DÜN öğle saatlerinde Bild Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Kai Diekmann’la konuştum.

"Alman kamuoyu, Antalya Cezaevi’nde yatan Alman çocuğu konusunda çok hassas. Dışişleri Bakanı, yarın Türk Dışişleri Bakanı Gül’ü arayıp bu konuyu konuşacak" dedi.

Bu olayın, ikinci bir "Geceyarısı Ekspresi" iftirasına dönüşmesinden endişe ediyorum.

Yazı işleri toplantısında bu konuyu çok tartıştık.

Doğal olarak hepimizin ilk tepkisi şuydu:

"Bizim adalet sistemimize ne karışıyorlar?"

Nitekim Başyazarımız Oktay Ekşi de pazar günkü yazısında, hepimizin bu ortak hassasiyetini dile getirdi.

Elbette bu tepkiyi hepimiz dile getirmeliyiz.

* * *

Ancak işin bir başka boyutu daha var.

Yani "gerçekçilik" boyutu.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, dışarıdaki "Türk imajı", bizleri sevindirecek çizgilere sahip değil.

Ayrıca, yıllardır kafalardan silemediğimiz bir "Geceyarısı Ekspresi" olayı da var.

Dolayısıyla, Antalya olayını çok iyi "yönetebilmeliyiz".

Çünkü, Alman basını daha şimdiden olayı aşırı derecede dramatize etti.

Acıklı bir "story"nin bütün öğeleri var.

17 yaşındaki Alman çocuğu "astımlı".

Babası "lösemi" hastası.

Alman gazetelerine göre olay, "Türkiye’de tatilini geçiren çocukların, masum flört hikáyesi".

Kız "15 yaşındayım" demiş ama aslında 13 yaşındaymış.

Tabii, habersizliğin hákim olduğu yaz günlerinde popüler gazetelerin arayıp da bulamayacağı cinsten malzeme.

İşin insani boyutu etkileyici.

Ne var ki ortada başka gerçekler de var.

İngiliz kızın ailesi şikáyetçi.

Kızın üzerinde Alman gencine ait "ölü spermler" bulunmuş.

Bu durumda Türk polisinin ve Türk adaletinin üzerine düşeni yapması normal.

* * *

Artık hepimiz şunu çok iyi biliyoruz:

"Algılama, gerçeğin kendisidir."

Dolayısıyla bu işin dünya kamuoyunca algılamasını iyi yönetmemiz gerekiyor.

İşte bunun için dün bütün işlerimi bırakıp bu meselenin üzerine eğildim.

Önce Adalet Bakanı Fahri Kasırga’yı aradım.

Bir muhabirimizin cezaevine girmesine izin verilmesini ve çocukla konuşturulmasını istedim.

Orada da bırakmayıp işi Başbakan Tayyip Erdoğan’a kadar götürdüm.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Vekili Abdullah Çelik’le konuştum.

Çelik, cezaevindeki Alman genciyle bir ön görüşme yaptırmış.

Çocuk, "Ben halimden şikáyetçi değilim" diyormuş.

Antalya Cezaevi, eski bir bina.

Şimdi yenisi yapılıyor.

Önümüzdeki günlerde yenisine geçilecek ve eskisi bakıma alınacakmış.

Alman gencine, istediği takdirde bu yeni binaya transfer edilebileceği bile bildirilmiş.

Ancak o, "Ben burada memnunum" deyip istememiş.

* * *

Bu yazıyı yazdığım saatlerde, Antalya Büro Temsilcimiz Dursun Gündoğdu, bakanlıktan gelecek izin yazısını bekliyordu.

İzin gelince de cezaevinde görüşme gerçekleşti.

Alman gencin fotoğrafı çekildi.

Hemen belirteyim, seçim kampanyasının tam ortasında olmamıza rağmen, dün konuştuğumuz bütün yetkililer işin bilincindeydi.

Aşırı tepkici olmak yerine, bu olayın iyi yönetilmesi için akıllı ve sakin yolu seçmemiz gerekir.

İnşallah iyi bir çözüm yolu buluruz.

Çünkü öfke ve tepki değil, akıl ve mantık zamanıdır...