Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Muharrem SARIKAYA / Habertürk Gazetesi Yazarı

İster ülkesine her zaman sahip çıkan halkın genetiklerine işlemiş 1920 ruhu deyin... Dilerseniz, “Adnan Menderes ile Deniz Gezmiş taraftarlarını buluşturan darbe karşıtı bilinç, aile kültürü...” Veya geçmişte darbelerden çok çekmiş halkın, temel hak ve özgürlükleri için yaşamını ortaya koyması...  Ya da bir ağ hareketinin, çağrı üzerine sokaklara hâkim olma başarısı olarak yorumlayın... Türkiye’de 15 Temmuz günü yaşananların sosyolojik analizini yapan çok olacak; eminim ki hepsi de aynı noktada buluşacak: “Halk demokrasisi...” Bunu en iyi özetleyecek olan da, Ankara ve İstanbul üzerinde uçan ve bomba yağdıran F-16’ların, helikopterlerin kalktığı Akıncı Kışlası’na yürüyen Kazan halkının tutumudur... Akıncı Kışlası önünde bir subayın ateşi sonucu iki bacağından yaralanan Kazan eşrafından 70 yaşındaki Mustafa Zorova’nın Anadolu’nun arı Türkçe’siyle anlatımı da bunun göstergesi: “İnkılap oluyormuş Menderes’e yapıldığı gibi, askeriye hükümeti deviriyormuş dediler. Canı isteyen, Tayyip’i, vatanını kurtarmak isteyen gelsin dediler; ben de Şırnak’ta askerliğini bitirip yeni gelen torunumu daha görmeden yola düştüm.” Meydanlara çıkanların genelinin özelliğinde de 70 yaşındaki Mustafa Zorova’yı evinden çıkarıp, traktör üzerinde askeri birliğin önüne kadar götüren bilinçten başka bir şey yoktu.

MENDERES-DENİZ RUHU

Çoğunluğu 40 yaş üstü, ailesinden, yakınlarından darbenin yarattığı travmaları dinlemiş veya bizzat yaşamış “genel kamuoyu” hareketine tanıklık edildi. Kamuoyunun harekete geçmesinde birinci rolü de örgütlü siyasi yapılar ve merkez medya oynadı. Sonrasında meydanları tutan kitle hareketi geldi. Genel kamuoyu ve onları harekete geçirenlerin başarısının gerisinde yatan da farklı siyasi görüş ve ideolojiden geliyor olmaları. Çünkü darbenin yarattığı olumsuzluk, hafızalarındaki bir sandıkta henüz çürümemiş halde olduğu gibi duruyor. O nedenle darbeye direnenlerin “Menderes ile Deniz hattında buluşan ruhun temsilcileri” olduğunu daha rahat söyleyebilirim.

SİYASETİN BAŞARISI

Çünkü yaşamlarında bugüne kadar üç darbeye tanıklık ettiler; darbenin yaşamlarına etkisini on yıllarca hissettiler. Örgütlü siyasi yapının, yani siyasi parti liderleri ve sivil toplum örgütlerinin ilk dakikadan itibaren sergilediği darbe karşıtı duruş önemliydi. Özellikle ilk andan itibaren önce Başbakan Binali Yıldırım’ın darbe girişiminin “FETÖ tarafından” yapılmak istendiğini ilan etmesi; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kitleleri meydanlara daveti; CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun TV kanallarına bağlanıp darbeye karşı direneceklerini açıklaması, milletvekillerinin TBMM’ye ilk gidenler olması; MHP lideri Bahçeli’nin sokaktaki çatışmalara rağmen parti merkezine giderek darbeye karşı duruşunu koyması, Başbakan’ı arayıp “Yanınızdayız” demesi önemliydi. HDP’nin tüm sorunlarını bir kenara bırakarak darbe karşıtı duruşu da kayda değerdi. O GECE HABERTÜRK... Merkez Medya’ya gelirsek... Darbe girişiminin başladığı dakikalardan itibaren o geceyi haberin merkezinde yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, eğer darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandıysa burada merkez medyanın rolü büyük. Habertürk kadar CNNTürk, NTV ve Fox’un arasında yer aldığı haber kanallarının çok yüksek oranlı payı var. O gece yaşadıklarım da bunun tanığı. İstanbul’da Nevizade’de balık yemek için daha yeni oturmuş, siparişi dahi vermemiştik ki telefonum çaldı. Arayan öğretim üyesi bir dostumdu. Ankara’da hareketliliğin yaşandığını, farklı yerlerden hoş olmayan haberlerin gelmekte olduğunu belirtti. Tam o sırada, “Evin üzerinden bir jet alçak uçarak hızla geçti” dedi. Ardından arayan ve Gölbaşı’na yakın bölgede oturan diplomat arkadaşım da büyük patlama sesleri duyulduğunu söyledi. Telefonda güvenlikle ilgili birimde çalışan arkadaşım “İstanbul’a karayolu ile giden bir yakınının, askerlerin köprüye doğru ilerlemekte olduğunu söylediğini” aktardı, “Sanırım darbe girişimi var” dediğinde ben çoktan arkadaşlarımdan izin isteyip Nevizade’den İstiklal Caddesi’ne çıkmıştım. Koşar adım Habertürk’ün Taksim’deki merkezine giderken, bir yandan da Ankara ve İstanbul’daki arkadaşlarımla konuştum. Çevremde bir olağanüstülük yoktu, İstiklal Caddesi hafta sonu olmasına karşın her zamankinden daha sakindi. Taksim’de ve Habertürk önünde de bir olumsuzluk yoktu.



DARBEYE KARŞI DURUŞ

Hızla 8. kattaki Yazı İşleri’ne çıktım, Genel Yayın Yönetmenimiz Selçuk Tepeli’yi, Genel Yayın Yönetmen Yardımcımız Kürşad Oğuz’un odasında değerlendirme yaparken buldum. “Sana gelen bilgi doğru çıktı” diye söze girdi Kürşad, köprüye askerin geldiği bilgisi de o dakikalarda ulaştı. Selçuk, Yönetim Kurulu Başkanımız Kenan Tekdağ’ı arayıp durumu özetledi. Tekdağ’ın telefondan yansıyan sesi netti: “Kargaşa var, yollar kapanıyor ama her halükârda geliyorum.” Habertürk’ün 5 kilometre ilerisinde otomobilini terk edip, yokuşu tırmanarak ter içinde binaya ulaştı. Medya grubunun yöneticilerini Habertürk televizyonumuzun bulunduğu 2. kata çağırdı. Tekdağ, her zamanki sakin üslubuyla Selçuk Tepeli’ye, “Birinci sayfamızda sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan, CHP ve MHP liderlerinin darbe karşıtı sözleri olsun” dedi. Ardından Habertürk TV Genel Müdürü Veyis Ateş ile Bloomberg HT Genel Müdürü Cem Coşkun ve Genel Yönetmen Cüneyt Başaran’a şunları söyledi: “Demokrasiye sahip çıkan, darbe karşıtı yayın yapalım; darbeye destek veren tek bir kişiyi dahi ekranda göstermeyelim. Meşru olanların, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis’te temsil edilen siyasi partilerin lider ve temsilcilerinin sözlerine yer verelim.” Show TV, Habertürk internet sitesi ve diğer yayın organlarının başındaki arkadaşlarımıza da telefonda benzer sözleri iletti. Nedendir bilinmez cesaretlendim, kaygıdan arındım. Habertürk TV’deki bir bilgisayarın başına geçip, şehir baskısı için “Demokrasiye sahip çıkma günüdür” başlıklı köşe yazımı yeniledim.



SİLAH SESLERİ ARASINDA

Habertürk TV’nin yayını darbeye karşı duruş gösteren zeminde sürerken; diğer haber kanalları da aynı tavrı sergilemeye başladı. Haber merkezinin girişine, herhangi bir baskınla karşılaşmamız halinde anında canlı yayına girecek kamera düzeni kuruldu. İlginçtir başka zaman olsa hayıflanıp üzüleceğim, CNNTürk’te arkadaşlarım Hande Fırat ile Abdülkadir Selvi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile cep telefonlu röportajı sadece bana değil, bütün büroya mutluluk verdi. Hatta televizyondaki arkadaşlarım CNNTürk’ün o anlarını Habertürk ortak yayını haline dönüştürmekten çekinmedi. Tam bunlar yaşanırken Taksim’den silah sesleri geliyordu. Bir süre sonra da muhtemelen bir tanktan atılan top sesi bizi yerimizden sarstı. Tekdağ’ın da bulunduğu, çalıştığımız odanın dibinde ağır makineli tüfeklerin kullanıldığı çatışma çıktı. Bir süre sonra da bir jet hızla Habertürk’ün üzerine alçalıp, sonik patlama yaratarak arka arkaya sorti yaparken, yer gök sarsıntıdan inliyordu.

TEK GÜVENCE

Bütün bunlar olurken de Yönetim Kurulu Başkanı’ndan muhabirine, Genel Yayın Yönetmeni’nden yazarına, kameramanından spikerine, kat görevlisinden şoförüne kadar herkes dayanışma içinde, her patlamada bilye gibi yerlere savrulup, mıknatıs çeker gibi anında yayın masasının etrafında buluşup darbe karşıtı yayına devam etmenin hazzı içinde çalışıyordu. Hem de CNNTürk’ün basılmasını yayınına yansıttığı, bir darbeci grubun da Habertürk’ü basmak için yolda olduğu haberlerinin ulaştığı sırada tek güvencemiz vardı; koridora yerleştirilen canlı yayın kamerası... Gözlerinden ertesi gün öğle saatlerine kadar bir tek damla uyku, yorgunluk düşmedi; hepsi canla başla yayını sürükledi. Darbe karşıtı mesajları ekranlarından boca ederken, halkın sokaklarda darbecileri engellediğini tüm Türkiye’ye duyururken tanığım ki, tüm arkadaşlarımın bir hedefi vardı; demokrasiye sahip çıkmak... Başardılar da...