Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Son birkaç günü gözünüzün önüne getirin. Suriye’de farklı renklerle anlamaya çalıştığımız harita dakika dakika değişiyor. Ankara’da inanılmaz bir hareketlilik. Suriye ordusunun, işgal altındaki topraklarına yönelik gerçekleştirdiği operasyon devletin zirvesinde adım adım takip ediliyor. Dışişleri ve Savunma bakanlıklarının yanısıra MİT tarafından haritadaki değişim ve sahada olup bitenler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la paylaşılıyor.

TÜRKİYE’NİN OYUN PLANI

Hiç sözü dolaştırmaya gerek yok. Türkiye’nin uzun yıllara dayanan oyun planı adım adım işliyor. Suriye ordusu, Halep’in ardından önce Fırat’ın batısında, ardından doğusunda hızla ilerliyor.

Yılların propaganda ürünleri “100 bin savaşçı”, “Birkaç saatte Şam’a girerler” birbiri ardına çöküyor.

Yarubiye sınır kapısı kontrol altına alınıyor ve böylece SDG-Kandil hattındaki önemli bir bağ kopuyor.

Aynel Arap, yani Kobani ile Haseke arasındaki bağ da öyle.

Kuşkusuz operasyonun Türkiye açısından sembolik değeri yüksek boyutları da var. 2015 yılında taşınmak zorunda kalan Süleyman Şah Türbesi’nin önceki yeri Karakozak bölgesi ele geçiriliyor.

SDG ÇATISI ÇÖKTÜ

SDG kontrolündeki bölgelerin büyük bölümünde nüfusun çoğunluğunu oluşturan Arap aşiretlerinin Şam yönetimine katılmasıyla işlerin seyri tamamen değişiyor.

Gayet açık. Bir dönem sınırlarımızın hemen ötesinde Suriye topraklarının üçte birinden fazlasını işgal eden SDG çatısı çöküyor. Başka bir ifadeyle bu çatının mucidi olan Centcom Komutanı Bertu McGurk’un hayalleri suya düşüyor.

SDG’nin en çok sığındığı “DAEŞ’le mücadele” kartı, Suriye’nin bu alandaki uluslararası koalisyona katılmasıyla birlikte elinden çıkıyor. Örgütün hapishanelerdeki mahkumları serbest bırakması ise kelimenin tam anlamıyla ABD tarafını çileden çıkarıyor. Dün gece itibarıyla ABD, 7 bin mahkumu Irak tarafına götürme kararı alıyor.

KARAR VERİCİ SDG DEĞİL

14 maddelik anlaşmaya önce evet diyen Mazlum Abdi, Şam’daki toplantıda Haseke Valiliği’nden savunma bakan yardımcılığına ve halk konseylerinde temsilci bulundurmaya kadar yapılan önerileri kabul etmiyor. Bu durum Barrack’ın tepkisine ve SDG’nin değil Kandil’in karar verici olduğunu görmesine neden oluyor.

Sonrası malum. Tekrar bir müzakere süreci ve 4 günlük ateşkes.

İşin bu tarafına gelmeden Suriye ordusunun operasyonlarına dair bazı değerlendirmeler aktaralım.

Öncelikle sivil kayıpların olmaması için azami özen gösterilmesi önemli. Suriye ordusu daha önce Lazkiye ve Süveyda’dan farklı olarak çok daha disiplinli ve dikkatli davranıyor.

ULUSLARARASI ŞARTLAR

Bu dönemde Ahmed Eş Şara yönetiminin uluslararası şartları doğru değerlendirdiğinin, özellikle Türkiye’nin stratejik katkısıyla sürecin bir Arap-Kürt çatışmasına dönüşmemesi için gayret gösterdiğinin de altını çizelim.

Ankara’nın belki en kritik katkısı, sürecin en zorlu anlarında bile müzakere kapısını kapatmamak oldu. Ancak 10 Mart mutabakatını elinden kaçıran SDG tarafı, her geçen gün kendi elini zayıflattı ve avantajlarını kaybetti.

BÜYÜK BİR ÇATIŞMA OLABİLİR Mİ?

İlan edilen son ateşkesin örgüt tarafından ihlal edilmesi ve Suriye ordusunun kayıpları yakın geleceğe dair büyük çatışmaların habercisi olabilir mi? Bunu denemeleri mümkün, ancak devam ettirebilecek durumda değiller. Ekonomik kaynakları kesildi. Stratejik değerdeki enerji bölgelerini kaybettiler. Hepsinden önemlisi ebedi sandıkları ABD desteği artık yok.

Rasyonel olan, Suriye yönetimiyle entegrasyona bir an önce başlamaları ve önlerine gelen teklifleri değerlendirmeleri. Ancak mevcut psikolojileri bunu göstermiyor.

Ateşkesi ihlal etmeye devam ederlerse, Suriye ordusunun geriye kalan bölgelere girmesi uzun sürmeyecektir. Örgütün Kandil’in etkisiyle Suriye’de yeni yapılar kurması da mümkün. Ancak kendilerine alan açan 15 yıllık dönemin kapandığını görmemeleri mümkün değil.

KANDİL ENFEKTE EDİYOR

Suriye sahasını enfekte eden Kandil tarafının, destek kuvvet göndermesi mevcut şartlarda eskisi kadar kolay olmasa da, coğrafyaya bakarsak imkansız değil. Kandil’in geçtiğimiz yıl attığı adımlara rağmen, silahları hala zihinsel olarak bırakamaması önemli bir sorun ne yazık ki.

Irak’taki bölgesel yönetimin, yani KDP’nin veya Süleymaniye hattından KYB’nin böylesi girişimlere öncülük etme ihtimali de çok zayıf. Mesut Barzani’nin biraz da fırsattan istifade izlemeye çalıştığı “ağabey” rolünün mevcut denklemde ciddi bir karşılığı yok.

CUMHURBAŞKANI: “OYUNA GELMEYELİM”

Ankara’nın kuşkusuz terörsüz Türkiye sürecinin devamı konusundaki hassasiyeti devam ediyor. Hatta Suriye sahasında ortaya çıkan yeni durumun, süreci ve komisyon çalışmalarını olumlu etkileme ihtimali var.

Dün sabah bu değerlendirmeleri notlandırırken, ortaya çıkan yeni durumun özellikle Türkiye içinde ortaya çıkarması muhtemel kırılmaları ve psikolojik etkileri geçirdim zihnimden.

Tam bu noktada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’nin grup toplantısında yaptığı konuşmadaki şu cümlelerin altını çizmek istiyorum. Bu tehlikeye dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı Cumhurbaşkanı:

Suriye’deki operasyonlar bahane edilerek, tamamen yalan ve çarpıtma üzerine kurulu bir propagandayla, tüm Kürtlerin kışkırtılmaya çalışıldığını görüyoruz. Özellikle Türkiye’deki Kürt kardeşlerimin, bu oyunlara gelmemesi gerektiğini, yapılan çağrıların, yapılan tahriklerin gerçek niyetini görerek, suhuletle, sağduyuyla, basiretle, ferasetle davranmaları gerektiğini tekrar hatırlatıyorum. Terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşim ayrıdır. Kimse, ister burada, ister orada olsun, benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz, Kürtlerin tek temsilcisiymiş gibi konuşamaz. Türkler ile Kürtler, Araplar ile Kürtler arasına kimse giremez. Kürt kardeşlerimiz, bu tahriklere gelmesinler; sağduyuyu asla elden bırakmasınlar.”

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar