Antalya’da yerel şölen başlıyor. Bu yıl 10’cusu düzenleniyor ve kapılarını yarın açıyor, 27 Ekim’e kadar devam ediyor.

İllerin nesi meşhur ise onunla katılıyor Yöresel Ürünler Fuarı’na. Bir anlamda illerin görücüye çıktığı arena gibi. En meşhur ürünleriyle illerin tanıtımı ve ürünlerinin pazarlanması yapılıyor.

-Yöresel ürünlerde çok zengin bir ülkeyiz. Avrupa’nın toplamı kadar yaklaşık 2.500 çeşit yöresel ürüne sahibiz. Şimdiye kadar Türk Patent Enstitüsü’nün coğrafi işaret verdiği ürün sayısı 454’e ulaştı. Coğrafi işaret almayı bekleyen başvuru sayısı da 429.

-AB’den coğrafi işaret alan ürünler ise Aydın İnciri, Malatya Kayısısı ve Antep baklavası ile sınırlı. Ancak başvuruları yapılmış 12 ürün daha var, devamı gelecek.

-Coğrafi işaret alan ürünlerin yüzde 85’i kadarı gıdayla ilgili. Çok azı da araç gereçler. Çünkü araç gereç hemen her yer de üretilebiliyor.

En çok coğrafi işaret alan il 29 ile Şanlıurfa, onu 25 ile Gaziantep izliyor. Ardından İzmir, Manisa, Maraş, İçel, Ankara geliyor. İstanbul’da yerellik ve üretim azaldığından coğrafi işaret sayısı sadece iki.

TEREYAĞLAR TONYA

-Yöresel ürün çok olmasına çok da, pazarda, çarşıda, marketlerde ararsan gerçeğini bulman zor. Sahtesi, taklidi, bozulmuşu bol. Sorarsan bütün tereyağı Tonya’dan, Vakfıkebir’den veya Trabzon’dan. Fiyat 30 liradan başlıyor 75 liraya kadar gidiyor.

Ancak herkes aynı zamanda en ucuzunu bulmaya çalışıyor. En ucuz olsun ama Trabzon tereyağı olsun istenince, satıcı da öyle söylüyor. Üzerine öyle etiket koyuyor. Halbuki Trabzon’da ne o kadar inek var, ne o kadar süt ve tereyağı.

AMA TONYA’DA BİLE YETERLİ SÜT YOK

-Geçen hafta Trabzon Ticaret Borsası’nın “Tonya’dan dünyaya tereyağı” başlığıyla düzenlediği toplantıya katıldım. Yerinde gördüm ki, Tonya Süt Fabrikası sütsüzlükten dolayı doğru dürüst çalışamıyor bile.

-Tonya Belediye Başkanı Osman Beşel “Yok satıyoruz. Piyasanın isteğini karşılayamıyoruz. Bu aynı zamanda coğrafi işaret almış Tonya tereyağı için bir tehlikedir” dedi. Tonya’dan bırakın dünyaya tereyağı ihraç etmeyi, yöreye yetecek kadar bile üretim yapılamıyor.

BÜTÜN PEYNİRLER EZİNE, KARS, TRAKYA

-Tereyağındaki benzer durum beyaz peynirde de var. Bütün peynirler Ezine peyniri diye satılıyor.

-Kaşar peynirine sıra gelince ya Trakya ya da Kars’tır. Tereyağı üretenler acaba geriye kalan sütü peynir yapmak için Ezine’ye mi gönderiyor? Ya da Kars, Trakya iyi bir hayvancılık bölgesi de bunların sütünden tereyağı olmaz mı? İster istemez insan bu soruları soruyor.

ZEYTİNYAĞI AYVALIKTAN GELİR

-Zeytinyağları da hemen hepsi Ayvalık diye satılır. Halbuki Aydın ve Manisa zeytinciliğin başkenti. Daha bir çok il zeytin üretir. Zeytinyağı yapar veya sofralık olarak pazara çıkar. Ama büyük çoğunluk yine yediği zeytinin Gemlik, kullandığı zeytinyağının Ayvalık olmasını ister. Halbuki değildir, olamaz da.

MARKANIN SIRTINDAN GEÇİNMEK

-Türkiye’de ne meşhur olmuşsa üretim ve pazarlama onun şemsiyesi altında yapılır. Kalitesi düşük olanlar, tercih edilmeyenler, pazarlanamayanlar hepsi marka ve tanınma gücü en yüksek olanın ardına sığınır.

-Bunu da üreticiler değil çoğunlukla aracılar yapar. Marka olanın sırtından para kazanırlar. Olan da tüketiciye ve işini doğru dürüst yapmaya çalışanlara olur.

TEŞHİR NEDEN YETERLİ DEĞİL?

-Bu durum peynirde, zeytinyağında, tereyağında, balda başlayıp sucuk, salam ve et ürünleri diye gidiyor. Nitekim geçen hafta hileli gıda satışı yapan 618 şirkete ait 1.211 hileli ve bozuk ürün teşhir edildi. Tarım Bakanlığı arada bir bunu yapıyor.

-Ancak ne denetimler yeterli, ne de verilen cezalar ve yapılan teşhir. Teşhir dediğin Bakanlığın sitesinde yayımlamak. Kaç tüketici siteye girip de sayfalarca  metni okuyacak. Medya bakıp aktarabilir. Ama 618 şirketin adı nereye sığar? Haber bülteninde kim ne kadar okur?

Bu nedenledir ki teşhir edilen üretmeye devam eder, olmazsa isim değiştirir.

FATURA ÜRÜNE VE EKONOMİYE

-Teşhirlerin de cezaların da denetimlerin de caydırıcı olması gerekir. Eleman ve kadro yok ise kamu kesiminde boşta kalan çok insan var. Pekala temin edilir. En başta niyet olmalı.

-Yoksa kendi kendimize kötülük edip duruyoruz. Üreten üretiyor, satan satıyor, tüketicide parasını verip alıyor. Aldanıyor ya da sağlığından oluyor.

-Hatta sonuçta fatura ürüne ve sonunda bütün ekonomiye çıkıyor. Aynen zeytinyağında olduğu gibi.

ZEYTİN YİYOR AMA ZEYTİNYAĞI KULLANMIYORUZ

-Ülkemiz bir zeytin üretim merkezi. Dünyanın ilk beşi içinde yer alıyoruz. Sofralık zeytinde İspanya ve Mısır’dan sonra dünya üçüncüsüyüz, zeytinyağında da dünya beşincisi.

-Sofralık zeytin tüketimimiz kişi başına yıllık 5 kg ile iyi ama zeytinyağı tüketimimiz 2.5 kg ile çok az. Sofralık zeytin tüketiyoruz. Gözümüzle görüp, belki  bir taneyi tadarak alıyoruz.

-Ama yağa sıra gelince duruyoruz. Zeytinyağı kullanmıyoruz. Bu ne yaman çelişkidir diyeceğim ama değil. Zeytinyağı kokar diye biliniyor. Öyleydi de geçmişte. Hilesi çok, sıvı yağları karıştır olsun bitsin. Pazardaki çoğu ürün böyleydi.

-Halbuki gerçek zeytinyağının kokusu rahatsız etmez. Tüketici gerçek zeytinyağını bulsa tüketecek. Bulamıyor ki. En ucuzunu aradığı için buldukları da hileli ve kokuyor. Yurtiçine satılamayana gerçek zeytinyağı da paketlenmeden dökme biçimde ihraç ediliyor.

YÖRESEL ÜRÜN ÇOK, GERÇEĞİ PAZARDA YOK

-Hilesiz hurdasız gıdaya ulaşmada zeytinyağı, tereyağı, bal, peynirler önemli. Sucuk, salam ve bazı et ürünleri de. Çünkü en çok taklit ve tağsişe uğrayan ürünler bunlar. Çok hile kaldıran ürünler.

-Böyle bir üretim ve ticaret düzeninde, markalaşmaya çalışmanın önü de haksız rekabetle kesiliyor.

-Yöresel ürün bol ve coğrafi işaret de alıyor. Ama gerçeğini pazarda ararsan biraz zor bulursun. Ortalık sahtesiyle, benzeriyle, bozulmuşuyla dolu.

-ZEYTİNYAĞI SATIP BİTKİSEL YAĞ ALIYORUZ

-Sonuç ise bir zeytin ülkesinde zeytinyağı tüketimi kişi başına 2.5 kg ile sınırlı ve çok az. Bu ülkenin geçmişinde de hiç zeytinyağı kuyruğu olmadı ama margarin kuyrukları oldu.

-Zeytinyağı tüketimini artırabilsek diğer sıvı yağların ithalatını düşeceğiz. Kendi zeytinyağımızı ihraç edip, milyarlarca dolarlık bitkisel yağ ithal ediyoruz. Neden acaba?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938