Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

IŞIL CİNMEN
icinmen@haberturk.com
HABERTURK.COM


Bu ülkenin nüfusu artık yaklaşık 1 milyon kişi daha fazla.
Çünkü artık Suriyelilerle birlikte yaşıyoruz.
Görünen o ki çok çok uzun bir süre daha bu böyle sürecek.
Zira Esad gitmediği sürece onlar dönemez ve Esad’ın gitmeye niyeti yok.
Yani istesek de istemesek de beraberiz.
Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Adana, Ankara ve İstanbul…
Tamam, birlikte yaşayacağız.
Ama nasıl?

Özellikle Taksim, Talimhane ve Nişantaşı’nda sokakta yaşayan ve dilenenlerin sayısı gittikçe artıyor.
Dilendirilenlerin çoğu çocuk, hatta bebek!
Tek bir gün bile Taksim’den Nişantaşı’na yürürseniz trafikte tehlike oluşturacak şekilde otomobillerin üzerine atlayan çocukları ve harekete geçmeyen devlet görevlilerini görebilirsiniz.

Hadi onu kenara bırakalım,  “Suriyeliler saldırdı, Suriyeliler darp etti” haberlerinin yaygınlığına bakalım.
Ve bunun sonuçlarından çok korkalım!

Geçen gün Ankara'da Suriyeli mültecilerin iddiaya göre bir kişiyi darp etmesi üzerine toplanan grup, Suriyelilerin oturduğu binayı taşlayıp, ateşe verdi.
Olaylar büyüdü.
Birçok kişi yaralandı, gözaltına alındı.
Tüm ülkede Suriyelilere karşı öfke ve dışlama eğilimi büyüyor.
Bunun iki taraf için de tehlikesi çok büyük.

Evet, Türkiye kapıları açarak, korkunç bir yaranın içinden insanların kurtulması için bir anlamda ön ayak oluyor. 
Ama Türkiye toplumunun dayanışma duygularını hareket geçirecek adımlar atılmıyor.

Böyle devam ederse korkulan olacak.
Eğer Türkiye devleti onlara gereken ihtimamı göstermezse çok yakında sokakta yürüyen Türk, sokakta yaşayan Suriyeli’ye “tehlikeli bir yabancı” olarak bakacak.
Kendini haklı çıkaracak onlarca sebebi de hazır olacak.
Ferhat Kentel'in de dediği gibi iki taraf da “insan” olmanın asgari şartlarını şıp diye unutacak.

Şimdi her şey daha kötü olmasın diye yapılması gerekenleri konuşma zamanı.


Prof. Dr. Ferhat Kentel: “SURİYELİLERE KARŞI KORKUNÇ LİNÇLER OLABİLİR”
Sosyolog



İçinde yaşadığımız toplumlar “siyah-beyaz”, “biz ve ötekiler” gibi zihniyetlerle ulusların ideolojik tornasından geçmiş toplumlar. O bir kişiyi darp eden Suriyeliler aslında yokluk, travma veya öfkeyle şekillenmiş insanlar olabilir. Ancak ulusal kimlik formasyonlarımız onlardaki acıyı, travmayı, bireysel hikayeleri görmek yerine “Suriyeli” kimlikleri görmemizi şartlandırıyor. Bu da hızla “Suriyelilere ölüm!” çağrısına geçebiliyor.


İleride sorunlar çok daha karmaşıklaşabilir. Dünyanın her türlü coğrafyasında nasıl ırkçılık, islamofobya, anti-semitizm, homofobi gibi ötekilerden duyulan nefret varsa, bu topraklarda da Suriyelilere karşı daha da derinleşen bir ırkçılık söz konusu olabilir. İnsanların travmaları ve öfkeleri en yeni ve en zayıf olan Suriyelilere karşı korkunç linçlere, katliamlara dönüşebilir. Zaten kutuplaşmadan kutuplaşmaya koşan bir siyaset altında “insan” olmanın asgari şartlarını bile unutuyoruz.

UCUZ İŞGÜCÜ SAĞLADIKLARI İÇİN OLUŞAN ÖFKE

Türkiye’nin yoksul kesimi arasında sanki Suriyeliler onların hakları gasp ediyormuş gibi bir algı yayılıyor. Bu olağan ama çok korkunç bir psikoloji. Bütün zayıf aktörler kendi zayıflıklarının sebebi olarak en kolay hedefleri günahkar ilan etmeye meyillidir. Çünkü sorunların kaynağı olarak, devlet, militarizm, kapitalist sınıflar gibi kolay kolay başa çıkamayacakları iktidar odaklarıyla boğuşmak yerine bazı “günah keçileri” bulmak ferahlatır.

Avrupa’da ırkçılık, yabancı düşmanlığı böyledir. Ucuz işgücü çalıştıran patrona kızmak yerine, ucuza çalışmayı kabul eden yabancıya öfke boşaltılır. Burada yabancıları hedef olmaktan çıkarmak, suçluların başka güçler olduğunu anlatmak üzere, Türkiye’nin devletine, sivil toplum örgütlerine, medyasına çok büyük görevler düşüyor.

Şenay Özden: TÜRKİYE’DE 1 MİLYONUN ÜZERİNDE SURİYELİ VAR
Araştırmacı ve Hamiş Suriye Kültür Evi- İstanbul kurucularından



Şu anda Türkiye’de 1 milyonun üzerinde Suriyelinin yaşadığı tahmin ediliyor. Ancak hala Suriyeliler ve Türkiyeliler arasında iletişim kanalları oluşturulamamış vaziyette. Bu durum ayrımcılığın artmasına sebep oluyor. Suriyeliler ve Türkiyeliler arasında iletişimin artması gerekir. Aksi takdirde bu saldırılar artacaktır.

Suriyeli ve Türkiyeliler olarak birlikte kurduğumuz Hamiş Suriye Kültür Evi’nin amaçlarından birisi de bu. Türkiyeli ve Suriyeli yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, vb arasında bir iletişim ağı kurabilmek. Suriyelilerin varlığını sadece bir “hükümet politikasının sonucu” olarak gören anlayışı kırabilmek. Dolayısı ile Suriye’yi ve Suriyelileri sadece “silah, savaş, dilenciler” olarak görmenin yanlışlığını göstermek, ve Suriye’nin tüm çoğulluğuyla kültürel, sanatsal, düşünsel üretim yapan bir toplum olduğunu Türkiyelilere hatırlatmak istiyoruz.

“TAMAM GETİRDİLER BU SURİYELİLERİ DE…” ANLAYIŞI

Göçmenleri kamplara hapsetmek en büyük yanlış. Suriyeli göçmenler üzerine yaptığım araştırma sırasında görüştüğüm bir çok Türkiyeli şu tepkiyi veriyordu: “Tamam getirdiler bu Suriyelileri ama bizim aramızda yaşamasınlar, bizden uzakta şehir dışında kamplara kapasınlar.” “Bizden olmayanı” kamplara hapsetme, bizim yaşam alanlarımızdan uzak tutma anlayışı bizatihi ayrımcı bir anlayıştır. Bu şehirde birlikte yaşadığımız herkesin en az Türkiye cumhuriyeti vatandaşları kadar şehirde görünür olma, bu şehirdeki hayata katılma hakları vardır. Yapılması gereken Suriyelilerin onurlu bir şekilde yaşam kurmalarını sağlayacak ortamları oluşturmak…

“DEDİKODULAR YANLIŞ”

Hükümet Suriyelilere her ay belirli bir miktar maaş veriyor gibi bir dedikodu dolanıyor. Bu kesinlikle doğru değil. Kamp dışında yaşayan Suriyeliler, ki bu toplam Suriyelilerin ¾’ünden fazlası, hükümetten hiçbir yardım almıyor. Tamamıyla yerli ve yabancı STK’lar yardımları dağıtıyor. Dolayısı ile bu önyargıların, dedikoduların, ayrımcılığın önüne geçebilmek için hükümetin daha şeffaf olması, vatandaşlarını bu konu hakkında bilgilendirmesi gerekiyor.

Mebuse Tekay: ÇOCUK ÇALIŞMAK ZORUNDA DEĞİLDİR, HATTA BU YASAKTIR
Avukat

Dilencilik yapmak suç mu?

Dilencilik yasalar kapsamında bir suç değildir. Fakat çocukların ya da fiziksel veya ruhen kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimselere dilencilik yaptırılması suçtur. Dolayısıyla bu tip durumlarda, dilenci değil, ona dilencilik yaptıran kimse cezalandırılacaktır (TCK md. 229).
Esas olarak bu insanlık dışı duruma göz yuman devlet iradesi açısından bakmak gerekir. Bu konuda bir devlet politikası yok.

Devlet politikası haline gelmesi ne demek?

Bazı şeyler kanunda yazılı olur ama uygulanmaz. Ama siz buna çok önem verirseniz uygulatırsınız. Kanunun uygulamaya geçmesi için Bakanlığın tüm valiliklere, valiliklerin de polislere bu konuda
duyarlı olmaları gerektiğini bildirmesi gerekir. Eğer duyarlı olmazlarsa bu kamu görevlileri hakkında yaptırım uygulanacağının yazılı olarak söylenmesi gerekir.

Peki ya bu aşamada insanlar mağdur edilirse?

Zaten mağdur durumdalar. Özellikle çocuklar… Çocuk çalışmak, para kazanmak zorunda değildir hatta bu yasaktır. Onun okuması gerekir. Devletin onlara bakma sorumluluğu var. Büyüklerle ilgili de
fonlar var, çalışma imkanı yaratma yükümlülüğü var devletin. Devlet isterse sokakta dilenci bırakmaz onları insanca yaşayabilecek bir duruma sokar ama bunu istemesi lazım.

Eğer çocuk ya da engelli birine dilencilik yaptırmak suçsa kolluk kuvvetlerinin bir dilenci çocuk gördüğünde ne yapması gerekiyor?

Türkiyeli ya da Suriyeli fark etmez. Dilenen çocuğun dilenmeyecek şekilde devlet yardımı alması gerekir. Ama mevzuata göre,yapılacak işlemi onaylamıyorum. Çünkü mevzuata göre, dilenen bir çocuk gördüğünde görevli kişi onu oradan alıp önce çocuk bürosuna götürmeli. Çocuk oradan da çocuk esirgeme kurumuna gönderilmeli ve bakıma alınmalı. Çocuğun, anne ve babası varsa ve onların bilgisi dahilinde dileniyorsa ya da dilendiriliyorsa, velayet hakkı kaldırılmalı yasaya göre. Çünkü dilendirmek, çocuğa kötü muamele yapıldığı anlamına gelir. Ben bu uygulamanın fütursuzca ve çocukların zararına olabileceğinden kaygılıyım. Suriyeli çocukları ailesinden ayırıp yurda koyduğunuzu düşünün. Bir çocuğu kendi iradesi dışında ailesinden ayırmak her zaman doğru olmayabilir.

Peki ya büyükler?

Farklı bir konu çünkü onların Çocuk Esirgeme Kurumu gibi bir kurumda bulunmaları mümkün değil. Bu kişiler kendine gerçekten bakamayacak bir durumdaysa devletin ilgili kurumlarında bakıma alınır.