Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Polonya'nın başkenti Varşova’da düzenlenen ‘Kanser Medya Eğitimi Toplantısı’ farklı ülkelerden gelen onkoloji doktorları ve medya mensuplarını bir araya getirdi. Toplantıda yapılan sunumlarda görüldü ki kanserle mücadele çok yönlü ve ciddi bir yaklaşım gerektiriyor.

KAYNAKLARIN ETKİN KULLANIMI ÖNEMLİ

Gazete Habertürk'ten Ceyda Erenoğlu'nun haberine göre; dünya genelinde 8 kişiden, Avrupa’daysa 4 kişiden 1’i kanserden ölüyor. Aynı bölgede bulunan ülkeler arasında bile kanser insidansı açısından farklılıklar görülmesi giderilmesi gereken öncelikli sorunlar arasında. İrlanda Belfast Queen’s Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mark Lawler, “Doğu Avrupa’da kanser insidansı çok düşükken, Batı Avrupa’da bazı ülkelerde oranın yüksekliği dikkat çekiyor ve bunun ortadan kaldırılması hedefleniyor. Hedefe ulaşabilmekse işbirliği gerektiriyor” diyor.

Kanserle mücadelede kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığı da önem taşıyor. Finans, her tür ekipman, insan gücü, bu alandaki gelişmeler ve araştırmadaki yenilikler kanseri tedavi etme şeklini değiştirmede etkili bulunuyor. Bu noktada araştırmanın önemi ortaya çıkıyor.

2002 yılında New England Journal of Medicine’de yayınlanan bir araştırma, klinik çalışmalarına hasta katan merkezlerin, katmayanlara oranla daha iyi sonuçlar aldığını kanıtlıyor. (Araştırmada klinik çalışmalarına hasta katmamış olan merkezin hastalarının çoğunun yetersiz tedavi aldığı sonucuyla karşılaşılıyor.) Bu tür kanıtlar daha iyi politikalar şekillendirilmesi açısından yönlendirici oluyor ve ulusal kanser kontrol planının önemine dikkat çekiyor.

Kanserde olumsuzlukları olumluya çevirmedeki başarısı nedeniyle Kuzey İrlanda örnek ülke gösteriliyor. 1995 yılı öncesinde toplam nüfusu 1.8 milyon olan Kuzey İrlanda’da, kanserle ilgili hizmetler parçalanmış durumdaydı ve ülke tedavi açısından önemli farklılıklar gösteriyordu. Meme cerrahisiyle uğraşan doktorların yüzde 64’ü, 1995 yılından önce yılda 10’dan az ameliyat yapıyordu. Bu durum, bu cerrahların meme kanseri ameliyatı yapmak için yetkin olmadıklarını ve çok az sayıda cerrahi prosedür uyguladıklarını gösteriyordu.

KANSERE KARŞI ZAFER KAZANAN ÜLKELER VAR

Klinisyenlerden birinin bu sorunları gözler önüne serdiği bir rapor, sorunların ne olduğunu belirlemekle kalmadı, cesaret gerektiren çözümleri de gösterdi. Çok iyi bir kanser kayıt sisteminin bulunması önemli bir avantajdı. Eldeki bilgilerle değişiklik yaratılıp araştırmalar açısından aktif olunacaktı. İlk olarak bir kanser merkezi kuruldu.

Sonrasında ülkenin diğer bölgeleriyle işbirliğine geçildi. Üçüncü nokta sağlam bir kanser taraması hizmetiydi. Son olarak bu değişiklikleri yapabilecek bir araştırma kapasitesi gerekiyordu. 1996 yılından 2006’ya kadar geçen 10 yılda daha iyi tarama, bağlantı ve tedavi olanaklarıyla o dönemde meme kanserinden kaynaklanan mortalite 3’te 1 oranında azaltıldı.

2013 yılı istatistikleri Kuzey İrlanda’da en iyi sağ kalım oranının yakalandığına işaret ediyor. Bu çarpıcı sonuç bazı şartların yerine getirilmesiyle kanserde çok şeyi değiştirmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Yenilikçi kanser tedavilerine erişim

Toplantının konuşmacılarından Dünya Gıda Ulusal Kanser Kontrol Planları Uzmanı ve Slovenya Ljubljana Tıp Fakültesi’nden Profesör Tit Albreht, ulusal kanser kontrol programlarının hazırlanmasında ana hedefin hastalığın insidansını ve mortaliteyi azaltıp kanser hastalarının hayat kalitesini artırmak olduğunu belirtiyor. Albreht’e göre politika yapıcılarla sağlık sistemi yöneticileri bu konuda öncü rol oynuyor. Böyle bir programın kurulması kanser kontrolünü sağlamanın 

en önemli yolu olarak görülüyor. Programlar arkalarında yeterli finansman olmaması halinde başarıya ulaşamıyor. Bu nedenle farklı sağlık ve sosyal hizmetlerinin koordinasyonu şart görülüyor. Tarama programları ve finansmanın yanında yenilikçi kanser tedavilerine erişim ile hasta oryantasyonu ve hastanın güçlendirilmesi de hedefler arasında bulunuyor.

Hedef 2035’e kadar 10 yıllık sağ kalımları iyileştirmek

Uzmanlar, 2035 yılına kadar hastaların 10 yıllık sağ kalım oranlarını değiştirmeyi hedefliyor. Bu yıla kadar hastaların yüzde 70’inde uzun süreli sağ kalım gerçekleşeceği belirtiliyor. Bunu başarmak 

için en iyi uygulamaların baz alınması gerekiyor. Araştırmaların hayat kurtarıcı sonuçları sayesinde günümüzde, geçmişte tedavi edilemeyen hastalıkların tedavisi gerçekleştirilebiliyor.

SONUÇLANAN ARAŞTIRMALARDAN BİR ÖRNEK İLERİ EVRE MEME KANSERİNDE YENİ UMUT

2015 yılında yaklaşık 600 bin kadının ölümüne neden olan meme kanserinin, 2030 yılında 800 binin üzerinde kadı- nın hayatına mal olması bekleniyor. Bu hastalıktan ölümlerin büyük çoğunluğuysa metastatik evrede (en ileri evre) gerçekleşiyor. En erken evrede teşhis edildiğinde, yüksek oranda iyileşme ve hayatta kalma oranına sahip bir hastalık olan meme kanserine metastatik evrede tanı konulduğunda bu şans önemli oranda azalıyor. Erken evre meme kanseriyle ilgili birçok farkındalık ve hasta destek programı mevcutken, metastatik evre hastaları için imkânların çok kısıtlı olduğuna dikkat çekiliyor. Bu alanda heyecan veren gelişmelerden biri de Endokrin reseptör pozitif, HER2 negatif yani metastatik meme kanseri içinde en büyük hasta grubu için yeni bir molekül olan ‘palbociclib’ ile ilgili olarak yaşanıyor. Amerika’da 2015 yılının şubat ayından beri onaylı olan molekülün Avrupa’da ruhsat onayını geçen yıl aldığı belirtiliyor. Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) tarafından onaylanan bu etken maddenin, hastalığın ilerlemesini yaklaşık 2 yıl durdurmaya yardımcı olduğu, ağızdan alındığı ve yan etkisinin bulunmadığı belirtiliyor. Molekül ülkemizde henüz ruhsatlandırma aşamasında bulunuyor.