Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Geçen yazıda yer kısıtından ötürü ancak bir kısmına değinebildiğim, ilahiyatçı Hayri Kırbaşoğlu’nun, bir magazin ekinde (Hürriyet Pazar) yer aldığı için görülmeme ve görüldüğünde de pek ciddiye alınmama tehlikesi taşıyan çok önemli söyleşisinin hep gündemde tutulması gerekiyor. Oluşmuş ezberlerin üzerine giden ve Türkiye’ye yeni açılımlar sunan Kırbaşoğlu, “Türkiye’de görüntüde din vardır, ama gerçekte din olup olmadığına bakmak için, sosyo-ekonomik adalet temeline dayalı toplum düzenine bakmak lazım. Yeniliklere kapalı olmamızın arkasında başka şeyler var. Cemaatler, tarikatlar, hatta siyasi partiler niçin despotik, kapalı yapılar; çünkü orada statüko var. Statükonun sürdürülmesi için insanların düşünmesini istemiyorlar… Ben, iki grubun bu kitaba kendisini kapatacağı tahmininde bulundum. % 50 tutturdum. Türkiye’de çok meşhur cemaat (Gülen cemaati) kapattı. Çünkü benim önerdiğim eleştirel, özgürlükçü, muhalif Müslümanlık, o yapı için de, siyasi partiler için de tehdit”.

Bunlara benzer analizler, laik bilimsel çevreler tarafından yapılagelmiştir. Ama dinin içinden, çok saygın bir ilahiyat hocasının bunları söylemesi adeta bir devrimdir, çünkü bu ülkede Müslümanlık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bürokratik, hiyerarşik, statükocu ve iktidar yanlısı (mecburen, çünkü bir devlet kurumudur) tutumu yüzünden, olabilecek en şekilci, en tutucu ve en eşitsizlikçi konumunda donmuş, kendini geliştirme, çağı kavrama ve hem eleştiriye açık olabilme hem de toplumu ve dünyayı eleştirebilme olanaklarını ıskalamış, sonuçta adeta siyasetin kitleleri zaptürapt altında tutma aracı haline dönüşmüştür. Açılan bu koridor, dinin sivil örgütlenmesine olanak bırakmadığı için, tarikatlar ve cemaatler de birer hiyerarşik ve despotik örgütler olarak yapılanmış ve sonuçta birer çıkar grubu halinde istikrar kazanmışlardır. Bu tarikat ve cemaatlerin hepsi de, dini belli bir dünyevi çıkarın doğrultusunda kullanmaktadır.

Hayri Kırbaşoğlu, “İslam’ın ahlâk haritası”nı çıkardığını söylediği “Ahir zaman İlmihali” adlı kitabında o kadar önemli işaretlerde bulunuyor ki, geleceğin daha iyi olacağı konusunda umutların yeşermesine yol açıyor. En önemli cümlelerinden biri, “Türkiye’de aslında putperestlikle karışık bir din var. Bir takım insanlardan medet bekleme, türbe kültürü İslam’la taban tabana zıttır. Öyle akla ziyan işler var ki. Ayvalık Sarımsaklı mevkiinde Şeytan Kayası, Şeytan’ın ayak İzi diye bir yer var. Demir kafes içine almışlar. Buna başörtülü dindar kadınlar adak adıyorlar… Hiç inanmayan birini Müslümanlığa sokmak çok daha kolay. Şu anda tehlike iki kat. İnandığı şeylerin din olduğuna inananlar var”.

Bu çok ciddi bir sorun, bu ülkedeki dindarların büyük çoğunluğu, kendilerini İslamiyet’e inanıyor sanıyor, ama aslında İslamiyet-dışı bir şeylere inanıyor. Daha beteri, din adamlarının çoğu da ya cehaletten ya da menfaatten bunu düzeltmek için çaba sarfetmiyor. Gene Kırbaşoğlu şöyle diyor: “Türkiye’de din adamlarının sömürü düzenine hutbelerle veryansın ettiğini hiç duydunuz mu?.. Eleştirel tavrı hakaret olarak algılamaktan vazgeçmek lazım. İdareyi eleştirmek ne zamandan beri suç? Hz. Peygamber bile hem kuran hem Müslümanlar tarafından eleştiriliyor, hesaba çekiliyor”.

Din adamları idareyi eleştiremezler, çünkü hepsi memur, hemen kovuşturmaya uğrarlar. Öyleyse işe dini özgürleştirmekten başlamak gerekiyor. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı’nı lâğvetmek şart. Başka şartlar da var. Bunların başında, İslamiyet’in kadını ikincilleştiren yorumlarının ağırlık kazanmasının önüne geçmek geliyor. Hayri Kırbaşoğlu’nun bu konuda söyledikleri. Kadınlara daha geniş bir serbestiyet alanı tanıyan bir İslamiyet yorumunun başlangıcı olabilir.

İslamiyet, aslında bütün kitaplı dinler (İbrahimi de denilen Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet) gibi, kadını erkeğe nazaran daha alt konumda tanımlamaktadır. Örneğin tesettür zorunluluğu, namazda saf tutamama, Cuma ve cenaze namazı kılamama, mirastan erkek kardeşinin yarısı kadar pay alma, şahitliğinin erkeğinkinin yarısı kadar sayılması gibi yüzlerce hüküm, Müslüman kadını Müslüman erkeğin arkasına atmaktadır. Süreç içinde bu hükümlerin giderek daha da katı yorumlanmalarıyla, İslami toplumlarda kadın ile erkek neredeyse bir araya hiç gelemeyen ayrı topluluklar halinde yaşar olmuştur. Kırbaşoğlu, tutucu Müslümanları “rahatsız ederek” şu sözü söylüyor: “harem-selamlık uygulaması yok”, burada kalmıyor ve ekliyor: “imam nikâhı kaldırılsın”.

Din, aslında dünyevi, yani bu dünyada oluşan ve bu dünyaya ait sosyal bir kurumdur. Değişmez bir yapıya asla sahip değildir. Bütün dinlerin tarihlerinin incelenmesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Nasıl din algısı, zaman içinde kadını daha da ikincilleştiren bir şekilde değiştiyse, tersi yönde de dönüşebilir. Ve bu iş dışarıdan eleştirilerle değil (çünkü bunlar saldırı ve hakaret olarak algılanır), içeriden uyarılarla gerçekleşebilir. Hayri Kırbaşoğlu’nun çabası, bu açıdan da son derece önemlidir.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar