ARKADAŞLARIM, İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer’in sözlerini önüme koyduğunda önce inanamadım.

Müdürle konuşan arkadaşımız tecrübeli bir muhabirimizdi.


Acaba yanlış bir anlama, aktarma söz konusu mu diye düşünürken, aynı sözler devletin ajansından da önüme düştü.

İstanbul Milli Eğitim Müdürü açıkça, lisede toplu namaz kılınması için "Yanlış bir uygulama değil" diyordu.

Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i aradım.

* * *

O sırada Meclis’teki görüşmelerdeydi.

Ona müdürün sözlerini aynen aktardım.

Çelik, "Dün gece televizyondaki yayın sırasında müdür konuştu, ben de dinledim. Öyle bir şey söylemedi. Görüntüleri inceleteceğini belirtti" dedi.

Ama yine de müdürü arayıp durumu soracağını söyledi.

Nitekim biraz sonra döndü. Müdürle konuşmuş.

Müdür, "Türkiye’de inanç ve ibadet özgürlüğü olduğunu" tekrarlamış.

Buna kimsenin diyeceği bir şey yok.

Ama bakana "Bu uygulama yanlış değil" dediğini söylememiş.

Bunun üzerine çok direkt bir ifadeyle bakana şunu sordum:

"Sizce bu uygulama doğru mu, yanlış mı?"

Bakanın cevabı da aynen şöyle oldu:

"Böyle bir uygulama yok ki, doğru veya yanlış diyelim."

Evet bakan liselerde böyle bir uygulamanın olmadığını söylüyor, ama Milli Eğitim Müdürü toplu namazın "yanlış olmadığını" söylüyor.

Milli Eğitim Bakanı Çelik’e bir soru daha sordum.

Bakanlığa bağlı okullarda hiç mescit uygulaması yok mu?

Yatılı okullarda, ibadet yerlerine uzak bazı meslek okullarında mescitler varmış.

Ama şehir içindeki liselerde böyle bir uygulamanın olmadığını ifade etti.

* * *

Kurulduğu günden beri AKP hükümetinin üyelerine anlatmak istediğim şey işte bu.

İnsanların kafasında soru işareti uyandıracak bu gibi yerel uygulamalara şiddetle karşı çıkmak gerekiyor.

Ne demek devletin lisesinde toplu namaza izin vermek?

Benim "bölücülük" dediğim şey işte tam bu.

Bazı kişiler rejimin üzerinde anlaştığı temel uygulamaları orasından burasından delmek, oraya buraya kendi küçük ideolojilerini sokuşturmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bu kişilerin davranışlarında hiç hafifletici neden aramamak gerekir.

Neden mi?

Çünkü, bu ülkenin insanlarını, onları birleştirmesi gereken en temel kavramlar üzerinde kavgaya götürüyorlar.

"Canım bunda ne var. Bazı liseli çocuklar namaz kılmak istemiş, müdür de onlara kolaylık sağlamış."

İş bu kadar basit mi?

Bu durumda böyle bir uygulamaya itiraz eden insan da "din düşmanı" oluyor.

* * *

Bu olay bir kere daha gösterdi ki, eğer merkezde bir yerde buluşmak için hepimiz kendi evimizi düzeltmeye başlayacaksak, başlamamız gereken yer tam burasıdır.

Bu mahalli "sokuşturmacılara" mani olmalıyız.

En önce de AKP buna mani olmalı. Çünkü bu insanlar, AKP’ye yaranacaklarını düşünerek buna kalkışıyorlar.

Artık hepimiz şunu kabul edelim.

Bu ülkede, kimse kimsenin ibadetine karışmaz, karışamaz.

Bunu devletin liselerinde yapmaya kalkarsanız, işin rengi değişir.

Evinde, camide, kendine ait özel işyerinde namaz kılmak isteyen kimseye mani olan yok.

İbadeti, okulda derse ayrılan zamana taşımak isterseniz, bu ülkenin yerleşmiş eğitim sisteminin temeline dinamit koyarsınız.

AKP merkeze gelmek istiyor.

Bu konuda samimi girişimleri de var.

Ama samimiyet sadece listelere konan adaylarla ispatlanmıyor.

Samimiyeti asıl, hayatın her alanına kendi dini ideolojisini sokuşturmaya kalkan bu insanlara karşı göstermelidir.

Hepimiz, bu küçük insanlardan, onların bizi sinirlendiren küçük davranışlarından, sokuşturma adaplarından sıkıldık, yorulduk.

* * *

Anadolu Ajansı, akşam saatlerinde Ata Özer’in yaptığı şu düzeltme açıklamasını geçti:

"Bu ülkede din ve vicdan özgürlüğü var. İbadet yapacak olan kişi temiz olan her yerde ibadetini yapar, ama bu okul olmamalı anlamında kullanmıştır".

Bu açıklamanın Çelik’in telefonundan sonra yapıldığını bilelim.