Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Bir şeyi tarihe doğru geçirelim Hıncal abi

        Vatan Gazetesi yazarı Reha Muhtar'ın yazısı...

        “Ecevit’i devlet adamı olarak hiç saymadım, sayamadım ben... Hayatının en büyük zaferi olarak sayılır Kıbrıs!..Türkiye’nin çektiği bütün sıkıntılar da Kıbrıs’la başladı... Hala sürüyor... Doğru müdahale şarttı... Ama Barış harekatını hızla barışa döndürmek de şarttı... Bunu yapacak tek adamdı Ecevit... Anlaşma karşılıklı ödünlerle sağlanır...Bizim adımıza cesaretle ödün verecek tek kişi zaferin sahibi Ecevit’ti... Ama o Kıbrıs’ta barışı değil, harekatı içerde oya dönüştürmeyi tercih etti... Hemen seçime gitmeyi, tek başına iktidara gelmeye çalıştı... Solun çekilmesine, sağ iktidarların gelmesine sebep oldu...” Böyle yazdı Hıncal abi, dün köşesinde... Yanılıyorsun Hıncal abi... Şu anda Ecevit yaşamıyor... Bu söylediklerine cevap veremez... Ama tarih yanlış yapmamalı... Bu söylediklerin, Bülent Ecevit’in hayatında rakiplerinden yediği en büyük demagojik yalanlardan biri Hıncal abi... Diyorsun ki (Yıllarca başkalarının dediği gibi), “Barış harekatı şarttı... Ama anlaşma da şarttı... Bizim adımıza Kıbrıs’ta ödünü verecek tek kişi zaferin sahibi Ecevit’ti...” Şimdi sorayım?.. Nasıl verecekti, Kıbrıs’ta ödünü Ecevit Hıncal abi?.. Ecevit’in Başbakan olduğu bir koalisyon hükümeti değil miydi?.. Koalisyonun diğer ortağı, Necmettin Hoca değil miydi?.. O Necmettin Hoca, Kıbrıs’a girildiği günden itibaren bütün Türkiye’ye kendini “Mücahit Erbakan” sloganlarıyla karşılatmıyor muydu?.. “Bu adam Kıbrıs’ın Kuzey’ini aldı... Kıbrıs’ın tamamını almamız lazımdı... O zaman adaya kalıcı barış getirirdik...” diyen aynı Necmettin Erbakan değil miydi?..

        Düşünün... Kıbrıs’ın Kuzeyine Barış Harekatı yapan bir Başbakan’sınız... Tek ortağınız, daha hükümetten ayrılmadan, “Adanın bütününü almalıydık...” diye fetva veriyor... O günün Erbakan’ıyla, müzakere masasına, oturup, Rumlara cesur tavizler vererek anlaşma imzalamak mümkün müydü Hıncal abi?.. Necmettin Erbakan, böyle bir şey yapmaya kalkanı o an, vatanı satmakla suçlayıp, Yüce Divan’da yargılanmasını istemez miydi?.. Kadayıfın altının kızarmasını beklemeden de hükümetten basıp gitmez miydi?.. Kıbrıs’a giren Ecevit şap diye ortada kalmaz mıydı?.. Sakın bana, Ecevit de Demirel’i yanına alırdı deme... Kıbrıs’a girmiş, dağlara taşlara Kıbrıs fatihi diye yazdırmış bir Ecevit’in yanına Demirel stepne olur muydu hiç?.. Aklını peynir ekmekle mi yedi hesap adamı Demirel, siyasi intiharının altına kendi elleriyle imza atsın?.. Erbakan iki günde bir çıkıp “Kadayıfın altı kızardı mı” diye sormuyor muydu?.. Espiriyle karışık, “Kadayıf altı kızardığında ben hükümetten giderim...” demiyor muydu?.. Aportta da Demirel, Ecevit’in taviz vermesini beklemiyor muydu? “Mehmetçiğin kanıyla kazandığımız kutsal Kıbrıs’ı, gitti elleriyle Yunan’a teslim etti bu adam” demeyi düşünmüyor muydu?.. Biliyorum diyeceksin ki, “Lider olmak cesur olmayı gerektirir...” İyi güzel de, lider olmak ahmak olmayı gerektirmez Hıncal abi... Ecevit bir milim taviz vermeye kalksa, hükümetten düşecekti... Erbakan altındaki sandalyeyi toptan çekecekti... Bizim ortaokulda yaptığımız şaka gibi, arkasından sandalye çekildiğinden habersiz çocuk, küt diye kıçüstü yere oturacaktı... Ortada ne Ecevit ne de hükümet kalacaktı... O da, seçime gidip, tek başına iktidara gelmeyi planladı... Olay bu kadar basit...

        HINCAL ULUÇ NE DEMİŞTİ

        Keşke ben de övgülere katılabilseydim!..

        Bülent Ecevit'in ardından hemen herkes konuştu.. Hayatında görmediği, duymadığı kadar bir alkış ve övgü yağmuru vardı dün, gazetelerde, televizyon ve radyolarda.. Kaçı samimiydi, kaçı "Böyle konuşmam lazım" diye o lafları ediyordu bilmem..

        Onların arasına karışmak, arkasından övgü ve sevgi dolu satırlar yazmak isterdim. Yapamadım.. Ben düşünmediğim şeyleri söyleyemem..

        Bülent Ecevit'i insan olarak pek sevemedim.

        Onu tanımazken, uzağındayken, hele o devirde, gençlik heyheyleri içinde "Karaoğlan"ın hayranlarındandım ben de..

        Sonra yaklaştım biraz.. Olup bitenleri en yakından izlemeye başladım.. En iyi dostlarını, hiçbir siyasal beklentisi olmadan, sırf ilkeleri ve idealleri uğruna, saçlarını ona ve eşine süpürge ettiklerini yakın bildiklerimi, Ecevit çiftinin nasıl harcadığını, nasıl affetmez kin tuttuklarını gözlerimle gördükçe, sevgi çemberinden yavaş yavaş uzaklaştım..

        Ecevit'i devlet adamı olarak ise hiç saymadım, sayamadım..

        Hayatının en büyük zaferi diye anılır, Kıbrıs!.. Türkiye'nin çektiği bütün sıkıntılar da Kıbrıs'la başladı.. Hala da sürüyor..

        Doğru.. Müdahale şarttı.. Ama "Barış Harekâtı"nı hızla "Barış"a döndürmek de şarttı. Bunu yapacak tek adamdı Ecevit.. Anlaşma karşılıklı ödünlerle sağlanır. Bizim adımıza cesaretle ödün verecek tek kişi, zaferin sahibi Ecevit'ti.. Ama o Kıbrıs'ta barışı değil, harekâtı içerde oya dönüştürmeyi tercih etti. Hemen seçime gitmeye, tek başına iktidara gelmeye çalıştı, beceremedi. Solun çekilmesine, sağ iktidarların kurulmasına sebep oldu.

        Ecevit, güçlü bir siyasal lider de olamadı hiç!..

        Solu birleştirecek tek adam olduğu halde, sırf bencilliği ve kaprisleri yüzünden adı "Bir bölen"e çıktı. Giderek sol da kalmadı..

        Türkiye politik ahlakın temelden yok oluşunun altında Ecevit'in Florya motellerinde kurduğu iktidar vardır.. Sonra Yüce Divan'da yargılanan ve mahkûm olanlara, başbakan olmak için el veren Ecevit, soldakilere hep sırtını döndü..

        Türkiye'nin 12 Eylül'e gitmekte olduğunu fark edenlerin başındaydı Alparslan Türkeş .. Ecevit'e "Hiçbir şey beklemeden seni nasıl istersen öyle destekleyeceğim, işin başına geç" diye açık davet çıkardı. Ecevit uzatılan bu eli itip ülkeyi kaosta bırakınca, müdahale kaçınılmaz oldu.

        Bugünkü AKP tek parti iktidarını kuran adam da Ecevit'tir.. Tamamı kemer sıkmaya dayalı sert ekonomik önlemleri, Amerika ve Kemal Derviş baskısı ile almıştı.. İşler tam iyiye dönerken, önlemlerin sonuçları tam alınacakken, Devlet Bahçeli'nin paniğine kapılıp erken seçim kararı aldı ve Recep Tayyip Erdoğan'a iktidarı ve kendi ektiklerini biçme fırsatını altın tepside sundu.. Sıkıntı sola, iyileşme AKP'ye yazıldı. Seçimi ona bıraktığı gibi, başarıyı da ona endeksledi ve solu tamamen bitirdi.

        Bir lidere yakışmayacak kadar karısının etkisinde kalışı yanlışlarının en büyüğüydü.. "Rahşan Affı" lafının geçmediği gün var mı, iyi bakın.. Yığınla örnekten biri sadece..

        İnsan olarak pek sevemediğim Ecevit, başarılı bir devlet adamı, akıllı bir siyasi lider de değildi yani, bana sorarsanız..

        Arkasından söyleyeceğim tek şey var..

        Allah kusurlarını affetsin ve rahmetini esirgemesin!..

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ