Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        HEJA BOZYEL / HT PAZAR

        İstanbul Kültür Sanat Vakfı Genel Müdürü Görgün Taner ile İstanbul’un kültür sanat hayatını, kamunun kültür sanat hayatımıza etkilerini ve “sevmediğimiz” konularda neler yapılması gerektiğini konuştuk.

        İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın İstanbul’da yaşayan herkes için ayrı bir yeri var. Vakfın kendisi bu şehrin bir insanı gibi. 40’ıncı yaşını kutlayan İKSV’yi 10 senedir “bizden biri” yapan kişiyse, vakfın genelmüdürü Görgün Taner. Tamda İKSV festivallerine kısa bir ara vermişken, kültür-sanat-eğlence anlamında çok hareketli geçen bir yaz döneminin sonunda buluştuk kendisiyle. Haliç’e bakan odasında Patti Smith, Leonard Cohen gibi isimlerle çalışıyor Görgün Taner. İmzalı posterlerse ağzımın suyunu akıtıyor...

        Yüzlerce konser izledik İKSV sayesinde. Ama sizin içinizde kalan “Keşke şu da gelseydi” dediğiniz biri kaldımı?

        Bunu ben sorayım... 10 senedir kim gelmedi? Gelse güzel olur dediğiniz kim var?

        Yani düşününce çıkar illa ki! Prince mesela...

        Hayatta olan ve müziğe aktif olarak devam edenlerden biri olacaksa, evet Prince isteğinize katılırım. Ama David Bowie’nin İstanbul Caz Festivali’nde sahne almasını çok isterdim. David Bowie bence 20’nci yüzyılın en önemli müzikal şahsiyetlerinden. Jim Morrison’ı çok isterdim. The Doors’la ya da yalnız, şöyle bir etrafı dağıtsın gitsin! Jimi Hendrix, Jeff Buckley ve Jeff Beck dinlemek isterdim...

        Gelen bütün sanatçılarla tek tek tanışıyormusunuz?

        Eskiden herkesle tanışmakla kalmaz, fotoğraf çektirmek, sohbet etmek isterdim. Ama artık bir resme bakar gibi onları izlemek bana yetiyor. Çünkü biriyle konuşurken Suriye konusunda farklı düşündüğümüzü fark edersemya da yolda yürürken ben bir kediyi sevdiğimde onun tiksindiğini görürsem kafamdaki imajları değişiyor. Yaptıkları müziği dinlerken başka şeyler düşünmek istemiyorum. Bu yüzden sanatçılarla şimdiki ilişkimonlara bir kitap hediye etmek ve bir, iki kelime sohbetten ibaret. Doğrumu yanlışmı bilmiyorum ama sanatçıları uzaktan sevmek aşkların en güzeli.

        ‘HATAMIZ HER ŞEYE ROMANTİK YAKLAŞMAK’

        Geçtiğimiz One Lovemüzik festivalinde yaşanan sorunlar, eğlence hayatı üstündeki baskılar derken bir dönem dünyanın ilgisini üstüne çeken İstanbul eğlence hayatı sanki gerileyecek gibi bir korku içindeyim... Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

        Ben öyle düşünmüyorum. Hatamız her şeye romantik yaklaşmamız. Eğlence sektöründe en önemli nokta bütçeler. Neredeyse 30’uncu yılım sanatçılarla. Onlarla direkt diyaloğa girmek zaten çok zor.Menajerlerle görüşmek, bütçelerde onlarla anlaşmak gerek. Burada da işleyen kuralların ilki; buradan nasıl bir kârla çıkıyorum? İkincisi: Lojistik olarak oraya gidersemkaç günlük konser kaybederim? Üçüncüsü: Gittiğimiz ülke çekici bir yermi? Bu koşullar yan yana konduğunda sizin ve endüstrinin değerleri örtüşmeyebilir. Eğermüzik anlayışı olarak bu faktörlerden uzak durabiliyorsanız ve bir sürü başka çekinceyi bu önceliklerin tepesine yerleştiriyorsanız, farklılık yaratıyorsunuz.

        Bunu yapabilen çok az isim var. Bunlardan biri Radiohead. Bu grup çalacakları, gidecekleri yerleri seçme lüksüne sahip. Çünkü bu düzeydeler. Onun haricindeki gruplardan böyle bir şey beklemenin anlamı yok. Bu endüstriyi kontrol edenmekanizmalar. Maliyetleri düşürmek isteyen şiddetli tekelleşmeler var. Birtakımkurumve kuruluşlar birçok turneyi baştan satın alıp ülkelere bölüp satmaya başladılar. İstanbul’unsa şöyle bir yapısı var: 13-14 milyonluk bir kent, hatta 2013’te ekonomik olarak dünyada ilk 10’a girebileceğimizden bahsediyoruz...

        40 sene öncesindemekân eksiklerimiz vardı. Şimdi de seneler önce yapımına başlanmış ama bitirilmemiş konser salonları görüyoruz. Esas problemkültürel altyapının önceliklerimiz arasında olmayışı. Kültürel altyapıyla kültür merkezi inşa etmek aynı şey değildir. Eğer bir kültürmerkezi yapılacaksa onun 10 senelik sanatsal faaliyetinin, vizyonunun ve programının oluşturulması gerekir. Ama ülkemizde bu sadece bir inşaat faaliyeti.

        ‘YASAKLAR GEÇİŞ DÖNEMİ’

        Peki sanat ve sanatçı tartışmaları?

        Kültür ve sanat tarihinin olmazsa olmazını üç ana noktada toplamak lazım. Birincisi; ifade özgürlüğü. İkincisi; sanatçıya saygı, altyapının yapılması. Üçüncüsüyse sanatçıların telif gibi haklarının korunması. Bunlar biraraya geldiğinde bu ortamın ne kadar yeşerdiği ve patladığı söylenebilir. Son dönemlerdeki yasakların sadece geçiş dönemi olduğunu düşünüyorum. Bu kafa karışıklığından önümüzdeki dönemlere parlak kafalarla gidebileceğimizi umut etmek istiyorum. Eğer ben de “Eyvah ne oluyoruz” dersemİstanbul’da herkesin böyle demesi gerekir. Kafa karışıklıklarını kullanarak tartışma ortamları yaratılmalı. Birçok şeyi tartışır gibi yapıyoruz, adımları sindirmeden atıyoruz. Avrupa ile aramızdaki fark bu. Bunların tartışılabilmesine bile pozitif bir açıdan yaklaşılması gerek.

        AKM açılınca orada etkinlikleriniz olacakmı?

        AKMprojesi Ertuğrul Günay’ın kişisel iradesiyle yürümekte. İstanbul’un göbeğinde böyle birmerkezin bu kadar kapalı kalmasının sorgulanması gerek. Kentliler bu soruyu soruyormu bilmiyorum. Bu soru, siyasal bir angajmanın içine girilmeden sorulmalı. Ama sevindirici olan 29 Ekim2013 gibi bir tarihin Ertuğrul Bey tarafından anons edilmesi. Tamamlandıktan sonra tiyatro ve müzik festivalinde tabii AKM’yi kullanmak isteriz. Şimdiye kadar bakanlıkla bu noktada sıkıntımız olmadı.

        İnşası devam eden Zorlu Center’ın da büyük bir kültürmerkezi olacağı doğru mu?

        Zorlu Center İstanbul’un önemli bir performansmerkezi olacak. Altyapısı ve salonların donanımıyla, anladığım sadece İstanbul’un değil bu bölgenin en donanımlı, en çarpıcı konser merkezlerinden biri geliyor. Tabii ki salonun yapılıp bitirilmesi çok önemli ama hangi zihniyetle işletileceği ve kültür sanata ne kadar açık olacağı çok daha önemli. Kültür ve sanat ile eğlence sektörünü birbirinden ayırmak lazım. Zorlu Center’ın önümüzdeki 3-4 seneyi nasıl gördüğünü anlatması lazım.

        Biletlerin pahalı olması her etkinlikte en büyük şikâyet konusu...

        Bir kültür sanat kurumuyuz; kâr amacı gütmeyen ama bütçesini sene sonunda denkleştirmeye çalışan bir kurum. Bütçesinin yüzde 70 - 80’ini üyelik gelirleriyle sağlayan, yurt dışındaki vakıfların desteğini de alarak yürüyen, kamudanminimumdestek alan bir kurumuz. Ben de katılıyorum ama bu pahalılık bir kâr sağlamıyor, işleri sürdürebilmemiz için gerekli.

        ‘ÖNCELİKLER YİYECEK GİYECEK VE SİGARA’

        Kültür sanat kuruluşlarına yapılan devlet destekleri yeterlimi?

        Öncelikler meselesi, halkın hangi tarafa ağırlık verdiğiyle doğru orantılı. Öncelikler yiyecek, giyecek ve sigara parası. Daha sonra da ayda iki defa maça gidilir, at yarışı oynanır, sinemaya ve güzel sanatlara,müzeye gidilir. Devlet büyüklerimizin kaçını sanatsal faaliyetleri ayakta alkışlarken gördük? Avrupa ülkerinde bu iş kamunun büyük bir desteği ile yürüyor. Çünkü oradaki anlayış farklı. Amerika’daki anlayışsa tamamen farklı. Türkiye’deki tartışma şu: Bakınız Amerika sanatsal ve kültürel faaliyetlere hiç destek veriyormu? Amerika’da direkt olmasa da özel kuruluşlar kanalıyla verilen destek büyük. Bu desteğin yapısı ve vergi durumu çok farklı. Ayrıca Amerika’da kamu, kültür ve sanata şakır şakır destek veriyor aslında. “National Endowment for the Arts” diye bir vakıf var ve bu vakıf projenin boyutuna göre destek vermekte.

        Türkiye’nin sanatla tanıtımı

        İKSV son 40 yılda kültür ve sanat hayatımızda neler değiştirdi?

        Bu sorunun cevabını sizler vermelisiniz. Ama şunu söyleyebilirim ki; İKSV kurulduğunda koyduğumuz hedeflere ulaşma yolundayız. İlk etapta “Türkiye’de ne oluyor”u dünyaya tanıtmak ya da dünyada olanı ülkemizdeki izleyiciye getirmek istiyorduk. Türkiye’deki sanatçının dünya ile buluşması ya da dünyadaki sanatçıların Türkiye’dekiyle buluşması hakkında birçok iş yaptık. Pina Bausch’un Nefes eserini Pina Bausch Dance Company ile ortak oluşturduk, 2003’te. Pina Bausch Dance Company Londra’da Nefes’i oynadı. Londra Olimpiyatları’nın kültür kısmında Haluk Bilginer’in oyununu izledik. La Fura dels Baus’un “İstanbul İstanbul” projesini ilk kez burada izledik. Esas mesele, Türkiyeli olarak orada olmak değil, senin soluklandırdığın eserlerin dünyayı senden habersiz gezmesi. Bu şekilde senin ülkenin tanınması ve bu şekilde dünyanın önde gelen entelektüellerinin bu eseri tartışması. Böylece ekstra para harcayıp reklam yapmanın gereği de kalmıyor.

        İKSV’de çalışmak isteyen çok genç var. Siz kimlerle çalışmayı tercih ediyoruz?

        Kadromuzda işten ayrılma çok düşük. “Dünyada ve Türkiye’de neler oluyor”u ve İKSV’nin alanına giren kültürel faaliyetleri takip eden, düşünen, soru soran bir camia var burada. Arkadaşlarımız sadece Türkiye’de değil, dünyada da birçok arkadaşımız kültürel faaliyetleri dolaşıyor, okuyor ve karşılaştırıyorlar. Belki bir banka için önemli değildir ama bizim için dinlenen müzik bile işe alımda çok önemlidir. Queen dinlemesi güzel ama Neşet Ertaş’ı da sevmesi önemli...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ