Senarist, yönetmen ve yapımcı Reis Çelik, Antalya'da yayımlanan bir gazetenin kendisini 'Sansür'cü olarak göstermesine tepki gösterdi.
Söz konusu haberde Reis Çelik'in 2014'te Antalya Film Festivali'nde yarışan 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' adlı belgesel filme sansür uygulandığı, festivalin danışmanlarından Reis Çelik'in ise buna tepki göstermediği iddia edildi.

Reis Çelik, yaptığı açıklamada 2014'te Antalya Film Festivali'nin danışmanı olmadığını belirterek şu açıklamayı yaptı;

2014 yılında Antalya Film Festivali'nde bir belgeselin yasaklandığı dönemde Festivalin danışmanı olduğum ve bu yasaklamaya ses çıkarmadığım ileri sürülmektedir. Şu ana kadar Antalya dahil hiç bir festivalde danışmanlık yapmadım. Yönetimleriyle hiç bir ilişkim olmadı. Tersine, o yasağa ve özellikle son iki yıldır ulusal yarışmaları kaldıran Menderes belediyesine karşı sürdürülen boykot sürecini başlatan ve öncülüğünü yapan başkanı olduğum FİLM YÖNETMENLERİ DERNEĞİ'dir. 51. Antalya Altın Portakal sürecine yasaklara ve festivalin yönetilmemesine ilişkin bir eleştiri yazısı yayınladım sadece onu da ekte size yeniden sunuyorum.

Muhittin Böcek başkanlığındaki Antalya Büyükşehir Belediyesi, 2019 Altın Portakal Film Festivali'nde sektör adına danışmam olmamı istemişlerdir. Ulusal Yarışmalar ve sinema sektörünün diğer dile getirdiği taleplerin yenine getirileceği açıklandığı taktirde kabul edeceğimi ilettim.

Bu danışmanlığın karşılığında bir ücret olacaksa onun da FİLM - YÖN'e bağış olarak kabul edeceğimi toplantıda açıkladım. Belediye henüz festivalle ilgili kararlarını açıklamadan böyle saldırılara maruz kalmasının açıklanabilir tek bir yorumu olabilir oda "eski yönetiminin sabotajı" Muhittin Böcek yönetimini ve yeniden başlayacak olan ulusal yarışmaların şimdiden sabote edilmesi planı açıktır. Daha festival programını bile açıklamadan boğmaya çalışmak tam bir hainliktir. Üzücü olan oyuna kendini özgürlükçü, ilerici sananların bu tuzağa düşmeleridir. Hiç bir zaman hakkımda yazılan olumlu yada olumsuz yoruma habere asla yanıt vermedim. Çünkü düşüncenin özgürlüğüne hep inandım. Doğruyu söylemekten asla geri durmadım. En karşı olduğum taraftan gelse bile doğru gördüğümün yanında yer aldım. Kendime destur edindiğim ve hayatımda asla geri adım atmadan savunduğum sosyalist ahlakın gereği budur. "Sansürü savundu" gibi yakıştırmaları bana yaftalamak kimsenin haddine değildir. Hayatım boyunca faşizme ve onun yansımalarına karşı mücadele etmiş bedeller ödemiş biri olarak bu suçlamalar bir yazıyla da geçiştirmeyeceğimin bilinmesini isterim. 2014 yılında yapılan akılsızlıklara yazdığım yazı ve yorum belli ki bazı çevreler de karın ağrısı yaratmış. Bu yüzden yazıyı yeniden yayınlıyorum. Ama portakal benzetmesinden dolayı sadece portakal meyvesinden özür diliyorum. Çünkü onun içinde bize faydası olan bolca C vitamini var. Şimdilik, hakkımda yazılanları ispata yada özür dilemeye davet ediyorum.

2014 yılında yayınladığım yazı;
51 YILLIK ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ PORTAKAL KADAR AKLI OLANLARA HARCATILMAMALI
51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali başlamasına bir hafta kala, "Yapılacak mı ? Yapılmayacak mı?" Tartışması ile karşı karşıya kaldı. Uluslararası ve Ulusal jüriler oluşturuldu, filmler davet edildi. Programlar yapıldı ve geriye sayım başladı. Ama oda ne festival yapılmayabilir. Böyle bir ciddiyetsizlik akıl alır gibi değil. "Büyük Devlet" kavramını yanından eksik etmediğimiz Türkiye gibi gerçekten büyük bir ülkede oluyor bu. Sorun ne? Bir filme müdahale var. Evet ortada kabul edilmez müdahale eylemi vardır. Bunun savunulur tarafı yoktur. Bu sorunu oluşturan şey, ülkenin cumhurbaşkanı olan isme yönelik duvarda gözüken açık bir küfür görüntüsünden kaynaklanmaktadır. Bu durum festivali üslenen belediyeyi ve bürokratları rahatsız edebilir. Bununda onlar açısından kendilerini sıkıntıya sokacak bir durum olduğunu ve üstlerinden zılgıt yeme endişesini anlamak zor değildir. Tamam, onlar açısından seviyesiz bir küfürde kabul edilir , hoş bir şey değil. Bunun çözümü filmi hemen festivalden çıkarıp atmak mıdır ? Hayır. Sanatçıların böyle bir durumu kabullenmelerini beklemek doğru mudur? Bunun yanıtı da elbette ki hayır. Peki ya, bir tarafın "Küfür var" bir tarafın "Sansür var' gürültüsü çıkartıp festivali yapılamaz noktaya getirmek doğru mudur? Buna da Hayır.

Böyle bir krizi iyi yönetilememiş ve bunun üzerinden ucuz popülizm meraklılarının ağzına ‘FESTİVALDE SANSÜR VAR' sakızı verilmiş. Peki krizin gerçek nedeni Sansür mü? Hayır.
Çünkü:
Ana yarışmalara ve yan bölümlere seçilen filmlere bakarak festivalin bir sansür aklı taşıdığını söylemek büyük bir yanılgıdır. Bu festivalin ana yarışmasına seçilmiş olan Onur Ünlü"nün İTİRAZIM VAR filminden daha sert din temelli iktidarı eleştiren bir film mi var? Yine ulusal yarışmada OFLU HOCAYI ARAMAK filmindeki kadar hükümet ve zenginler işbirliği eleştirisi yapan bir film mi var ? Yada Erol Mintaş'ın ANNEMİN ŞARKISI filminden daha karşı duruşlu ne olabilirdi. Kısa film ve belgesel bölümlerinde gezi ile daha sert filmler var. Sansürlenseydi bunlar sansürlenirdi. Zaten biz sinemacılar ve diğer sanat alanlarındaki arkadaşlarımızda her zaman olduğu gibi anında bayrak açardık.
Peki o zaman ortada ne var?
Sorun, Festival danışmanı ve SİYAD başkanı ile yine bu dernek üyesi yardımcıları belgeselleri hukukçuya göndermesi sonucu aklı evvel festival hukukçusunun ‘Cumhur Başkanına açık bir küfür var ve bu durum bilmem kaçıncı maddeye göre suçtur ha' gibi yorumu festival yönetenlerinin de bunu doğru yöntemlerle çözememeleri olayı bu noktaya getirmiştir.

HAKLI İTİRAZ VE UCUZ KAHRAMANLAR

Evet böyle tatsız bir durum ortaya çıkmıştır. Bunu kesinlikle görmezlikten gelemeyiz. Ve asla tepkisiz kalamayız. Çünkü sanat denilen şeyin genleri , karşı çıkmaktan, baş kaldırma cesaretinden oluşmaktadır. Bu ön jüri ile festival yönetimi ve filmin yönetmeni arasında çözülebilirdi. Ama, Konunun muhatabı ön jüri , bu kabul edilemez durumu haklı olarak dillendirdi. Tam bu sırada ucuz kahramanlar ortaya çıktı ve festivali boğma seferberliğine koyuldular.. Bu ucuz kahramanlık yapanların büyük bölümü bu festivallerin nasıl bedeller ödenerek ayakta tutulmaya çalışıldığından haberdar değil. Filmleri yapanların hangi riskleri göze alarak , hangi koşullarla filmlerini bu festivale geldiklerinden de haberdar değiller... Tuzları kuru olduğu için gerçek yaratıcıların ve bedel ödeyenlerin üzerinden ucuz kahramanlığı da kolay yapabiliyorlar. Böyle durumlarda devletin tavrı da bellidir. "Festivali yapmayız olur biter" Oysa, Böyle ucuz ve popülist kahramanlıklar ,sinemamızın halkla ve dünya buluşmasının önüne geçmemelidir ve buna izin verilmemelidir. Eğer bu şansı, öngörüsüzlerin eline verirsek, hemen her şeyi ve herkesi iki kuruşa pazara çıkarmakta tereddüt etmezler. Zaten öylede olmuştur. Çok değerli sinema insanları bir anda "Sansürcü" "Devletçi" damgasına maruz kalmıştır.

SORUNUN ASIL KAYNAĞI

Sanat karşı çıkma ve baş kaldırma içgüdüsüne sahiptir. Sanatın taşıdığı bu geni yer yüzünde hiç bir baskı, hiç bir sisten, hiç bir erk değiştirememiştir ve değiştiremez. Aynı zamanda sanat üzerinden ucuz popülizm meraklılarına da bu fırsat verilmemiştir ve verilmeyecektir. Antalya, Adana, Ankara gibi festivallerin oluşumu ve organizasyonu belediye başkanları ve bürokratların iki dudağı arasında olduğu sürece bu istikrarsızlık hep devam edecektir. Bizim festivallerde, Cannes, Berlin, Venedik, Busan,Tokyo ve diğer film festivalleri gibi bağımsızlaştırılmadıkça, hep bu kaderi yaşayacaklardır ve yerinde saymaya devam edeceklerdir. Küçük portakal akılla ne devrimci olunur, ne dindar, ne milliyetçi olunur. Hele hele Büyük Devlet hiç olunmaz. Bir ülkeyi büyük devlet yapan ve tarihin sonsuzluğuna taşıyacak olan şey merkez bankasının kasasındaki altınlar değildi. O ülkenin bağımsız sanatı ve onları yaşatan müdahalesiz sanat kurumlarıdır. En önemlisi de özgür sanatçılarının olmasıdır.