Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        Hollywood çarkının içindeki ‘auteur’ yönetmenlerden biri olarak anılabilecek Tony Scott, kendi geleneği, temaları ve aksiyon yetisiyle anılan, sürekli de bu albenisini geliştirerek yol alarak ‘genç kalan’ bir sanatçıydı. “Açlık”, “Çılgın Romantik” ve “Devlet Düşmanı” gibi ‘hız’ algılı önemli filmler ile anılabilecek, “Top Gun” ile bol çeşnili blockbuster modelinin hamurunu hazırlayan yönetmen, son dönemde kardeşi Ridley Scott ile kurdukları Scott Free Productions’ın işleriyle meşguldu. Zira artık onun ‘aksiyon’ düşüncesi daha farklı bir şablonla ‘genç jenerasyonu’ tür kırması iskeletlerle kavramaya başlamıştı. Bu da Bruckheimer imzalı yapımları geride bıraktı. Bunun üzerine yönetmenin “Domino” ile bu dönemin gelişmiş video klip estetiğinin uç noktasında bir eser verip, bilgisayar oyunu estetiğini de 2000’lerde kariyerinde hissettirmesine karşın 20 Ağustos’ta intihar haberini almamız bazı soruları akla getirdi. Acaba Tony Scott, ‘düşler ülkesi’ Hollywood’un bu gündelik çarkının içindeki dişlilerin çok keskin olmasından yorulup psikolojik hasar mı görmüştü? Yönetmenlik ile yapımcılık farklı mesleklerken, bir anlamda ‘düz bir kayış’ gerçekleştirmek kolay bir şey mi? Peki ya “Kara Şövalye Yükseliyor” gibi bir ‘yeni blockbuster’ın terör olayına yol açmasına ne demeli? Bu da aynı dişlilerin ve insan ruhunu önemsemeyen ‘keskin geçiş’ düşüncesinin bir ürünü değil mi?

        1980’lerin İngiliz biçimci yönetmenler jenerasyonunun en has ve safkan ismi Tony Scott, son dönemde daha ziyade Scott Free Productions bünyesinde yapımcılıkla uğraşmaktaydı. “Açlık” (“The Hunger”, 1983), “Çılgın Romantik” (“True Romance”, 1993), “Devlet Düşmanı” (“Enemy of the State”, 1998), “Domino” (2005) gibi popüler sinemada ses getiren eserleriyle bilinen ve markalaşan yaratıcı bir isimdi kendisi. Büyük oranda yakın ölçekli planları, hızı, teleobjektifi, oynanmış renkleri ve detay planları öne çıkaran video klip estetiğiyle öne çıkmıştı.

        Teknolojiye ayak uyduran biçimci bir yönetmen

        70’lerin bambaşka İngiliz yönetmenler ekolünün duruşunu daha günümüze uygun hale getirmişti. Yeni teknolojilerden faydalanırken, “Devlet Düşmanı”ndaki ‘gözetleme’ bazına uyarlanan politik-gerilim iskeletinin yanında son döneminde bilgisayar oyunu estetiğini “Koş Lola Koş” (“Lola Rentt”, 1998) etkisinde devreye sokmasıyla dikkat çekti. “Gazap Ateşi” (“Man on Fire”, 2004), “Metrodan Kaçış” (“Taking of Pelham 123”, 2009) ayrımı yapmadan bu algıyı kabul ettirdi. Pelikülün üzerine rakamların gelip bir geriye sayımın start alması, bu noktada 90’ların ‘hız’ olgusunun yerine geçip bir ‘internet jenerasyonu’ katmanı yaratıyordu.

        Zira yönetmenin o döneminde Jerry Bruckheimer yapımcılığında parlayan filmleri ‘aksiyon’ın tabanını yağlamasıyla önemlidir. Bu durum Scott’a ‘hız algısını her öğesiyle geliştiren formalist bir usta’ sorumluluğu yüklerken, Amerikan futbolu, araba yarışı, denizaltı farketmeden seyirciye ‘yüksek tempo’nun görsel karşılığını vermesini sağlar. “Devlet Düşmanı” da bu konuda bir doruk noktasını ‘teknolojik bir takip’ yoluyla sinemanın geleceğine armağan eder.

        Ridley ‘Amerikan’cılığa kayarken, Tony yapımcılığa yöneldi

        Ancak son döneminde Scott’ın işçiliğini yaptığı filmlerden “Deja Vu” (2006) ve “Dudurulamaz” (“Unstoppable”, 2010) stüdyoların arzularını fazlaca içeriye sızdırması bir anlamda sonunu hazırlamıştır. Zira bunların ilkinde ‘zaman yolculuğu’ düşüncesi ‘bilimkurgu’ya açık olmayan Scott’ı gülünç duruma düşürürken, ikincisinin ‘tren’ gibi hız meselesi tabanını 90’lardaki filmler kadar açık bir kurguya oturtamaması dikkat çekicidir. Adeta rastgele bir ‘terör gerilimi’nin malzemesine dönüştüğü görülebilir.

        Belki de 2000’lerde artık saf aksiyonun yerini ‘fantastik’ ve ‘bilimkurgu’sal öğelerin alması ‘Matrix’ ve ‘Yüzüklerin Efendisi’ jenerasyonunda bir şeylerin şekillenmesi Scott’ı vurmuştur. Zira Ridley Scott, bu durumdan politik duyarlılık ve el kamerasıyla kaçmaya çalışıp doğrudan yere çakılmışken, Tony de Scott Free Productions etiketinin altında bir yapımcı kimliğinine bürünmüştür.

        Onun bu intiharı büyük oranda Hollywood çarklarının ‘anlık tüketim’ çemberiyle bağdaştırılabilir mi? Zira aksiyonu hız, tempo ve stil atlaması yapan, mantığı yerle bir eden “Domino”nun stüdyolar tarafından dışarıda bırakılıp 10 milyon dolar gişe yapması sonrası süreç ortada.

        Kendini kabul ettiren Hollywood yönetmenleri artık çok söz dinletemiyor

        Belli ki Tony Scott, formalist sanatına alıcı bulamadığından, bunu dinginleyip ‘klasik hikaye anlatma’ güdülü filmlerinde de etkisini hissettiremeyince bir ‘soğukluk’ hissetmiş olmalı. “Açlık” ile vampir hikayelerini modern dünyaya uyarlayan ilk yönetmen olması sonrası, filmin ‘cinsiyetler arası tanımları’nın da etkisiyle kendisinin aldığı tepkileri de bildiğimizden, bir ‘ikinci darbe’ olarak görülebilir bu. Bu durum da onu ‘bir işçi’ haline getirip, ‘yapımcı-sahip’ durumuna itince ‘sanatsal deformasyon’ gerçekleşmiş. Bu sayede de bir anlamda kendi şirketiyle çekeceği serbest işlerin de William Friedkin, Francis Ford Coppola’nın yaşadığına benzer bir ‘bağımsız’lığa kayacağını düşünmesi bu olayı fitillemiş, bir psikolojik sorun getirmiş olabilir. Bunun devamında ise ‘isyan’dan ziyade ‘düşüşün sonu’ olarak intiharın gerçekleşmesi ihtimaller dahilinde...

        Zira günümüzde artık kendi işini yapan, sadece auteurlükle para kazanan, bir şeyler söyleyen Yeni Hollywood Sineması kuşağı da ‘sahip’ Spielberg dışında birazcık arka planda kaldı. Scorsese’nin son filmi ile ‘bağımsız’a düşmesi, günümüzde de Christopher Nolan dışında yeni jenerasyondan başka isim çıkmaması, ‘Amerikan bağımsız sineması’na okları yönlendirip Jason Reitman, Darren Aronofsky, Wes Anderson gibilerini anlamlı kılıyor.

        Çünkü artık büyük şirketlerin bağımsız kolları ile kurulu bir düzen varken aksiyon sinemasının yerini fantastik ve bilimkurgu alır gibi olsa da ille de onların üzerine giden bir ‘auteur’lük yok. Eskilerden Tim Burton’ın ve Michael Mann’in işlevlerini devam ettirmesi bir tarafa, Terry Gilliam gibileri de bir şeyler yapamıyor. Fox Seachlight, Paramount Classics gibi şirketler, çözüm yönünü farklı bir kitleye kaydırıyor.

        Hollywood semalarında gerçek terör, intihar ve ölüm dolaşmaya başladı

        “Kara Şövalye Yükseliyor”un (“The Dark Knight Rises”, 2012) terörizm ya da kötü adamlık malzemesinin açılış gecesinde terör olayına sebep olup insan canına kıyması da aslında bu ‘korkutuculuk’la doğru orantılı. Eğer bu konuda önlem alınıp bir şeyleri söylemekten ziyade bazı kitleleri yanlış yönlendiren filmler üretilirse, ‘tehlikeli sonuçlar’ olabilir. Çizgi roman uyarlamasını ‘destansı’ hale getirip ‘gerçekçi’likle sarmak, ‘kitlesel deformasyon’ ile bazı şeylerin yanlış anlaşılmasını, ‘döven-pataklayan kötü adam’ın ‘global teröristlik’e geçişiyle devreye sokabilir.

        ‘Ambalaj işler’ bazen sakıncalı olup böylesi olaylara yol açabiliyor. Bir şeyleri olduğundan ‘gerçekçi’ göstermek çözüm değil. Çünkü arka plana yüklenen ‘tragedya’ ile keskin bir melodrama malzeme olabiliyor. Zira çizgi roman uyarlamasının genişletilmek istenen kitlesi yüksek hasarla bu geçişi gerçekleştirir hale gelebiliyor. Scott’ın da yönetmenlikten yapımcılığa ‘gişede başarısız filmler’le atlamasında yaşandığı gibi...

        Tabii bu noktada Nora Ephron gibi ‘kadın-erkek hikayeleri’nde ve ‘romantik-komedi’de usta bir senaristin de vefat ettiği, 71 yaşında aramızdan ayrıldığı, Ernest Borgnine, Richard Zanuck, Frank Pierson gibilerinin de ona eklendiği yaz ayları lanetli olabilir mi diye de aklımıza gelmiyor değil. Zira ne zaman Temmuz ve Ağustos adlarını ansak bir tarafta sayısız vefat görüyoruz. Metin Erksan ve Müşfik Kenter’in üzücü ölümleri de bunlara eklenebilir. Umarız yaz aylarını ‘blockbuster’ sezonu olarak tartışmaya devam ederiz ilerleyen dönemde. Böylesi yaklaşımlar hoş sonuçları beraberinde getirmiyor zira... Daha ziyade ‘düşler ülkesi Hollywood’un terör, intihar ve ölümle anılır, soru işaretleri bırakır bir dönüşümünü tartışmaya açıyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ