Yasemin Çongar eski arkadaşımdır. Dün de Genelkurmay'ın kişiye özel muhtırası yayınlandığı saatlerde Washington'da, Yasemin'le buluşmak için hazırlanıyordum.

Genelkurmay'ın geçen hafta Hudson Enstitüsü'ndeki senaryo çalışmasına askeri yetkililerin katılımıyla ilgili yaptığı açıklama, zaten bir dizi talihsizlikle başlayan Washington ziyaretimi tam bir kâbusa dönüştürdü. Beni buraya getiren, bu şehirdeki en bağımsız düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings Enstitüsü'nün "Türkiye 2007" Forumu'nda konuşmacı olarak davet edilmemdi.

Başta, Brookings'de Türkiye 2007 Forumu'nu yöneten ABD'nin eski Ankara büyükelçisi Mark Parris'ten gelen bu davete pek sevinmiştim. Tabii iki hafta önce davete "Evet" derken, "Washington'daki düşünce kuruluşu" sözcüğünün bir anda Türkiye'nin bir numaralı siyasi polemiğine dönüşeceğini, yoğun hava trafiğinin Amerika'da yaz aylarında uçaklarda saatler süren rötarlar anlamına geldiğini, Washington'un inanılmaz nemli sıcağını ve 18 saatlik seyahat sonrasında kendimi otel odama attığımda beni orada bekleyen iğrenç bir fareyle karşı karşıya geleceğimi hesaba katmamıştım!

Ben tam Amerika'ya uçmadan önce Hudson Enstitüsü olayı patladı. "Hay Allah" diye düşündüm, "Şimdi Türkiye'de herkes bu konferansı Hudson'dakine benzer bir 'senaryo çalışması' sanacak, sağda solda komplo teorileri üretilecek."

Ardından Brookings Enstitüsü'nde geçen ay yapılan bir toplantıda bir gazetecinin Başbakan Erdoğan'la ilgili ortaya attığı iddialar bir anda internette ufak bir skandala dönüştü.

Benimle birlikte konuşmacı olarak davet edilen emekli büyükelçi Gündüz Aktan, MHP'den milletvekili adayı olduğu için son anda gezisini iptal etmek zorunda kaldı. Ardından diğer konuşmacı Cengiz Çandar, uçağı Amsterdam'a inmek zorunda kaldığı için konferansın neredeyse son bölümüne yetişti!
Ve bu yüzden salı günü kendimi, Brookings'in Massachusettes Avenue'daki havalı binasında kocaman bir salon dolusu dinleyiciyle karşı karşıya bulduğumda, neredeyse bezmiş durumdaydım. Yasemin'in hemen ikinci sırada oturduğunu görünce sevindim.

Dediğim gibi Yasemin'le dostluğumuz eskiye dayanır. Doğrusu meslektaş olarak birçok konuda farklı düşünür, bazen taban tabana zıt şeyler yazarız. Ancak yıllardır Milliyet ve CNN Türk muhabiri olarak Washington'un ruhunu en iyi okuyanlardan biri olan Yasemin'in gazetecilik standartları ve titizliği konusunda söylenecek pek laf yoktur.

Genelkurmay bildirisi öncesi ve sonrası, Yasemin'e Hudson Enstitüsü olayını sordum. "Aslı bazen biliyorsun bazı haberler vardır, doğru olduğunu bilsen de 'Bu yüzde yüz böyle' diyemezsin. Ama bu onlardan biri değil. Bir değil toplantıya katılan tam 3 kişiyle konuştum" dedi.

Yasemin, toplantıya katılan iki kişinin, senaryo çalışmalarını neredeyse aynı sözcüklerle ve birbirini doğrulayan ifadelerle anlattığını söylüyor. Üçüncü bir katılımcı, "Bir Türk yetkilinin PKK'lıların şu anda ABD tarafından Türkiye'ye teslim edilmesinin AKP'ye yarayacağı" yolunda bir analiz yaptığı iddiasını "Hatırlamıyorum o anda odadan çıkmış olabilirim" diye geçiştirmiş.

Yasemin, senaryo çalışmasının davetiyesini ve "backgrounder" denilen bilgi notunu da bulmuş. İlk haber çıktıktan sonra Zeyno Baran'la yaptığı email yazışmasında, Baran haberi yalanlamamış.

Aslında haberi ilk duyan Yasemin de değilmiş. Türkiye gazetesi muhabiri Hasan Mesut Hazar ve Zaman'dan Ali Arslan da kendi çabalarıyla benzer bilgilere ulaşmış...

Yasemin iyi gazetecidir. Tüm bunları alt alta koyunca, Yasemin'e haksızlık yapılmış olabileceğini düşünüyorum.