Küresel piyasalar bir süredir olağanüstü bir dönemin içinden geçiyor. Fiyatlar yüksek, oynaklık yüksek, belirsizlik yüksek. Ama asıl dikkat çekici olan, bütün bunların aynı anda yaşanıyor olması.
Bir tarafta teknoloji hisseleri yeni zirveler kuruyor, diğer tarafta savaş riski enerji fiyatlarını yukarı itiyor; merkez bankaları ise bütün bu tabloya yeniden düzen verme arayışında.
Uzun süre piyasaları taşıyan temel hikâye belliydi: düşük faiz, bol para, merkez bankası desteği.
Şimdi o hikâye değişiyor.
Geçen hafta yaşanan üç gelişme bunun işaretlerini verdi.
Uzaya para akıyor, dünyada risk büyüyor
SpaceX’in tarihi halka arzı yatırımcı iştahının hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösterdi.
Küresel yatırımcı geleceğe para ödemeye devam ediyor.
Ancak aynı hafta yaşanan jeopolitik gelişmeler başka bir gerçeği ortaya koydu. Risk iştahı ile riskin kendisi aynı şey değil.
İran ile ABD-İsrail hattında varılan ön anlaşma ilk bakışta tansiyonu düşüren bir gelişme gibi göründü. Ancak çok geçmeden anlaşıldı ki taraflar çatışmayı bitirmekten çok zamana yaymayı tercih ediyor.
Enerji güvenliği, petrol arzı ve bölgesel nüfuz mücadelesi olduğu yerde duruyor.
Bu nedenle jeopolitik risk primi piyasalardan silinmiş değil. Sadece ertelenmiş durumda.
Ama geçen haftanın esas kırılması burada yaşanmadı.
Asıl kırılma Fed’de yaşandı.
Fed faiz artırmadı ama kuralları değiştirdi
Faizler sabit kaldı. Ancak piyasaların satın aldığı şey faiz kararı değil, verilen mesaj oldu. Yeni Fed yönetimi para politikasında ton değişikliğine gitti.
Mesaj açıktı. Enflasyon tamamen yenilmeden gevşeme yok.
Bu cümle ilk bakışta teknik görünebilir.
Oysa finansal piyasalar açısından son derece büyük bir dönüşüm anlamına geliyor.
Çünkü son 15 yılda yatırımcıların alıştığı düzen şuydu:
1-Ekonomi yavaşlarsa Fed gelir.
2-Piyasa düşerse Fed destek olur.
3-Likidite azalırsa Fed kapıyı açar.
Şimdi ilk kez bunun tersi konuşuluyor.
Fed artık piyasa dostu değil, fiyat istikrarı dostu olacağını söylüyor.
Bu değişim yalnızca para politikası tercihi değil. Varlık fiyatlamasının merkezine yeniden maliyeti koyan bir yaklaşım.
Ucuz para döneminden pahalı para dönemine geçiş ihtimali.
Piyasaların huzursuzluğu da buradan geliyor.
Dolar yeniden güç topluyor
Fed’in tonu değişince ilk tepki tahvil piyasasında görüldü. Faizler yükseldi.
Ardından dolar güç kazandı.
Uzun süredir zayıflama eğiliminde olan doların yeniden değer kazanması küçük bir hareket gibi görünmemeli.
Çünkü güçlü dolar yalnızca Amerikan parasının yükselişi değildir.
Güçlü dolar gelişmekte olan ülkeler için daha pahalı finansman, emtia için daha zor fiyatlama, küresel büyüme için daha sıkı finansal koşullar demektir.
Bu nedenle doların yönü yalnızca döviz piyasasının konusu değildir. Küresel ekonominin yönüdür.
Altın bu kez neden beklendiği gibi davranmadı?
Son dönemin en ilginç fiyatlaması altın tarafında yaşandı.
Normal şartlarda savaş, belirsizlik ve jeopolitik gerilim altını yukarı taşır.
Ama bu kez olmadı.
Çünkü altının karşısına savaş değil faiz çıktı.
Yüksek faiz, güçlü dolar ve sıkı para beklentisi altının güvenli liman özelliğinin önüne geçti.
Bu yüzden jeopolitik risk yükselirken bile altın beklenen performansı gösteremedi.
Altın açısından tablo ancak şu durumda değişebilir: Enflasyonun aşağı geldiği ve Fed’in yeniden gevşeme alanı açtığı bir senaryo.
O güne kadar altının karşısındaki en büyük rakip yine dolar olmaya devam edecek.
Bu yaz piyasalarda tatil yok
Önümüzdeki aylarda piyasaların izleyeceği temel soru artık savaşın büyüyüp büyümeyeceği değil.
Asıl soru şu: Merkez bankaları gerçekten para rejimini değiştiriyor mu?
Eğer cevap evetse yalnızca altın değil hisse senetlerinden tahvillere, emtiadan gelişmekte olan ülkelere kadar her varlık yeniden fiyatlanacak.
Çünkü ucuz para döneminde başarı ölçüsü risk almaktı.
Pahalı para döneminde başarı ölçüsü doğru risk almak olacak.
Ve bu geçiş dönemleri her zaman sert olur.
Ray Dalio’nun sözüyle “Para politikası her şeyin fiyatını etkiler.”
Bugün piyasaların yaşadığı tam olarak bu. Savaşlar manşeti yazıyor olabilir ama fiyatları hâlâ merkez bankaları belirliyor.