Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Oscar'ı kazandığı halde kaybeden filmler
        1

        You Can’t Take It With You

        Yıl: 1939 Kim almalıydı: La Grande Illusion

        Dönemine göre normal, bugüne göre tuhaf bir sonuç. “You Can’t Take It With You”nun bir Hollywood klasiği olduğunu kimse inkâr edemez ama bugün Frank Capra’nın en iyi filmi olarak anılmadığı kesin. Fransız sinemacı Jean Renoir’ın yönettiği “La Grande Illusion” ise hâlâ tüm zamanların en iyi filmlerinden biri ve sinema tarihi derslerinin vazgeçilmez klasiği...

        2

        Vadim O Kadar Yeşildi Ki

        Yıl: 1942 Kim almalıydı: Yurttaş Kane

        Eleştirmenlerin “Yurttaş Kane”i seyreder seyretmez aldığı başyapıt kokusunu eminiz Akademi üyeleri de almıştı. Lakin hem üslup hem öykü açısından Akademi için fazla cesurdu. Welles, “Amerikan rüyası”nın karanlık tarafına bakmayı tercih ederken yenilikçi bir stil deniyor, sanatçı bir yönetmen olarak Hollywood sistemine meydan okuyordu. Üstelik ilk filmiydi... Akademi elbette güvenli bir tercih yaptı ama uzun vadede kazanan “Yurttaş Kane” oldu.

        3

        The Greatest Show on Earth

        Yıl: 1953 Kim almalıydı: Kahraman Şerif

        Senatör McCarthy’nin “vatan haini komünistleri” yakalama gayesiyle Hollywood’da cadı avını başlattığı bir dönemdi. Tek başına kalma pahasına, sonuna kadar direnen bir kanun adamının öyküsünü anlatan “Kahraman Şerif” (High Noon), dipten dibe McCarthy politikalarını eleştiren bir filmdi. Akademi, sadece aday göstermekle yetindi, daha ileri gidemedi. En güvenli seçim, elbette Hollywood usulü gösterişli ve görkemli bir müzikaldi.

        4

        Rocky

        Yıl: 1977 Kim almalıydı: Taxi Driver ya da Başkanın Tüm Adamları

        Hâlâ Akademi’nin yanlış tercihlerini yansıtan kararlardan biri olarak gösterilir. Nasıl gösterilmesin ki? Bir yanda başta Cannes olmak üzere dünyayı sallamış yenilikçi, gerçekçi “Taxi Driver”; diğer yanda politik sinemanın başyapıtlarından biri olarak kabul edilen “Başkanın Tüm Adamları” (All The President’s Men). Akademi ise bunları pas geçip bir boksörün gişelerde büyük başarı kazanan göz yaşartıcı başarı hikâyesini seçti. İşin özeti: Romantizm ve popülizm, siyaseti ve gerçekçiliği bir kez daha yendi.

        5

        Kramer Kramer’e Karşı

        Yıl: 1980 Kim almalıydı: Kıyamet ya da All That Jazz

        “Kramer Kramer’e Karşı”, baba – oğul ilişkisini anlatan en güzel filmlerden biri ama bütün hikâyenin kadının bağımsızlık ve kendi hayatı uğruna çocuğunu bırakmasıyla başladığını unutmayın. 1970’lerde feminizmin yükselişi sadece Amerikalı muhafazakârları değil belli ki Akademi üyelerini de korkutmuştu. Coppola’nın klasikleşen “Kıyamet”i ile Bob Fosse’nin göz alıcı ve cesur müzikal denemesi “All That Jazz”i unuttular bir kez daha duygusallığa teslim oldular

        6

        Sıradan İnsanlar

        Yıl: 1981 Kim almalıydı: Kızgın Boğa

        Scorsese’nin en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen “Kızgın Boğa” yerine, Robert Redford’un yönettiği mütevazı bir aile dramının Oscar kazanması bugün bir muamma olarak görülebilir ama o dönem için şaşırtıcı değildi. Amerikalılar geleneksel değerlere dönmek, aileyi kutsamak istiyorlardı. Scorsese’nin filmi yerine daha önce birçok benzeri çekilen psikolojik bir aile dramını seçtiler. 1980’ler başlamıştı, ABD muhafazakârlaşıyordu ve onlar da bu iklimin içindeydiler.

        7

        İngiliz Hasta

        Yıl: 1997 Kim almalıydı: Fargo

        O yıl “Fargo” niye Oscar almadı diye isyan eden çok kişi yoktu. Akademi’nin “Fargo” gibi kanlı, karanlık bir suç filmini tercih etmeyeceğini herkes biliyordu. Ama geçip giden yılların “Fargo”nun lehine çalıştığı kesin. “Fargo”, bugün yaygın olarak Coen Kardeşler’in başyapıtı olarak kabul ediliyor ve çoğu kişi dönüp Oscar’ı hangi filme karşı kaybetti, diye bakma ihtiyacı hissediyor. “İngiliz Hasta”yı görünce de çoğu kişi “Evet hoştu ama kesinlikle bir Fargo değil” diye düşünüyor

        8

        Âşık Shakespeare

        Yıl: 1999 Kim almalıydı: Er Ryan’ı Kurtarmak ya da İnce Kırmızı Hat

        Sonuç açıklandığında salondan gelen tepkiler, Oscar tarihinin en büyük sürprizlerinden birinin yaşandığının kanıtıydı. Kendi halinde mütevazı bir dönem romantik komedisinin, Steven Spielberg ve Terrence Malick gibi iki usta yönetmenin 2. Dünya Savaşı’ndan can alıcı kesitler aktaran başyapıtlarını geçmesini hiç kimse beklemiyordu. Öyle ki bu sonucun ardından Akademi, film şirketlerinin oylama sırasındaki tanıtım kampanyalarına ağır kısıtlamalar getirmek zorunda kaldı. Karar, tarihe Oscar’ın en büyük haksızlıklarından biri olarak geçti.

        9

        Crash

        Yıl: 2006 Kim almalıydı: Brokeback Mountain

        “Crash” 11 Eylül travmasının sonuçlarından biri olan ırkçılığa karşı koyan, ABD’de kardeşlik ve sevgi ikliminin oluşmasına katkı vermeye çalışan bir filmdi. Akademi de filmin havasına kapıldı ve sürpriz bir sonuca imza attı. Herkes eşcinsel kovboyların aşkını anlatarak tarih yazan “Brokeback Mountain”ın kazanmasını bekliyordu. Hatta öylesine çok bekleniyordu ki bugün “O film Oscar’ı almamış mıydı?” diyenlere dahi rastlıyoruz. ABD dışında “Crash”i hatırlayanların sayısı ise çok fazla değil.

        10

        Zoraki Kral

        Yıl: 2011. Kim almalıydı: Sosyal Ağ, Başlangıç, Siyah Kuğu

        “ Zoraki Kral” o yıl diğer adaylar yanında çok mütevazı duruyordu. Akademi’nin bilimkurguya olan önyargısı nedeniyle “Başlangıç”ı pas geçtiği, “Siyah Kuğu”yu karanlık ve sert bulduğunu tahmin etmek zor değil. Peki ya “Sosyal Ağ”? Oscar’a doğru emin adımlarla ilerleyen bu David Fincher başyapıtının seçilmesine ne engel olabilir? Tabii ki yine duygusallık, Akademi’nin bitmek tükenmez İngiliz aşkı ve gerçekçi filmlere karşı önyargılı tutumu.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ