Son Dakika

IŞIL CİNMEN
icinmen@haberturk.com
HABERTURK.COM

Fotoğraflar: Sinem Boyacı

Sevgili erkekler,
Oldu da yasağa rağmen yazının içine giriverdiyseniz, lütfen hemen çıkın.
Bugünkü mesele sadece kadınlar…

Sevgili kadınlar,
Konu sahip olduğumuz ‘öz’le ilgili, rollerimizle değil.
Yani Aylin Kafalı Deniz’in anlattıklarını okurken içinizdeki yuva kuran dişi kuşu, muhteşem anneyi, kusursuz eşi, kafayı kariyerle bozmuş hırs küpünü, ayıpçı teyzeyi, mutfakta harikalar yaratan aşçıyı, son ütücüyü, seksi görev zanneden garip şahsı bir kenara bırakın.

Çok daha yüce, kutsal, büyük bir “kadın”dan bahsedeceğiz; toplumun sesini kesmek, saklamak, bastırmak için bahaneler ürettiği, saf dişi, biraz marjinal, tümden doğal ‘öz’den…

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde iki günlük bir eğitime katıldım.
48 saatliğine tüm rollerinden sıyrılmaya, içlerinde uyuttukları ne varsa onunla yüzleşmeye ant içmiş diğer kadınlarla birlikte…
Eğitimin adı: "Dişi Gücümüze Dönüş"

Şu kadarını söyleyeceğim: İçinizdeki tanrıça, mesela Afrodit -bence Marilyn Monroe-  orada durmuş onu uyandırma cesaretini bulacağınız anı bekliyor.
Onun yaşı, çocuğu, kocası, kariyeri, ayıpları, ayıpladıkları yok.
Çıplak, bilge, güçlü ve şefkatli.
Hayatınızı iyileştirmek isterseniz onunla tanışmak için kendinize 48 saat ayırın.



Haftasonu yaşadıklarımı anlatmamak için size söz verdim ama zaten denesem de anlatamayacağımı fark ettim. Ne yaptık biz?


Bunu söylemeni bekliyordum. Eğitime katılanların çoğu “ne yaptınız” sorusuna cevap vermekte zorlandıklarını, not alamadıklarını, “ne öğrendin” dediklerinde kilitlendiklerini, hissettiklerini zihinsel olarak aktaramadıklarını ama içlerinde tarifi zor önemli bir dönüşüm yaşadıklarını söylüyorlar. Çünkü “Dişi Gücümüze Dönüş”te içsel bir deneyim yaşıyorsun; içine, kaynağına doğru bir yolculuk yapıyorsun. Rollerinin, sıfatlarının, sorumluluklarının ötesinde “Ben gerçekten ne istiyorum?”un cevabını arıyorsun. Cesaret edebilirsen yaşamını verdiğin yanıtlara göre yaşamayı taahhüt ediyorsun. O yanıtları kendine kutup yıldızı yaptığında bir şeyler değişmeye başlıyor.

Kullandığımız yöntemlerden bahsedelim biraz…


Farklı kadın arketipleriyle, mitolojik hikayelerle çalışıyoruz. Dişi özellikleri teorik olarak anlatmak yerine mitolojideki çeşitli tanrıçaları zihnimizin bir parçası olarak işliyoruz. Meditasyon, dizim, egzersiz ve dansla tanrıça karakterleri deneyimliyoruz. Mümkün olduğu kadar birinci elden bedenimizde hissedebileceğimiz yöntemlerle… Eğitim çok yoğun geçiyor. Yemek yemeye bile çok az vaktimiz kalıyor. Hem fiziksel, hem duygusal olarak çok derinlere indiğimiz ve çok çalıştığımız bir seminer oluyor. Yönteme dair daha fazlasını söylemem doğru olmaz.

“BU BİR TEDAVİ DEĞİL, MUCİZE YARATMIYORUZ”

O kadar derine inince beklenmedik tepkiler de ortaya çıkıyor. Mesela hiç tahmin etmediğim bir anda hüngür hüngür ağlamaya başladım biliyorsunuz.

Konfor alanımızın dışına çıkmaya çalıştığımızda birçok duyguyla karşılaşabiliyoruz. Bazılarında korku oluyor, bazılarında endişe… Utanç, direnç ya da öfke… Kişi sayısı kadar farklı gösterge var. Esas çalışma, bu yoğun duyguların arasına en çok hissetmek istemediğimiz geldiğinde, o hissin içinde uyanık kalabilmek… Merkezimize çekilip o duyguyu gözlemlemek ve anlamak. 

Peki, bu bir terapi mi?

Kesinlikle terapi ya da tedavi değil. Bu bir “kendini olduğu gibi kabullenme” ve gevşeme, yumuşama, en temelinde farkındalık çalışması. Yani bunu bir kapı, bir başlangıç, ufacık bir tadım gibi düşünün. Herkes aynı eğitimi almasına rağmen, her kişi farklı seviyelerde ve farklı deneyimler yaşıyor. O andaki ihtiyacına uygun olanı alıyor. Standart bir sonuç söylemek çok zor çünkü kendi doğanızı tadıyorsunuz, sizin izin verdiğiniz ölçüde.

Şarap tadımı gibi yani…

Elbette, yoksa iki günde tamamen güçleniyoruz, tamamen mucize yaratıyoruz demeye imkan yok.

“DİŞİ GÜÇ SERTLEŞMEZ, ESNER”

Eğitimdeki kadınların çoğu “ben çok güçlü bir kadınım” diye lafa başladı. Onların bahsettiği güç ile dişi gücü bir ayıralım.

Bahsettikleri güç, mücadele ve rekabete ilişkin eril güç; orada kazanan ve kaybeden vardır, hedef odaklıdır, agresiftir. Dişi güç ise kuvvetini yumuşaklık, kendini bırakabilme, durumlara, koşullara esneyebilmeden alır. Sertleşmez, esner. Hiyerarşik bir yapısı yoktur.

Bu kadınlara özgü bir çalışma olmasına rağmen birçok feministi kızdırabilir.

Bu, “Biz erkekler kadar güçlüyüz, onlarla aynı kulvarda oluruz” diyen bir çalışma değil. Kadın ve erkeği karşılaştırmıyoruz; biz nasıl varlıklarız bunu araştırıyoruz. Doğamıza uzak özellikleri edinmek için aşırı çabalamak ve sürekli yetersizlik duyguları hissetmek yerine, içimizdeki güçlü yanları hatırlamaya çalışıyoruz.

Eril gücün bizim için hiç mi önemi yok?

Çok önemli. Kendi içimizde de eril ve dişi taraflarımız var. Dişi ve eril gücün dengesi önemli, hem kendi içimizde, hem de yaptığımız işlerde. Eril taraf omurga gibi, omurgamız sağlam olmalı ki, rahat bir şekilde esneyebilelim. Ancak kadınlar tam olarak dişi güçlerini sahiplenmenden içlerindeki eril güçle de sağlıklı ilişki kuramıyorlar. Amacımız sadece kadın olmak değil, bütün insan olmak aslında.

“GÖĞÜSLER, KALBİN UZANTISIDIR”



Ne tür sorunlarla geliyor kadınlar?


Güzellik takıntısı, yalnızlık, yakın ilişkiler kuramamak, sağlıklı sınırları olmayan ilişkiler, tükenmişlik… Bazıları  bedenlerinden ve bedensel ihtiyaçlarından bihaber, bazıları hastalık derecesinde takıntılı, kimi de kendini sadece eşine ve çocuklarına ya da kariyerine adamış. Kadınlar rollerin ve tanımların içinde kaybolmuş durumdalar. Rollerinin dışında kim olduklarını unutarak otomatiğe bağlamış halde  sürdürüyorlar  hayatlarını… Bazıları aşırı duygusal tepkilerle kurban rolünü oynarken, diğerleri erkeklerin kulvarında daha erkeksi özelliklerle yarışıyor ve sonunda kadın olduğunu unutuyor.

Kendimize şefkat duymama sorunumuz mu var?

Doğru, içimizde bir yargıç var sanki…Fiziksel görüntümüzü, davranışlarımızı, kahkahamızı, duygularımızı sürekli kritik ediyor. Esas problem kendi içimizdeki şefkatsiz yargıç. Oysa kadının en temel duygularından biri şefkat. Anatomik yapıda da göğüsler çıkıktır ve kalbin uzantısıdır. Kalpteki, sevgi, şefkat gibi niteliklerin kadınlarda yüksek olduğunu, doğal olarak aktığını gösterir. Kendini bundan mahrum ettiğinde, dışarıya gerçek şefkat gösterebilmen de çok zor hale gelir. Gösterdiğin şefkat değil, tahammül olur, ki bu da tüketicidir.

“KADIN, ERKEK GİBİ OLMAYA ÇALIŞTIKÇA DEĞERSİZ HİSSEDER”

Tüm bu sorunların çatısında nasıl bir hata var? Neyi yanlış yapıyoruz?

Şikayetlerin temelinde dişi özelliklerimize değer vermeme, onları düzeltilmesi gereken birer zayıflık olarak görme ve bastırma eğilimi var. Kadın, o ya da bu sebeple erkek gibi olmaya çabaladıkça kendi içinden gelen gücü kullanamaz. Kendini gittikçe daha değersiz hisseder ve özünden uzaklaşır. Önce kendimiz dişi tarafımızın değerini anlayıp, onu içimize sindirmeliyiz.

Kadınların özleri ve bedenleriyle kopuk yaşamasının somut bedeli ne?

Bu, sadece duygusal ve zihinsel problemler yaratmakla kalmıyor aynı zamanda fiziksel rahatsızlıklar olarak da kendini gösteriyor. Kadın hastalıklarında, ağrılı ve problemli regl dönemlerinde, kanser vakalarında, oto-imün hastalıklarda gün geçtikçe daha büyük bir artış söz konusu.

REGL AĞRISINDAN MESAJ VAR!

Regl ağrısının konuyla ne ilgisi var?

Adet döngüsü bize çok şey anlatıyor. Döngümüzün farkına varıp dikkate alırsak bedenimizin söylediklerini duyarız. Regl döneminde vücut bize “yavaşla” der. Biz yavaşlamayı reddedersek, bizi zorla yavaşlatır. Beden o kadar bilge ki, bazı semptomlar bize o anda iyi gelecek olanı göstermek için ortaya çıkıyor ama biz onu yok sayıyoruz. Çünkü kafamızda bir hedef var; “asla yavaşlamamalıyım, yapmam gerekenleri bitirmeliyim” gibi… Tamponlar, ağrı kesicilerle adet görmüyor gibi yaşıyoruz.

Ama regl yüzünden hayatım aksadığında bu bana kayıp zaman gibi geliyor, sinirleniyorum.

Eril tarafın konuşuyor şu anda… Feminen döngüde kayıp yoktur. Regl dönemin senin içine dönmen, yavaşlaman, rahatlaman gereken bir zaman. Doğalarından uzak yaşayan kadınlar adet dönemlerinde kendi içindeki bilge taraftan negatif mesaj almaya başlar, mutsuzluk, öfke, hayal kırıklığı gibi… Doğamızdan ne kadar kopuksak, adet öncesi sendromu o kadar yoğun olur. Mesajı almamakta direnirsen dozaj artar ve sonunda yavaşlamak zorunda olduğunu anlatan ağrı gelir. Kış mevsiminde yazdaymış gibi yaşayamazsın.

Yumurtlama dönemi de yaz mevsimi mi?

Evet, yumurtlama döneminde fiziksel olarak çekiciliğimiz artar, yaratıcılığımız yükselir, dış dünyaya açık ve sosyal oluruz. Yani kışın içeride keşfettiklerimizi dışarı ifade etmek istediğimiz bir hale geliriz.

KADIN ALIR, ERKEK PENETRE EDER

Çok mantıklı. Peki cinsel olarak rahat olamayan kadınlara da faydalı olur mu bu çalışma? Mesela sevişirken rahat olamıyor yada yatakta kadın gibi davranamadığından şikayetçi…

Yaptığımızın bir tedavi olmadığını hatırlatıyorum. Burada bir kadın olarak gevşeyebilmeyi ve kendimizi bırakabilmeyi çalışıyoruz. Bunu yapabilmenin cinsel olarak da etkisi var elbette.

Anatomik olarak kadın alan, erkek penetre eden sonuçta… Acaba duygusal olarak almaya değil de vermeye odaklı olan kadınların cinsel olarak daha çok problemi mi var?

Kadınlarda almadan verme eğilimi var. Özellikle “benim hiç kimseye ihtiyacım yok, tek başıma hallederim” diyen eril gücü yüksek kadınlarda…Oysa anatomik yapıya da baktığımız zaman, erkek penetre eden, kadın alandır. Bugünün dünyasında ise kadınlar olarak almaya çok direniyoruz.

GÜÇLÜ KADIN İMAJI, ERKEKLERİN ERKEK GİBİ HİSSETMESİNE ENGEL

Ne anlamda alma?

Kendini beğenmediği yönleriyle, olduğu haliyle almakta zorlanıyor. Yaşamın önüne getirdiğini almakta zorlanıyor,.erkeğini olduğu haliyle almakta zorlanıyor. Cinsel anlamda da erkeğini içine almakta zorlanıyor.

O zaman erkek de doğası gereği vermek istiyor olmalı değil mi?

Evet, erkek doğası gereği verdiği zaman kendini çok iyi hissediyor. Ama biz kadınlar olarak, her şeyi üstümüze alıyor, her şeyi biz yapmaya çalışıyoruz ve bu şekilde erkeklerin de gücünü elimize alabiliyoruz. “Sana ihtiyacım yok” diyen güçlü kadın imajı, erkeklerin erkek olarak hissetmelerini engelliyor.

İDEAL İLİŞKİ MÜMKÜN MÜ?




İdeal bir kadın erkek ilişkisi nasıl olur?


David Deida,  kadın ve erkek ilişkilerini inceleyen bir yazar, onun doğru bulduğum bir modeli var. Kadın erkek ilişkilerini üçe ayırıyor. İlki erkeğin maço, kadının pasif olduğu ilişki modeli. İkincisi erkeklerin dişi taraflarıyla, duygularıyla daha fazla temasa geçtiği, kadınların kendi içlerindeki eril tarafla iletişimlerinin yüksek olduğu, kariyerlerinde ilerlediği, kendi ayakları üzerinde durduğu bir ilişki modeli.

Yani bugünkü şehir ilişkileri…

Evet, burada iki taraf da eril ve dişil tarafları bakımından kendi içinde benzer hale gelmiş oluyor. Fakat cinsel anlamda birbirlerine benzedikleri için, cinsel polarite azalmaya başlıyor. Bu benzerlik çekimi engelliyor.

Hemen üçüncü modele geçelim!

İşte oraya hemen geçilmiyor. Üçüncü modelde iki taraf da kendi içindeki farklılıkları koruyarak bütünleşiyor ve çekim devam ediyor. Bu seviyede erkek yine erkek, kadın yine kadın. Polarite var, fakat ilk seviyedeki gibi farkındalıktan yoksun, bencil, kimliği konusunda dışa bağımlı erkek ve kadınlar değil bunlar. Kadınlığın ve erkekliğin en yüce ifadesinin ne demek olduğunu bilen ve bunu yaşamlarında ifade etmek isteyen, erkeklik ve kadınlıklarını tam olarak sahiplenen, ancak sadece bir kadın veya erkek olarak değil tam bir insan olarak var olabilen farkında bireyler. Bunun sayesinde de herkesle olduğu gibi karşı cinsleri ile de etkin ve her iki taraf için de tatminkar ilişkiler kurmaya çalışan erkek ve kadınlardan bahsediyoruz. Bugün ikinci seviye ilişkiler çok daha yoğun ama bu kötü değil. Evrim gibi düşünürsek bu aşamanın yaşanması gerekiyor; şu an kendi içimizde bütünleşmeye giden yoldayız. Üçüncü seviyeye geldiğimizde güç dengeleri kurulmuş olacak. Kadınlar ver erkekler kendi istekleriyle kendilerini kendi doğalarına bırakacak.

SEVİŞTİKTEN SONRA ERKEK ARKASINI DÖNÜP UYUYORSA…

Aşk hormonu da denilen oksitosin’in kadınlar için önemi ne?

Oksitosin bağ kurmayı sağlıyor.  Kadınların özellikle doğum yaptıkları zaman bebekleriyle bağ kurmasını, süt vermesini sağlayan bir hormon. Bir nevi bağlılık hormonu, ilişkilerde de benzer bir işlev görüyor. Erkeklerde de var ama etkileşimleri farklı. Cinsellikte, dokunurken, orgazm sırasında da üretiliyor.

Acaba oksitosin yüzünden mi kadınlar seviştikten sonra sarılmak istiyor, erkekler de popolarını dönüp uyumak istiyor?

Bunu tek bir nedenle açıklamaz doğru olmaz ama bazı araştırmalara göre etkisi var. Oksitosin’in erkeklik hormonu testosteron ve kadınlık hormonu östrojen ile etkileşim farklılığından kaynaklandığı söyleniyor.

“İÇİMİZİ MAKYAJ MALZEMESİYLE DOLDURAMAYIZ”

Her kadının kadınlıkla ilgili bir derdi var. En basitinden ben kendimden bahsederken hala “kadın” diyemiyorum, “kız” diyorum. Ama 29 yaşındayım küçülüp cebinize giremem, kadınım sonuçta! Kadın olmak neden bu kadar zor?

Hayır değil, kendi doğana ihanet etmemelisin. Dışarıdan hortumla beslenmeye çalışmayı bırakmazsak açlığımız bitmez.  İçimizi aileyle, erkekle, işle, makyaj malzemesiyle, çocukla, onların getireceği sıfatlarla dolduramayız. Kaynağınla buluşup, onu kullanmayı öğrenmelisin. Zihnimizin yanında bedenimizin bilgeliğini, sezgilerimizi de kullansak; yumuşaklığın, teslimiyetin, beklentisizliğin, kabulün, şefkatin içindeki gücümüzü, bilgeliğimizi hissedebilsek ve sahiplensek...

Yani bir durabilsek...

Evet! Var olabilmek için, kendimizi bu denli kasmanın ve bu kadar çaba harcamamızın gerekmediğini  anlasak. Yaşama güvenip kendimizi  bir bırakabilsek... İşte o zaman  her şeyi kontrol etmeye çalışmanın bedelini göreceğiz ve  içimizdeki gömülü Tanrıça'yı göreceğiz.
Dışarıda beyaz atlı prens yok ama içinde bir Tanrıça var.

----

"BEN DE KATILMAK İSTİYORUM" DİYENLER!

Bir sonraki kurs 16-17 Kasım’da Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde olacak.
Ücret: 625 TL + KDV
Gruplar 12 kişiden oluşuyor.

Aylin Kafalı Deniz KİM?

Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra yöneticilik yaptı ve ardından eğitim ve danışmanlık hizmetine yöneldi. 2.000 saatin üzerindeki yönetici ve bireysel koçluk deneyimiyle Uluslararası Koçlar Federasyonu tarafından verilen Profesyonel Sertifikalı Koç (PCC) ünvanına hak kazandı. Bütünsel bir yaklaşımla çalışabilmek için dünyanın farklı yerlerinde eğitimler aldı. Amerika ve Kanada’da aldığı bireysel ve grup Gestalt eğitimlerinin ardından Cape Code’da “Working with Couples, Families and Small Organisational Systems” eğitimlerini tamamladı. New York’taki Center for Somatic Studies’in 2 yıllık “Gelişimsel Beden Psikoterapisi” eğitimini bitirdi. İstanbul’da gerçekleştirilen “Eurasian Gestalt Coaching” ve “Gestalt Group Coaching” programlarında öğretim görevliliği yapıyor. Avusturya’da Bert Hellinger’den Aile Dizimi eğitimi aldı ve yine Avusturya’da Barbara Brennan Şifa Okulunun birinci yılını tamamladı. Türkiye Sistem Dizimleri Enstitüsü’nün 3 yıllık “ Dizim Terapistliği”eğitimini bitirdi. On üç yıldır şifa çalışmaları, kişisel ve ruhsal gelişim alanlarında çalışıyor. Uzakdoğu öğretileriyle ilgileniyor ve Qi Gong eğitmenliği yapıyor. Dünyanın farklı yerlerinde Dalai Lama ve Thich Nhat Hanh’ın da aralarında bulunduğu birçok ustanın eğitim ve inzivalarına katıldı. Kore, Hindistan, Fransa’da farklı manastırlarda, aşramlarda kaldı. Hindistan, Almanya, Yunanistan‘da feminen liderlik, kutsal dişi ve feminen aydınlanma yolu konularında eğitimler aldı. Aynı zamanda “Dişi Gücümüze Dönüş” adı altında kadınlara özel grup çalışmaları , bireysel seanslar ve inzivalar yapıyor.

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
adblock
Adblocker kullanıyorsunuz.

Değerli okurumuz,
Farkında olarak veya olmayarak Adblocker (Reklam Engelleyici) kullanarak sitemizi ziyaret etmektesiniz. Habertürk olarak size en hızlı, en doğru ve en tarafsız haberleri sunmak için büyük bir ekiple çalışıyor ve yılda yüz binlerce haber üretip beğeninize sunuyoruz. Bizim de bu kapsamda maliyetlerimizi karşılayabildiğimiz tek gelir kalemimiz, internet reklamları.

Elimizden geldiğince bu reklamların sizi rahatsız etmemesi için azami özen göstermeye çalışıyoruz.

Bu kapsamda AdBlock (Reklam Engelleme) aracınızda haberturk.com alan adını beyaz listeye almanızı, veya bu alan adında engelleyiciyi kapatmanızı ve tüm internet sektörünün sağlıklı gelişimi için Adblock aracınızı kaldırmanızı rica ediyoruz.

Bunun karşılığında gösterdiğimiz reklamları okuma deneyiminizi rahatsız etmeyecek şekilde azaltacağımıza söz veriyoruz.