Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hafta sonunda "Maliye milyarlarca liralık vergi kaçağına göz yumuyor" diye yazdım.
"Grey market" denilen galeri piyasasında satılan araçların "düşük ÖTV" ile satılarak devletten milyarlarca lira vergi kaçırıldığını, Maliye'nin buna göz yumduğunu, oysa Maliye ile Gümrük Bakanlığı arasında bir bilgisayar bağlantısı kurulması halinde bu araçların "doğru değerlerinin" görüneceğini ve "eksik ÖTV" gibi bir kaçakçılığın mümkün olamayacağını, ancak Maliye'nin ve Gümrük Bakanlığı'nın bu eşgüdüme gitmeyerek devleti büyük zarara uğrattığı anlattım.
Yurtdışında bulunan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek haber yolladı: "Yazıyı okudum."
Maliye Bakanı Şimşek yazıyı okumakla kalmadı.
Gerekenlerin yapılması için de düğmeye basıldı.
İlk iş olarak Maliye Bakanlığı ile Gümrük Bakanlığı arasında şimdiye dek sağlanamayan ve Maliye'nin bu otomobillerin gümrük değerlerini görüp takip etmesine imkân sağlayacak olan "eşgüdüm"ün sağlanması için adım atıldı.
Bundan böyle Maliye, Gümrüklerin elinde bulunan ve ithal edilen araçların "gerçek değerlerini" gösteren listeye ulaşabilecek.
Böylelikle de 100 bin Euro değerindeki bir otomobil için, Maliye'ye düşük faturayla satılmış gibi gösterilip 130 bin yerine 10 bin Euro ÖTV ödenmesinin önüne geçilmiş olacak.
Bundan böyle grey markette ucuza satılan her araçtan devletin yüz binlerce liralık vergi kaybına uğramasının ve terörün bu yolla milyarlarca liralık finansman sağlamasının önüne geçilmiş olacak.
Maliye Bakanlığı ile Gümrük Bakanlığı arasında varılan bu uzlaşma önümüzdeki günlerde açıklanacak.

Amsterdam'da kimi tutacağım?

Fenerbahçeli okurlar sitem ediyor, "UEFA'da finale gidiyoruz, tek satır yazmadın" diye.
Yazsam kızıyorlar, yazmasam küsüyorlar.
Ne diyeyim.
Ama en iyisi yazmak galiba.
Geçen hafta Fenerbahçe-Benfica karşılaşmasında Galatasaraylı arkadaşlarımla beraber televizyonun karşısına oturduk.
Haliyle Benfica'yı tutuyoruz ve Fenerbahçe'nin iyi bir skor almaması umuduyla başladık maça.
Ancak aradan 15-20 dakika geçti geçmedi, bir de baktım ki Fenerbahçe'yi tutmaya başlamışım.
Fenerbahçe atak yaptıkça zıplıyorum, toplar direkten döndükçe kahroluyorum, Baroni penaltıyı kaçırınca sinirleniyorum.
Bir yandan da bizim Galatasaraylı taife durumu anlayıp benimle dalga geçecek diye tedirginim.
Ama bir baktım ki, herkes aynı durumda.
Fenerbahçe'nin oynadığı güzel futboldan mı, milliyetçilikten mi bilmiyorum ama hepimiz Fenerbahçe kazansın ister hale gelmişiz.
Bu duyguyu son olarak 1980'lerde Fenerbahçe, Bordeaux'yu yendiğinde yaşamış, radyodan dinlediğim maçı Fenerbahçe kazanınca Aksaray'ın ortasında durup, kendi otomobilimin damında Fenerbahçe bayrağı sallamıştım.
Galiba aynı "ruh haline" bir kez daha düştüm.
Fenerbahçe, Amsterdam'da final oynarken ne yapacağım bilmiyorum.
Büyük ihtimalle yine rakibi tutarak başlayıp, Fenerbahçe kazansın diye dua ederek tamamlayacağım maçı.

Barbarları beklerken

"TERÖRÜ bitirmek için ne verdiniz?" sorusu, verilen tüm yanıtlara rağmen durmuyor.
Bu soruyu Başbakan'a bizzat sordum.
Yanıtı yazdım.
Olmadı.
Başbakan kürsülerde açıkladı, olmadı.
Bütün bakanlar teker teker "Gizli hiçbir söz verilmedi" diye söylediler, olmadı.
Hâlâ "Terör ne karşılığı bitti, bölünme sözü mü verildi?" sorusu sorulup duruyor.
"Barışa inanmayanlar" hâlâ yazıp duruyorlar, sorup duruyorlar.
Yanıt alınamayan soru elbet tekrar tekrar sorulur ama yanıtı aldıktan sonra hâlâ sormanın âlemi ne!
Ben bu durumu Yunan şair Kavafis'in "Barbarları Beklerken" adlı şiirindeki "Toplum"a benzetiyorum.
Bilenleriniz vardır, Kavafis bu şiirinde eski Yunan'da sosyal, kültürel tüm toplumsal yapısını "barbarların gelip ülkeyi istila etmesine" göre oluşturmuş bir topluluktan bahseder.
Bütün bir toplum, bütün geleceğini barbarların bir gün gelip ülkeyi istila etmesi üzerine kurmuş bir yapı içindedir.
Her hareket buna göre yapılmış, her önlem buna göre alınmış, her yasa buna göre düşünülmüştür.
Ancak bu hayali toplum, bir gün büyük bir boşluk içine düşer.
Çünkü barbarların gelmeyeceği anlaşılmıştır.
Bunun anlaşılması, varlığını barbarların gelmesi üzerine kurmuş toplumda büyük bir telaş yaratır.
Barbarların gelmeyeceği gerçeği, toplumda trajikomik bir telaşa neden olur.
Ben bugün ortaya çıkan durumu bu şiirde anlatılan vaziyete benzetiyorum.
Aynı komik telaşı görüyorum.
Not: Diyelim ki, en kötü senaryo oldu. PKK yeniden azdı. Barış olmadı. O zaman bugün bıraktığımız yere döneriz. En kötü ihtimal budur.

İki küçük

BAŞBAKAN Erdoğan yine "siyaset için yaratılmış" olduğunu gösterdi.
Peş peşe iki seçim ortamı yaklaşırken, ilginç bir hamle yaptı.
Görüyorsunuz, bir süredir CHP ile uğraşmayı bıraktı ve hedefine MHP'yi koydu.
Çünkü biliyor ki, bu süreçte CHP'nin sessizliği parti içindeki "ulusalcı" damarı rahatsız ediyor.
Başbakan da MHP'yi muhatap alarak ve "süreç karşıtı" parti olarak MHP'yi ilan ederek buradaki "ulusalcı" oy potansiyelini CHP'den koparıp MHP'ye kanalize etmeye ve "daha güçsüz" bir CHP yaratmaya çalışıyordu.
Şimdi bir adım daha attı.
İşçi Partisi gibi, boyutu itibarıyla asla ciddiye almayacağı bir partiyi "ciddiye alırmış" gibi yapmaya başladı.
Böylelikle MHP'ye gitmesi asla mümkün olmayan bir kısım CHP seçmenine de yeni bir adres sundu.
Bu yolla Meclis'te güçlü bir anamuhalefet yerine, birbiriyle anlaşması asla mümkün olmayan eşit "iki küçük muhalefet" oluşturmayı hedefledi.


NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Önyargı kadar kötü olanın art niyet olduğunu anladığımız zaman.