Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ece ULUSUM / HT CUMARTESİ

Je t’aime” deyince akla ilk gelen isimler arasında Lara Fabian. Zarif, içten, başarılı ve duygusal bir sanatçı. Öyle duygusal ki bir konseri sırasında tüm seyirci şarkısına eşlik edince oturup konserin ortasında ağlamıştı. Bu duygusallığını da Akdenizli yanına bağlıyor. 45 yaşında, gittikçe de güzelleşiyor. Her turnede Türkiye’ye mutlaka uğrayan Fabian, 15 ve 16 Ekim’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde sahneye çıkacak. Geçen yıl Mustafa Ceceli ile düet yapmıştı. Beğeneni oldu, beğenmeyeni de... Şimdi de biriyle sahneye çıkacak ama “Sürpriz” deyip duruyor. Dedikodulara göre Fabian’ın düet yapacağı isim Halit Ergenç. Bu sorunun cevabını öğrenemedik henüz ama Lara Fabian diğer tüm sorularımı içtenlikle yanıtladı.

■ Tekrar İstanbul’da sahneye çıkacaksınız, ne hissediyorsunuz?

Birçok ülkede konser verdim ama bazı şehirler sizin üzerinizde farklı bir etki bırakıyor. İstanbul bu şehirler arasında... Genç bir kızken ilk konser verdiğim ülkelerden biri de Türkiye olmuştu. Şimdi Türkiye’ye geldiğimde sanki hayatımda bir adım daha atmış gibi bir duygu hissediyorum. Yazılmakta olan yeni bir kitabın ilk sayfasını açarmışım gibi...

‘SEZEN AKSU’YA TEKRAR TEŞEKKÜR EDERİM’

■ Geçen yıl Mustafa Ceceli ile düet yapmıştınız. Bu yıl da sürpriz konuğunuz olabilir mi?

Düetleri çok seviyorum. Müziği başka bir sanatçıyla sahnede paylaşmak, farklı bir enerji yaratıyor. Geçen yıl Mustafa ile “Al Götür Beni” parçasını seslendirdik, çok keyif aldık. Şarkının Türkçe sözlerini Sezen Aksu’nun yazmış olması da ayrı bir güzellik. Kendisine tekrar buradan teşekkür etmek isterim. Sürpriz bir düetim olacak, evet. Hiç beklemediğiniz bir sürpriz. Sürpriz yapmayı seviyorum!

■ Başka bir albüm zamanı geldiğini nasıl anlıyorsunuz?

Bu takvimli bir süreç değil. Kendi şarkılarını yazan bir sanatçı olarak, durup dururken “Şimdi şarkı yazma zamanı geldi” de demiyorsunuz. İlham geldiğini hissettiğiniz zaman yazıyorsunuz. Biriktiğinde albüm ortaya çıkıyor. Ama dinleyicilerin beklentilerini de dikkate almalı. 2 yılda bir albüm yapmanız bekleniyor. Bu süreyi çok geçerseniz, benim gibi “sosyetik” bir hayat yaşamıyor ve özel hayatınızla sürekli medyada yer almak istemiyorsanız, neredeyse büyük bir geri dönüş yapmanız gerekiyor. Bu arada yeni albümüm “Ma Vie Dans La Tienne” 6 Kasım’da çıkıyor.

■ Harika bir haber, hayırlı olsun... Pek çok ülkede merakla bekleniyordur eminim. Çok uzaklarda şarkılarınızla karşılaşmak size ne hissettiriyor?

Şarkınızın radyolarda ya da mekânlarda çalması ve dinlenmesi çok güzel bir şey. İlk kez gittiğim ülkelerde şarkımı duymak beni hem şaşırtıyor hem de uzaklara kadar ulaşmış olması sevindiriyor. Ama her gittiğim yerde kendi şarkılarımı dinlemek de istemem doğrusu!

■ Yaptığınız müziği nasıl nitelendiriyorsunuz? Kimisi size ‘buğulu ses’ diyor. Sizce öyle mi?

İnsanın kendi sesini tanımlaması çok zor. Kültürlere göre aynı ses, farklı şekillerde algılanabiliyor. Çünkü sanatsal referanslarınız farklı oluyor ve çesitli sanatçılarla karşılaştırılıyorsunuz. Önemli olan sesin size bir duygu iletebilmesi. Hem de şarkının dilini anlamadan... Eğer ben şarkılarımla, size bir şey hissettirebiliyorsam, bu beni mutlu eder.

DAMARLARIMDA AKDENİZ KANI AKIYOR’

■ Şu meşhur izleyiciyle plansız düet yaptığınız “Je T’aime” parçanız hâlâ konuşuluyor. O seyircinin yeri sizde ayrı olmalı...

O an gerçekten benim için unutulmaz bir hatıra. Binlerce insanın tek bir ağızdan “Je T’aime”, daha dogrusu “On T’aime” yani “Seni Seviyoruz” diye haykırması kimseyi etkisiz bırakamaz. Gözyaşlarımı tutamadım, duygusal bir insanım. Gözyaşımı da kahkahamı da kolay tutamıyorum; tutmak da istemiyorum. Kanadalı ve Belçikalı olsam da, annem Sicilyalı. Bu demektir ki damarlarımda Akdeniz kanı akıyor.

■ Hayat dolu birisiniz. En mutlu anınızı merak ediyorum...

Birçok mutlu an arasından bir tek anı seçmek imkânsız. Mutlu anılarım arasında Sicilya’da, Etna Yanardağı’nın yakınlarındaki bir köyde yaşarkenki çocukluk anılarım var. Annemin pişirdiği o güzel Akdeniz yemeklerinin tadı hâlâ damağımda. Akdeniz’in muhteşem mavilikteki denizi karşısında iştahla o yemekleri yemek, aklımdan gitmiyor! Bakın, kökenim nasıl belli oluyor? “Mutluluk” denince aklıma hemen anne ve yemek geliyor.

■ Mutsuz olduğunuzda ne yaparsınız?

Zor bir soru... Mantıklı bir cevap vermek gerekirse, önce mutsuzluğumun sebebini kavramaya çalışırım. Sonra da bu sebebi ortadan kaldıracak bir çözüm üretmeye gayret ederim. Ama mutsuzluğa karşı benim 3 ilacım var; ailem, sevdiğim insanlar arasında olmak ve müzik.

■ En sevdiğiniz ve sevmediğiniz ses nedir?

Sanatçı seslerinden bahsedersek, öncelikle Barbra Streisand. Sesine hayranım. Kendisiyle tanışma fırsatım oldu ve bu hayranlığımı bir “fan” olarak ifade etmekten hiç çekinmedim. Maria Callas gibi bir sanatçının sesi de inanılmaz güzel. Genel anlamda sesten bahsediyorsak, ilk söyleyebileceğim trafik gürültüsü! Seslerin, insanın sinir sistemi ve ruh sağlığı üzerinde büyük etkileri var; bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Bu konuda, Japon kültüründen gelen Kotodama pratiğiyle yakından ilgileniyorum. Kotodama, ses aracılığıyla iç huzura ulaşmanızı sağlayan bir Uzakdoğu tekniği...

‘KADERCİ BİRİ DEĞİLİM’

■ Doğru zamanda doğru yerde olmak kavramı sizin için önemli o halde...

Evet. Bazı şeyler insanın hayatında şans eseri meydana geliyor ve tesadüflerin hayatınızı değiştirebildiği

 söyleniyor. Ancak ben aynı şeyi düşünmüyorum. Yanlış anlamayın, sadece kaderci biri değilim. Tersine, insanların kendi hayatlarından sorumlu olduklarını ve aldıkları kararların sonuçlarını yaşadıklarını düşünüyorum. Doğru zamanda doğru yerde olmak için çaba göstermeli. Bazı şeyler, yaptıklarımızın ve kararlarımızın sonucu olarak karşımıza çıkar. Buna ister karma deyin, isterseniz başka bir şey. Önemli olan, sorumlu davranmak, kendimizin en iyi versiyonu olmak, doğru zamanda, doğru şeyler söylemek, doğru yerde olmak, doğru insanlarla olmak.

■ Ne yapmak istediğinizi nasıl anlıyorsunuz? Genelde doğru işlere parmak basıyorsunuz.

Gerçekten öyle mi görüyorsunuz beni? Teşekkür ederim! Ama ben de herkes gibi deneyerek, tecrübelerimden ve hatalarımdan öğrenerek ilerliyorum. Hayatımın bu noktasında genel hatlarıyla nereye gittiğimi, hangi yöne doğru ilerlediğimi biliyorum. Zamanla kendinizle daha barışık hale geliyorsunuz. Böyle olunca kendinize daha çok benzeyen müziğiniz belirginleşiyor. 6 Kasım’da çıkacak albümün tam anlamıyla beni ifade ettiğini düşünüyorum.

■ Sahne kıyafetleriniz sade ama çok şık, zarif görünüyorsunuz. Kıyafet seçimlerinizde sizin de payınız var mı?

Her şeyden önce rahat olamalıyım. Kıyafetlerimi genelde kendi zevkime göre seçiyorum. Genç tasarımcılarla da çalışmayı seviyorum. Özellikle Türkiye’de genç bir stilist Semih Doğruer bana özel çok güzel şeyler hazırlıyor. İstanbul’daki konserim için yeni tekliflerini merakla bekliyorum.

"KONSERDE ÖYLE BİR SÜRPRİZİM OLACAK Kİ..."

-Yeni bir projeniz olacak mı?

Her zaman... Bir proje sonuçlanıp, sunmaya hazırlanırken, yeni bir projeyi başlatıyorum. Daha önce de ifade ettiğim gibi, 6 Kasım’da yeni Fransızca albümüm çıkıyor. Bunun arkasından, bir turne planlıyorum; Fransa, Belçika ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde. 2016 içinse, uluslararası bir albüm hazırlığına şimdiden başladık. Yaptığım işi seviyorum. Üretken olmayı da... Bu yüzden sürekli yeni projeler üretmek benim için büyük bir keyif.

■ Seyirci heyecanlı, onlar için bir mesajınız var mı? Konserde onları neler bekliyor?

Ben de çok heyecanlıyım; bu heyecan karşılıklı... Türkiye’yle yeniden buluşmayı bir süredir bekliyordum. Bu buluşmanın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleşmesinin de benim için ayrı bir önemi var. İstanbul’da yüksek standartlara sahip bir konser mekânında sahne almak ayrıca bir keyif. Bu konserin, diğer ülkelerde geçtiğimiz aylarda verdiğim konserlerden daha farklı olmasını istedim. İstanbul konseri için hiç beklemediğiniz bir sürprizim olacak. Aklınıza hiç gelmeyecek bir sürpriz bu. Bunun için sabırsızlanıyorum!