayıcı ve her şeyi bağlayıcı etkisi olduğunu düşünüyorum.

Yer aldığınız programın sadece sunucusu olarak değil de mutfağında da yer almanızın size, programa ve izleyicilere katkısı neler oluyor?

"KADIN ÇALIŞKANDIR"

Programı anlatabilmek için önce onu iyice anlamalıyım. Dolayısıyla programları elime verilen bir kağıttan yola çıkarak sunmuyorum. 22 yaşında SHOW TV ekranlarında ilk evlilik yarışmalarını sunmaya başladığım andan itibaren hep böyle oldu. Hayatımda basamakları çıkarken hep tek bir etiğim vardır; çalışmak, çalışkan olmak... Kadın çalışkandır. Bir şeyi başarmak istiyorsa olmalıdır. Ben çalışırım, o işin mutfağında arkada ne piştiğini bilmeden yersem, neyin eksik olduğuna dair tam bir şey söyleyemem. Çok değerli bir ekiple çalışıyorum, çok değerli editör ekibim ve yapım ekibim var. Onlar tabii ki büyük araştırmalarla ve kurmuş oldukları örgülerle bana güzel bir malzeme veriyorlar. Benim buradaki görevim o malzemeyi en iyi bir şekilde karıştırmak. Dolayısıyla en büyük amacım hem mutfağında olup, hem anlayıp, hem de kendi süzgecimden geçirip seyirciye aktarabilmek. Onun için işin içinde ve her yerinde olmayı seviyorum. Hep böyleydim.

Sizce bir kadının dünyayı değiştirmek için atması gereken ilk adım nedir?

"DÜNYAYI SEVGİ VE İYİLİK KURTARACAK"

'Dünyayı sevgi ve iyilik kurtaracak' diyorum. Bu klişe bir laf fakat pandemi döneminde insanların birbirine ne kadar daha sevgiyle, özveriyle yaklaştığını fark eder olduk. Herkes birbirini biraz daha anlıyor. Çünkü birçok insan, birçok deneyimden geçti. Buna ben de dahilim. Bu dönemde hayatımda birçok şey değişti ve ben de her şeyden çok etkilendim. Anne olarak, kadın olarak, Ebru olarak... Bazen 'Ne yapıyorum ya, çok koşturuyorum, bir dakika bir dur Ebru. Neredesin?' diyorum. Herkesin hayatında oturup düşünmesi gereken bir dönem vardı. Bu süreç, esas ona yaradı. Evlere kapandık, kendimize döndük, birazcık daha düşünmeye başladık; 'Nerede hata yaptık?', 'Neyimiz fazla?', 'Sırtımızdan hangi fazlalıkları atacağız?', 'Neye ihtiyacımız var, gerçekten ihtiyacımız var mı?' gibi derin düşünceler içine girdik. Bence sadeleştik. Sadelikle birlikte sevdiklerimize sevgiyi daha net verebildik. Çünkü 'Ben seni ararım birazdan hadi kapat' dediğimiz insanları şimdi görmek için gün sayıyoruz. Sevdiklerinin yanında maske takıyorsun, 'acaba aşı oldu mu?' diye kolluyorsun. Onlara önemle ve başka bir ihtişamla, ihtimamla yaklaşıyorsun.

İnsanın insana ne kadar bağlı olduğunu ve ihtiyacı olduğunu anladık herhalde...

"NEYİN İÇİNDEN GEÇİYORUZ?"

Bence dünya birbirine bağlandı. Umarım pandemiden sonra da devam eder. Bir kere bu dersi aldık. Bu yüzyılda başımıza gelebilecek çok zorlu bir süreç... Çok kayıplar yaşandı, inanılabilir gibi değil... Neyin içinden geçiyoruz? Bu dönemde eğer sağlıklıysan, aklın ve zihnin yerindeyse şanslısın. İşlerini kaybedenler oldu, ailelerinden büyüklerini kaybedenler oldu, depresyona girenler oldu. Bu zorluğun içinden pozitife dönüp kendine yeni iş imkanları sağlayabilenler de oldu.

Çocuklar okula gidemiyor, en büyük sorunlardan birisi de bu...

"ÜLKE OLARAK BİRÇOK KONUDA ÖNDE GİTTİK"

Sağlık bakanlığımızın ve sağlık altyapımızın bu kadar kuvvetli olması, devlet büyüklerimizin durumu bu kadar önemli ve hassas bir şekilde yönetiyor olması çok önemli. Zaten biz ülke olarak birçok konuda çok önde gittik. Aşılanma oranlarına baktığında dünyadaki küçük nüfuslu ülkelerin aşı sıralamasında, insanlara aşı gelme sırasında nerelerde olduğunu görüyoruz. Yurt dışında yaşayan bir arkadaşım paylaştı, inanamadım. Bence çok hızlı ilerliyoruz ve her şey çok ciddi bir tempoda işliyor. Okulların açılması konusunun da en kısa zamanda önlemlerle birlikte gerektiği şekilde olumluya döneceğini düşünüyorum.

Çocuklar, yine de bu dönemde çok güçlü durup aklı selim davrandılar...

"ÇOCUKLAR İYİ İDARE ETTİ"
Kesinlikle öyle. Bu dönem çocukları sabah sekiz buçukta 'Burası artık senin okulun, bu ekrana bakacaksın, arkadaşların ve öğretmenlerin orada' dedik. Çocuklar, pandemiden beri evdeler. Benimki daha ilkokul birdeydi. Birinci ve ikinci sınıf hayatı böyle geçti. Allah'tan bir anaokulu geçmişi var da okul, arkadaş, öğretmen otoritesi vesaire gibi okul bilincine sahip. İyi idare ettiler. Bence bütün çocuklar bu yılın kahramanları. Birinci olarak sağlık çalışanları tabii. Zaten Dünya Sağlık Örgütü de 2021'i 'Dünya Sağlık Çalışanları Yılı' ilan etti.

Hayalini kurduğunuz hayatı mı yaşıyorsunuz? O hayatı yaşama adına ilham aldığınız bir kadın vardır mutlaka. O kadın kimdi?

"FİKİRLER ALIR, ONLARI BİRİKTİRİRİM"

Hiç düşünmemiştim Mehmet, şu an bana çok enteresan bir şey soruyorsun. Ben çok uzun vadeli planlar yapmayı seven, büyük sözler sarfetmeyi seven biri değilim. Daha çok anda, bugünde, bugün var olanlarla, ne yapabildiklerimle ilgilenen bir insanım. Hayattaki yol göstericilerim; duyduklarım, gördüklerim, yaşadıklarım ve hissettiklerim o anda ne hissettiğim çok önemli. Mesela çok kararsız bir insanımdır biliyor musun? Dünyanın en kararsız insanıyım. Bir şeye karar verene kadar kırk dereden su getiririm. Güvendiğim danışmanlarım, ajansım, ailemden birkaç kişiyle oturur, konuşuruz. Fikirleri alır, onları biriktiririm. En sonunda da 'Ebru bence bunu yapar' dediğin şeyin belki de tam tersini yapabilirim. O nedir biliyor musun? İçgüdü. İçgüdülerimle hareket etmeyi seviyorum. Akıl, mantık, birikim hepsini harmanlıyorum. Güçlü kadın öğrenmeye açık kadındır. Güçlü kadın hayallerinin peşinde koşarken, tökezleyip, ayağa kalktığında yılmayan kadındır. Onun için buna örnek olarak annemi ve ablalarımı da verebilirim. Benim yıllardır çok sevdiğim, çiçekçi bir kadınım var, çocuğunu kucağında büyütür ve çiçek satar. Bence o çok güçlü bir kadın. Benim örneklerim böyle kadınlar. Benim örneklerim kendilerine, zorluklarına rağmen hayata tutunup gidebilen kadınlar.

Güzel bir laf vardır, "Hayallerimin çoğunu gerçekleştiremeyebilirim ama beni hayal kurmaktan kim alıkoyabilir ki?"

"GEL İŞİN İÇİNDEN ÇIK"

Çok güzelmiş. Beni hayal kurmaktan kimse alıkoyamaz. Balık burcuyum, yükselenim boğa, geçenlerde ay burcumu buldular, o da ikizler. Gel işin içinden çık.

Bir kadının gücünü hangi güçle mukayese etseniz yeterli derecede ifade etmiş olursunuz. O gücü zayıflatan ve engelleyen unsurlar sizce nelerdir?

"BÖYLE BİR İNSANDAN KİME NE ZARAR GELEBİLİR Kİ?"

Fiziksel güç tartışılabilir, çünkü kadının fiziksel gücü belli. Ama duygusal güçten ve duygusal yükü yüklenme gücünden bahsedecek olursak kadın - erkek diye ayırmak istemiyorum. Eğer vicdanlı, sevgi doluysan, doğaya, insana, hayvana, her şeye hassas yaklaşabiliyorsan güçlüsündür. Mesela geçenlerde bir arkadaşımla telefonla konuşuyorduk; 'Ebru bir dakika kapatmam gerek' dedi. 'Ne oldu?' diye sordum, 'Yerde yaralı bir martı gördüm' dedi. Sonra martıyı alıp veterinere götürmüş. Yabani bir hayvan ve zor tutmuşlar, kanatları kırıkmış . Bu acayip bir duyarlılık, böyle bir insandan kime zarar gelebilir ki?

Yabani bir hayvana bile bu hassasiyeti gösterebiliyorsa...

"GERÇEKTEN HİSSEDEREK YAPMAYI SEVİYORUM"

Evcil bir hayvan olmadığı halde, kendine zarar verebilme ihtimaline karşın onu alıp veterinere götürmek çok güzel bir davranış. Kadın, erkek, çocuk diye ayırmak istemiyorum. Bu, duygusal doygunluğu tamamlanmış insanların yolculuğudur. Kişisel gelişimler, meditasyonlar boşuna değil. Çünkü herkes kendi içinde daha iyiyi aramaya başlıyor. Bunu eskiden biz konuşmadan da inancımızla, duamızla, niyetimizle yapıyorduk ama şimdi herkes bunu biraz daha paylaşıyor. Çünkü dünyanın iyiliğe ve sevgiye ihtiyacı var. İnsanlar bununla kenetleniyor ve güçleniyor, pozitiflik bununla beraber geliyor. Ben biraz kendiyle uğraşmayı seven bir tipim. Öğrendiğim tek bir şey var; bütün dünya dillerinde ortak bir şey bu, gerçek olmak... Sen gerçeksen ve o anda kendinle tamamlanmış bir haldeysen bütün o bloklarından kırılmış, omuzlarındaki yükleri atmış, ne istediğini bilen bir insansan, her dilde, herkesle anlaşırsın. O zamandan sonra 'hayatımda neyi istiyorum, neyi istemiyorum', 'kim dostum, kim arkadaşım, kim tanıdığım, bunların ayrımları neler',' hangisi bana ne hissettiriyor, bana bir şey hissettirmeyen insanlarla ben nasıl bir diyalog kuruyorum'u daha iyi anladım. 'Mış' gibi yapmayı sevmiyorum. Gerçekten hissederek yapmayı seviyorum. Onun için kendimle uğraşmaya başladığım dönemler, o dönemlere denk gelir. Son dönemde bu farkındalık ve farkındalığın boyutları, karakter analizleri vesaire derken şunu gördüm; hepimiz doğduğumuzda anne ve babamız tarafından bize konan bir programla yetişiriz. Onlar da aslında kendi anne ve babalarından görmüş olduklarını bize öğretirler. Herkes çok şanslı olmayabilir, bazıları çok şanslı olabilir, bazılarının almış olduğu programda yöneldiği şeylerde desteklenmiş olduğu her şey, sevgiyi algılama şekli bile farklı olabilir. Bu yüzden farklı farklı insanlar var. Ne zaman kendine rağmen bir şeyleri fark edip, 'Acaba bu böyle olmasa ne oluyor?' dediğinde, 'hayır doğru yapmıyorsun aslında yapman gereken bu' diye o içimizdeki yargıç devreye giriyor. İçimizde sürekli bizi eleştiren tarafımız da var. 'Acaba o programa karşı mı geliyoruz?' diye kendimizi öyle hissediyor olabiliriz. Bütün bunları anlamakla ilgili yolculuklardayım ve bu bana anlatırken biraz zor gibi gelse de içine girdiğinde çok keyifli, çok güzel. Bu benim hem iletişimde, hem sosyolojide hem konuğumu ağırlarken, senin gözünün içine bakarken, senin benden beklentin, benim sendeki beklentilerimi tartmaya çalışırken cebimde bir rehber.

Her iyiden daha iyi olan bir iyi vardır felsefesinden yola çıkarsak, daima iyi bir Ebru Akel olabilmek için temel tavrınız nedir?

"ELİMDEN GELENİ YAPIYORUM"

İyi miyim Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum ama elimden geleni yapıyorum.

Böyle bir kariyere sahip olan birisi iyidir...

"BUNUN HAKKINI VERMEK LAZIM"

Kendimi anlatmak çok kolay bir şey değil. Çok disiplinli olduğumu söyleyebilirim. Kendime öz saygım, öz sevgim var. Çevreme de aynı şekilde... Bunlar beni iyileştiren unsurlar. Örneğin şu saatte orada olmam gerektiğini biliyorsam, olmalıyım. Sana 'on ikiyi yirmi geçe oradayım' dersem, on ikiyi yirmi üç geçe gelmemeliyim. Zamanlama çok önemli, zamanlama hayattaki her şey, matematik gibi... Eğer zamanlamayı iyi planlayabiliyorsan hayatını iyi planlayabiliyorsundur. Bunun üzerine de çok çalıştım. Zaman problemim vardıysa da onu çözdüm. İnsana karşı anlayışta, sevgide, yaklaşımda eksikliklerimin nerede olduğunu bulmaya çalıştım. Çünkü ben fazla koşturan bir tipim ama bu yorucu bir koşturma gibi gelmesin sana, aklımda planlıyım. Ama onu yaparken bazen kaptırıyorum kendimi. Bir bakıyorum arabaya binerken kafamı çarpmışım, Neden? Çünkü kafamda bin tane düşünce var. Bazen sana bir şeyler 'Bir dur, bir dinlen bakalım, bir düşün, nerede ne yapıyorsun?' diyor. Disiplinli bir şekilde, zamanlamayı iyi ayarlayarak ve bunu içine sindirerek yaptığın zaman yaptığın her şeyden de zevk alıyorsun, her neye emek veriyorsan yaptığının sonucunda görebiliyorsun. Beni bilirler; bant yayınları da canlı yayın gibi belli bir süre içerisinde çekilir. Çünkü tempo odur, o alışılmıştır. Benim setlerim hep hızlıdır, hazır giderim, bana verilen görevi elimden geldiğince Allah'ıma çok şükürler olsun ki yapmaya çalışırım. Gelen insanın oraya ayırdığı kıyafete, söyleyeceği söze, oturduğu koltuğa her şeye dikkat ederim. O zaten kendine o özeni vererek oraya gelmiş, o değeri ona vermem lazım. Sen bana konuksan, ben sana konuksam, bu hayatta zamandan çalmaktır ve bunun hakkını vermek lazım.

Pes etmemekle zordan kaçınma arasında derin bir boşluk vardır. O boşluğa düşmemek için ne yapıyorsunuz?

"ARKADAŞLARIM BANA JOKER DER"

Hepimiz insanız ve hiçbirimiz mükemmel değiliz. Ben de kendimce çabalıyorum ama sonuçta bir anne ve babanın çocuğu, bir anne ve bir kadınım. Kendimle olan duygusal yanım ve bağım çok güçlü. Bencilce düşünen bir tarafım yoktur. Hayatta daha çok paylaşmaya ve vermeye yönelik bir şeyler yapmayı planlarım. Onun için arkadaşlarım bana 'joker' der. "Bu kadar da joker olma, biraz kendine dön" derler. Tabii ki bu kadar hassas bir noktadayken ne olursan ol, bu ışıkların altından çekilip makyajımı çıkardığımda, evde eşofmanlarımla çocuğumun peşinden koşup yemek yapmaya çalışan, onu derse yetiştirmeye çalışan bir kadınım. Ya da sevgi, aşk beklentilerim, hayattaki başarısızlıklarım... Ne yazık ki bunları da yaşamış bir insanım. 2020'de sekiz yıllık evliliğim bitti ve tabii ki hiç kimse boşanmak için evlenmez ama hayat böyle şeyler getirdi ve bir yerde yollarımız ayrıldı. Bir tek şeyi düşündüm; bir şeyi zorlamak hiç kimse için iyi değil. Orada teslimiyet ve akışta olmak ve gerçekten sakin durabilmek çok önemli. O sakinlikte durabildiğimi düşünüyorum. Ben bocaladığım zaman eğer hiçbir şey yapmadan duruyorsam, düşünüyorumdur. Ve o düşünme bence çok değerli. Belki kendimi öyle kurtarıyorum. Tabii ki özellikle bu pandemi döneminde, bu sıkıntılı dönemlerde, kendimi spora, yogaya ve okumaya vermek bana çok iyi geldi. İnsanın kendi çıkışı kendi içinde, hiçbir şeye rağmen değil, birine rağmen falan olamıyor. Ne oluyorsa kendine rağmen oluyor.

Anne olduktan sonra oğlunuz sizde hangi değişimlere neden oldu?

"DAHA RENKLİ DAHA MUTLU BİR EBRU OLDUM"

Uykusuz her gece... Eren yedi buçuk yaşında Allah'a şükürler olsun, iyi ki geldi, iyi ki beni anne olarak seçerek oğlum oldu. Hayatta evlat sahibi olmak bambaşka bir şey. Onunla beraber her şey çok daha anlamlı geliyor. Eren'den sonra hayatımda ne değiştiğine gelince; zaten çok uyuyan bir insan değilimdir ama tabii Eren büyüme sürecindeyken ve meraklı da bir tip olduğum için daha az uyuyarak geçirdiğim bir dönem oldu. Onunla beraber çok şey öğrenmeye başladım. Çocuk dünyasına girmek bence çok saf ve çok keyifli. Çocuk şarkıları, çocuk oyuncakları... Bir de ben oynayan da bir anneyim, onu da çok seviyorum çünkü onun dünyasına giriyorum. Bundan daha güzel bir terapi olamaz. Dolayısıyla onunla beraber hayatımda başka, daha renkli, daha mutlu bir Ebru oldum.

Benim en sevdiğim yanı çocukluğuma dönüyor olmak...

"O DA ÇOK SEVİYOR"

Aynen öyle. Tabii benim çocukluğumdaki hikâyelerimle aynı değil. Ben erkek çocuğu gibi bisiklete binip, ip atlayıp, koşturup, uzun atlama oynardım. Bizim hikâyemizde böyle tabletler yoktu. Eren'e çok küçük yaşlardan itibaren hayal kurmak, onları gerçekleştirmek, hayvanları konuşturmak, oyuncaklarını canlandırmak gibi şeyleri vermeye çalıştık. O da çok seviyor. Hatta benimle, 'Konuşan Hayvanlar' filminde gidip sevgili yönetmenimiz Mustafa Kotan ile konuşup bir sahne oynadı.

Oyunculuk size ne ifade ediyor? Kariyer tablonuza bakarsanız ne hissediyorsunuz?

"OYUNCULUĞU ÇOK SEVİYORUM"

Tabii ki çok televizyon ağırlıklı, çok program ağırlıklı çalışıyorum. Özellikle son zamanda tercihen de biraz daha buraya yöneldim. Çünkü televizyonda olmak, canlı yayında olmak, bir programın içinde olmak bana hep sahnede bir rol canlandırmak gibi gelmiştir. Farklı kimliklerimden biri. Allah'a çok şükür çok severek ve iştahla yapabildiğim bir iş. Oyunculuksa bambaşka bir şey. Birkaç sinema filmi, hatırı sayılır birkaç dizi, bilinen birkaç işim vardır. Onları yaparken de çok zevk aldım. Oyunculuğu çok seviyorum çünkü o başka bir yolculuk, başka bir dünya ve ona olan iştahım da her zaman çok yüksek. Bilmiyorum, dönemsel olarak hayatıma gelen şeyleri en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştığımı düşünüyorum. Kariyer tabloma da bakarsak, nasıl değerlendirilir bilmiyorum.

FOTOĞRAFLAR: Koray ERDEMİR

Önemli filmlerde rol aldınız...

"SEVEREK YAPTIĞIM İŞLERİN İÇİNDE OLDUM"

Çok şükür ama tabii ki bunun sonu yok. İnsan neler yapmak istiyor aslında ama çok şükür. Gerçekten dönüp baktığımda hep mutlu olduğum işlerin içinde olmuşum. Pişmanlıklarım var mı? Kaçırdığım işler var mesela. Herkesin vardır. Onları da zaman içerisinde öyle olması gerektiği için kabulleniyorsunuz. Ama bu kafaya gelebilmek için biraz olgunlaşmak gerekiyor. 30 yaş öncesi hırslarımız, meraklarımız, yapmak istediklerimiz, 30 - 40 yaş arası, sonrası, şimdi bulunduğun dönem, annelik sonrası aslında kariyerimin de yaşamımın da birçok dönemi var. Verdiğim kararların, hatalarımın, yanlışlarımın, başarıysa başarının da aynı şekilde. Oyunculuktan asla koptuğumu söyleyemem. Aslında Eren doğduğundan beri hep ekrandayım, bir şekilde güzel programların içinde oldum. Severek yaptığım işlerin içinde oldum. Bunların içinde bir tane televizyon dizisiyle bir de sinema filmi oldu. Tabii ki bazen setlerin çalışma saatleri ve koşulları benim yaşam tempoma çok uymadı. Eren bir yaşındaydı, çok güzel bir dizi senaryosu geldi ama nasıl güzel. Beş bölüm birden okudum, 'Ne yapacağız?' dedim. Zeynep ile oturduk, konuştuk. Eren bir yaşında değildi. Dizi de o yaz başlayacaktı. Kararlar ve seçimler... Ben 'Oğlumu ilk kez denize sokup onunla doğum gününü kutlayacağım' dedim, setlerde olamazdım. Hayatımda böyle seçimler yapmak zorunda da kaldım. Bu yüzden de televizyona biraz daha ağırlık verdiğim bir dönem olmuş olabilir.

Türk sinemasının durumunu nasıl analiz edersiniz?

"TOPLUM OLARAK DUYGUSAL TARAFIMIZ VAR"

Bence yapılan işler dünya standartlarında ve çekim teknikleri çok gelişti. Festivallere gidiyoruz, ödüller alıyoruz, yönetmenlerimiz dünyada alkışlanıyor. Dünyada film fuarlarına gidildiğinde alkışlanıyoruz, bütün oyuncu arkadaşlarımızın boy boy fotoğraflarını görüyoruz. Bu hem yapımların hem oyuncuların hem de bu işin arka planında olan herkesin başarısı. Dolayısıyla sinema sektörü gerçekten yükselişte. Bence bizim toplum olarak duygusal bir tarafımız var. Bizim hikâyelerimizin özgünlüğündeki o gerçeklik seyirciyi vuruyor. Dokusuyla, müziğiyle, ülkemizin görsel zenginliğiyle ve her şeyle bütünleşerek çok güzel, çok kaliteli filmler ortaya çıkıyor. 2005'te çekilen 'Organize İşler' geçen akşam yayınlanmış, düşün on altı yıl olmuş ama yine on tane mesaj aldım. Ve tabii ki oyunculukların dünya standartlarında çok değerli olması, ülkemizin yetiştirdiği çok değerli sanatçıların olması da etkenler arasında. Bu işi ciddiye alıyoruz ve sinema sektörü de her geçen gün yükseliyor. Evet, tabii ki insanlar komedi seviyor, festival filmlerini de izliyorlar ama gişe yapan filmler denen bir gerçek de var, çoluk çocuk aile gidip izlenebilen türden filmler. Tercihen yapılan filmler var. Zaten bu da böyle bir yolculuk. Sinema da böyle bir şey.

Organize İşler (2005)