Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Türkiye’yi nasıl bir siyasi geleceğin beklediğine dair sorular, bir türlü gerçek zemininde tartışılmıyor.

Belli bir alanda ve belirlenmiş başlıklarla konuşmanız isteniyor.

Oysa siyasetin gerçek gündemi, her gün biraz daha bu engelleri yıkıp geçiyor.

Siyasi partilerin kuşkusuz belli gelenekleri ve kökleri var. Yeni kurulan bir siyasi parti bile bunlarla bir şekilde irtibatlı.

Bu farklılıklar partilerin kendi aralarında müzakere etmelerine elbette engel değil. Muhalefet cephesinin oluşturduğu 6’lı masa bunun önemli bir örneği.

Fakat bu farklılıkların kolayca bir ortak hedefe ya da siyasetin gerçek gündemiyle ifade edersek, ortak bir adaya ilerlemesi hiç kolay değil.

6’lı masanın yakın geçmişinde, önce iki genel başkanı hedef alan ve dışlayan bir mesaj krizi yaşandı.

Ardından 24 Nisan gecesi iftardan sahura uzunca oturan liderlerin, DEVA Partisi’nin seçimlere kendi amblemiyle gireceğinden haberdar olmadığını öğrendik. Ali Babacan’ın masaya bağlılık sözleri buradaki kuşku bulutlarını dağıtmaya yetmedi. Dahası Babacan’ın “özelleştirme ve ekonomik model” üzerinden verdiği mesaj, masanın diğer üyeleriyle arasına yeni bir çizgi çekti.

Hemen ardından “majesteleri” diye başlayan başka mesajlar gördük DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın kaleminden. Kısa süre sonra bu mesajların şifreleri herkese açık hale gelecek.

ADAYLIK TARTIŞMASININ KAPSAMA ALANI

Yanlış anlaşılmasın. İlkeler üzerinde çalışmaların yapıldığı ifade edilen masanın kısa zamanda dağılacağını iddia etmiyorum. Ama 6’lı masa başladığı yerde değil, başladığı güçte ve iddiada hiç değil. Adaylık tartışması ısındıkça bu zeminde ilkeler üzerinde konuşmak bir yana, sıradan uzlaşmaları sağlamak bile zorlaşacak.

Ortak metinler imzalayan bir zeminde, şu ana kadar hiçbir genel başkan bir diğerinin adaylığına dair olumlu bir açıklama yapmadı.

Üstelik adaylık tartışması giderek masanın siyasi kapsama alanının dışına çıkıyor.

İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları, birbirlerinden çok farklı stratejiler yürütseler bile adaylık zeminindeki tüm tartışmalarda yerlerini koruyor.

Belli ki Ekrem İmamoğlu cephesi, ellerindeki anketlerin de etkisiyle risk alma ihtiyacı duydu. Rize hamlesi bu stratejinin bir parçası.

Anketler, Millet İttifakı tarafındaki iç rekabette Mansur Yavaş’ın İmamoğlu’nun hayli önünde olduğunu gösterince böyle hamlelere ihtiyaç duyuldu.

Epeydir hayli sert çıkışlar yapılmasının arka planında da bu var.

Ama aceleyle planlanan her işte olduğu gibi beklenmedik sonuçlarla karşı karşıya kaldı İmamoğlu.

Rize’de istediği heyecanı bulamadı. Neden Rize tercih edildi sorusunun cevabı, “Tayyip Erdoğan’ı ben yenerim, memleketinde ona meydan okurum” ise bu daha baştan kaybedilmiş bir hamle. Mevcut ekonomik tabloya ve aradan geçen 20 yıla rağmen hala toplumun üçte birinden fazlasının net tercihi olan Erdoğan’a, hem de kendi memleketinde fark atacağını düşünmek, sahiden tuhaf bir tercih.

İmamoğlu’nun gezisiyle ilgili medya planlaması, birlikte kare verdiği isimler üzerinden hayli tepkiyle karşılandı.

Belki de en ilginç nokta burası. Çünkü buradaki tepki hayli örgütlü görünüyor. Bu tepkilerde CHP’ye ve Millet İttifakı’na destek veren isimlerin öne çıkması hayli dikkat çekici. Dahası bu tepkinin CHP’nin kurumsal yapısıyla bir şekilde irtibatlı olduğu hissediliyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyükşehir belediye başkanlarının görevde kalmasına dair tavsiyesinin sadece sözle sınırlı kalmadığı, Rize ve sonrasında yaşanan gelişmelerde çok daha açık biçimde ortaya çıktı. CHP’nin kurmay aklı, İmamoğlu’nun bu tür ataklarının altını boşaltıyor belli ki.

YAVAŞ’IN AVANTAJLARI

Mansur Yavaş tarafına gelince.

CHP ve Kılıçdaroğlu, onu kuşatabilme noktasında aynı avantajlara ve araçlara sahip değil. Birkaç nedenle.

Mansur Yavaş’ın izlediği strateji gereği sahada olmaması, CHP yönetimine ona hamle yapma şansı vermiyor. Ayrıca yukarıda sözünü ettiğim anket sonuçları parti kurmaylarında da var. Sakin ve arka planda duran Yavaş’a yönelik her hamlenin onun lehine olacağının farkındalar.

Sözün kısası, Millet İttifakı tarafının iç dengelerinde siyasetin seyri giderek sertleşecek rekabetlere doğru ilerliyor.

Kılıçdaroğlu, değişimi temsil etme iddiasındaki iki belediye başkanını yarış dışında bırakmak için hangi hamleleri yapacak?

Dahası bu hamleleri yaparken, başka dengeler ve gelişmeler kendisinin değil, bir başka ismin adaylığını ortaya çıkarabilir mi?

Bunun cevabı benim açımdan evet.

Aday tahminim şimdilik bende kalsın.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar