Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
HABERTURK.COM

Bir işe girmemizi zekamız sağlayabilir ancak o işte ne kadar başarılı olacağımızı ilişkilerimiz belirler. Bu yüzden de ilk intibayla beraber insan ilişkilerimiz ve beden dilimiz son derece önemlidir. Kaba saba, umursamaz davranışlar yerine kibar ve makul davranışlar hayatımızı kurtarabilir. Bunu biliyor olmamıza rağmen zarafet unutulmaya yüz tuttu! Böyle söylüyorum çünkü; artık otobüste adamlar kadınlara yer vermez, bir yere girerken kapıyı tutmaz olduğu gibi kadınlar da özensiz oturmaya ve konuşmaya başladı. Gidiş hat böyle olunca "Zarif insanlara ne oldu? Artık onlar yeraltında mı indiler yoksa gizli saklı bir yerlerde mi yaşıyorlar?" diye düşünürken yolum "Ve Zarafet" kitabının yazarı aynı zamanda Zarafet Akademi'nin kurucusu Gökhan Dumanlı ile keşişti. Onunla kaybolan zarafet kuralları üzerine konuştuk. Bakın Gökhan Dumanlı bize konuyla ilgili neler söyledi...

Adabı muaşeret kuralları nereden gelir?


İlk kez 1330’lu yıllarda Fransa’da ortaya çıkan bu kurallar Fransızcada “protocole” kelimesi ile karşılığını bulurken, Türkçeye de bu kelimeden yola çıkarak “protokol” olarak girmiştir.

Protokol kuralları Türkiye’de ilk kez Osmanlı’da Tanzimat ile birlikte kullanılmaya başlanmış. Tören ve biçimsel kuralların bütününü birden kapsayan bu kelime, Osmanlı döneminde “teşrifat” kelimesiyle formüle edilmiş ve Osmanlı’da resmi alanda “teşrifat” kelimesi kullanılırken, sosyal alanda da adabı muaşeret kelimesi kullanılmaya başlanmış. Kanuni Sultan Süleyman tarafından da devlet büyüklerinin unvanları, resmi kıyafetleri, devlet büyüklerine gösterilecek saygı kuralları, padişahın huzuruna kabul esasları ve haremdeki hiyerarşik unvanlar ile törensel kurallar “Teşrifat Nizamnamesi/Protokol Tüzüğü” olarak düzenlenmiş ve ilk defa sarayda Teşrifat-ı Divan-ı Hümayun/Protokol Dairesi kurulmuş. Öyle ki tarihin sayfalarını karıştırıp araştırdığımızda da şu anda İngiltere ve Fransa gibi protokol kurallarını en iyi uygulayan ülkeler olarak bilinen bu iki ülkenin aslında o süreçte, bu eğitimleri bizim atalarımız olan ve o döneme damgasını vuran Osmanlı’dan aldıklarını kolaylıkla görebiliriz.

Gelişerek ve değişerek günümüze doğru gelen süreçte özellikle Avrupa’da zarafet okulları bir dönem çok büyük ilgi görmeye başlıyor. Özellikle aristokrat aileler, çocuklarını eğitmek ve toplumsal kurallarla daha saygın yetiştirmek amacı ile bu okullara rağbet ediyor. Hem sosyal yaşamda hem de iş yaşamında bu kuralların ne kadar önemli olduğu, seçkin ve profesyonel görünmenin bu kuralları bilmek ve uygulamaktan geçtiği daha o dönemde fark ediliyor.



Ve bugün baktığımızda 21. yüzyıl, hem kişisel gelişimde hem yönetimde ve liderlikte hem de kurum kültüründe farklı dinamikleri kabullenme ve kendi değerlerimiz ile birlikte uygulama ve geliştirme gibi denge değişimlerin yaşanmasında vesile oldu. Yani artık bilgiye sahip olmaktan daha çok sahip olduğumuz bilgiyi nasıl sunduğumuz önem kazandı. Ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki kişilerin, bu kuralların farkındalığında olmadıklarında mükemmel oldukları konularda bile başarısız olmaları mümkün olabiliyor. Son araştırmalara göre, IQ ile ifade edilen zekânın, kişilerin iş yaşamında başarılı olmasındaki payı yüzde 4-10 arasında görülürken, sosyal beceriler ise, profesyonel başarı söz konusu olduğunda eğitim ve deneyimin de önüne geçerek yüzde 90 oranında önemli bir etken halini alıyor. Aynı şekilde ikili ilişkilerimizde de bu kuralların gücüne sahip olmak bizi daha başarılı bir iletişimci yapıyor ve birlikte yaşamanın, ilişki sürdürmenin, iletişimi anlamanın ve yorumlamanın erdemini bilen herkese istediği kapıyı açma anahtarı veren sihirli bir değnek görevi görüyor.

Adabı muaşeret kuralları tabu gibi midir yoksa zaman içerisinde değişebilirler mi?

Dünya ile aynı anda bilgiye sahip olduğumuz günümüzde elbette değişen dinamikler olacaktır. Bunun için kişinin her zaman kendini güncel tutması, entelektüel birikimine önem vermesi kendine has değerleri evrensel öğretilerle harmanlayarak içinde yaşadığı topluma ilişkide olduğu insanlara aktarmalı. Bununla beraber geleneğin en güzel tarafı her dönemde kendisine yer bulmasıdır. Bu yüzden geleneksel olan ve yılladır duyduğumuzda ya da karşılaştığımızda bizi daha mutlu, özel ve değerli hissettiren hiçbir tavır ve davranış değişmeyecektir.

Örneğin; eskiden bir kadın oturacağı zaman erkekler sandalyeyi çekermiş. Şimdi bunu bir kahvecide otururken hayal bile edemiyorum. Bu kurallara ne oldu ya da ne olacak?

Geleneğin en güzel tarafı her dönemde kendine yer bulmasıdır. Bir erkeğin yanındaki kadını yücelten tavrı hem geçmişte hem bugünde hem de gelecekte baki kalacak değerlerden birisidir. Hangi sosyo-ekonomik statü de ya da demografik özellikte olursa olsun bu her kadını değerli ve özel hissettirir. Kadın da değer duygusu en yüce duygulardan biridir. Erkekte de yeterlilik duygusu aynı güce sahiptir. Bu noktadan baktığımızda konuyu kadın erkek ilişkileri bağlamında ele almak gerekir ki bence bu başlık için ayrıca bir oturup konuşmalıyız. Teknoloji, yeni dünya düzeni ve değişen ilişki dengeleri ile birlikte unutmaya yüz tuttuğumuz ya da üzerinde hiç düşünmediğimiz eskilerin söylemiyle adabı muaşeret kuralları bizi kalabalıklar içerisinde fark edilir kılacak tek özelliktir. Hep altını çizdiğim gibi: asil ve zarif olun. Görgü, herkesi pozitif olarak etkiler...

Günümüzde en belirgin olarak değişen adabı muaşeret kuralı hangisidir?

Türkiye, tarih boyunca belli değerlere sahip ve bunları da koruyan bir kültüre sahip iken bugün bir takım değerlerin unutulduğunu görüyoruz. Özellikle insan ilişkilerinde geldiğimiz nokta hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında mutsuzluğun kaynağı olarak görülmekte. Çünkü iletişimin temeli olan dinleme, anlama, empati yapma ve hoşgörü ile incelikle yaklaşma gibi kavramların yerini daha ben merkezli bir iletişim kurma şekli aldı. Ve baktığınızda pek çok kişinin problemi ‘nasıl etkileşime gireceğini bilmemesi ya da emin olmaması olduğunu’ görüyoruz. Neden bilemiyoruz dersiniz? Bana göre açıklaması son derece basit. Çünkü bizler insan ilişkilerini düzenleyen en önemli unsuru, nezaket kurallarını hayatımızdan çıkartma yoluna gittik. Jullian Baggini’nin söylediği gibi salt görgü kuralları ile günlük ahlak arasındaki ayırımı yapmakta başarısızlığa uğradık. Nezaket kurallarının modasının geçtiğini düşündük içimizden, ne gerek var öğrenmeye, uygulamaya dedik. Yemek yerken hangi çatalı kullandığımın ne önemi var ki, önemli olan benim bilgim, unvanım, kişiliğim dedik. Ama farkına varmadan insanlarla ilişkilerimizi düzenleyen, bizleri diğerlerine yaklaştıran, toplumu toplum yapan bazı güzel alışkanlıkların da ortadan kalkmasına sebep olduk. Çevremizdekilere saygı göstermenin, onların toplu taşıma araçlarına itilmeden inip binme haklarına saygı duymak olduğunu unuttuk. Açık havada ya da bir kafede oturan kişinin orada kaldığı tüm süre boyunca bizim sesimizi dinlemek ve attığımız kahkahalara hoşgörü göstermek zorunda olmama hakkını unuttuk. Biz aslında sosyal açıdan ilerlemenin, gelişmenin medeni olmak, kibar olmak, görgü kurallarına uymak demek olduğunu unuttuk.

Beden dilinin önemi'Beden dili iletişim söz konusu olduğunda %60 öneme sahip. Onu %30 ile ses tonu ve %10 ile de kullandığımız kelimeler takip ediyor.'

Adabı muaşeret aslında beden diliyle de çok ilintili. Bedenini iyi kullanan biri zarafet kurallarını da iyi bilir diyebilir miyiz?

Kişinin sadece beden dilini iyi kullanması, sadece iyi giyinmesi, güzel konuşması onun zarafet kuralları konusunda bilgi sahibi olduğunu göstermez. Zarafet bir bütündür. Bilginizi, kültürünüzü tavrınızla gösterme şeklinizdir. Her tavrın bir zarafeti vardır. Oturmanın, kalkmanın, söz söylemenin, sosyal ilişkilerin, dinlemenin. Nerede, nasıl davranılması gerektiğini bilmektir. Sade ve ölçülü olmaktır. Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi eksik etmemektir. Sahici, sevgi ve barış dolu olmaktır.

Türk toplumundaki kadın ve erkek rol modelini düşünürsek eğer görgü kuralları için beden dilimizde nasıl değişiklikler yapmalıyız?

Kadınlar gittikçe daha maskülen bir tavır içine girmeye başladılar. Bunun içerisinde iş yaşamı, kültürel faktörler, hayatın içinde birden fazla rol üstlenmek ve bunları da mükemmeliyetçi bir tutumla sürdürmek istemeleri gibi etkenler söz konusu. Bu da hem duruşlarını, hem yürüyüşlerini hem konuşmalarını kısacası genel tavırlarını olumsuz etkiliyor.

Erkeklerde ise doz aşımı durumu söz konusu oluyor. Yani özgüvenli duruşu aşırı diklik olarak algılayıp olduğundan farklı görünmek, güçlü bir selamlaşmayı güç gösterisine çevirmek, kelime seçiminde özensiz olmak, özellikle oturma şekillerinde hep eleştirdiğimiz bacaklarını çok geniş açı ile açarak oturmak, ellerini kollarını tam olarak nasıl kullanmalarını bilmediklerinden ya çok etkisiz ya da çok sinirli ve agresif görünmek gibi hatalarda bulunuyorlar. Bunların üzerine kadınlar ile olan ilişkilerinde de en temel centilmenlik kurallarını da unuttuklarını görüyoruz. Böyle olunca ortaya prestijden uzak bir tablo çıkmış oluyor.



Siyasetçiler gerek beden dili gerekse de görgü kuralları üzerine ders alıyorlar. Peki sizden Trump ile Obama'yı karşılaştırmanızı istesem, hangisi sizce daha nazik kalır?

Dünyanın her yerinde siyasetçiler bu eğitimlerden geçiyor özel uzmanlar ile çalışıyorlar. Benim de siyasi liderler bu arena da var olmak isteyen kişiler ile birçok özel çalışmam oldu. Ne söylediğin, nasıl söylediğin, iletişim dilin v.b. birçok unsur söz konusu siyasi liderlik olduğunda çok daha büyük önem taşıyor. Obama dünya siyaseti içerisinde zarafeti ile öne çıkan en önemli isimlerden birisi. Trump ise agresif, saldırgan, ötekileştiren tavrı ile kendini var etmeye çalışıyor. Özgürlük, demokrasi, barış diyen Amerika, şu an bunların tam tersini söyleyen birisini başkan olarak seçiyorsa artık kimse Amerikan Rüyası söyleminden bahsetmesin.