Samastland
MEHMET Ali Ağca bunu akletmemişti, ona "kahraman" ilan edilmek yetmişti. Ama devir değişti; artık yeni yetme katiller bile akıllandı. Paraya ve reytinge çevrilemeyen kahramanlıkların ve kavgaların bir değeri yok artık.
Ogün Samast ismi marka oluyormuş. Kendisini tanıyorsunuz: Hrant Dink'in katili. Samast Ailesi Türk Patent Enstitüsü'ne başvuruda bulunarak, Samast markasının kullanılabileceği mal ve hizmetlerin listesini sunmuş. Samast markası adı altında eğitim ve öğretim hizmetleri, dergi, kitap, film, televizyon ve radyo programları, spor ve eğlence, konferans, kongre ve seminer düzenleme, haber muhabirliği, fotoğrafçılık hizmetleri düzenlenebilirmiş.
Samast'ın egosunu bu hale getiren, onu ama ihmalle, ama beceriksizle bir şekilde kayırmış olan sistem, cinayet işlemeyen, hatta ne suç işlediğini bilmeden yıllarca cezaevinde kalmış başkaca mağdurlarına karşı usta bir iz sürücü kadar müteyakkız.
Siz bu satırları okurken Yakup Köse adlı bir vatandaş, açıldığını tam 12 yıl sonra öğrendiği bir davadan dolayı sessiz sedasız, yargılanıyor olacak.
28 Şubat döneminde, ismini bile bilmediği bir örgüte (İBDA-C'ye) mensup olduğu ileri sürülerek içeri alındığında sadece 14 yaşındaydı. İmam hatip lisesi öğrencisiydi. Samast'ı balla börekle besleyen sistem, Yakup Köse'nin idamını istedi. 14 yaşında olduğunu söylemiştim değil mi?
10 yıl içerde yattı. Bu arada kaldığı Bandırma Cezaevi'nde başından bir de "Hayata Dönüş Operasyonu" geçti. Tarafı olmadığı, kimin ne olduğunu, ne ile mücadele ettiğini bile tam olarak bilmediği olaylar cezaevini sardığında, devletin görevlileri molotofkokteyllerini mahkûmların üzerine fırlattığında yaralandı. Jandarma kolunu kırdı. Hastaneye götürdüler. Tedaviden sonra cezaevi de değişti, Eskişehir tabutluklarına nakledildi.
Yıllar sonra, 2 Mayıs 2011 'de, bir cesaret geldi üzerine. Çocukluğunu çalanlardan, 28 Şubat'çılardan davacı olmak istedi. "Belki devlet, bana yaptıklarından dolayı özür diler, hele bir soralım, hele bir isteyelim."
Bir de ne görsün Yakup? Özür dilemesi gereken devlet, 12 yıldır Yakup'u gizli gizli yargılıyor olmasın mı? Hem de kolunu kırıp yaraladıkları o günden dolayı. Hayata Dönüş Operasyonu günü, hani, asıl adı "Tufan" olan... İki ay sonra tadilat yaparken Yakup ve arkadaşlarının bulunduğu odada duvarın içinde kesici ve delici alet bulunmuş... Gerekçe bu.
Yakup Köse'nin 18 yıl daha cezaevinde kalması isteniyor şimdi. 12 yıl boyunca yargıladıkları Yakup'a, şehri ve ikametgâhı belli olmasına rağmen tek bir bilgi notu, böyle bir dava olduğuna dair herhangi bir belge göndermemiş olan, dolayısıyla bir savunması varsa onu da dinlememiş olan devlet, bugün muhtemelen bir de karar çıkacak olan duruşmanın celbini göndermeyi başarmış.
Tam da artık bu ülkede bir şeylerin değiştiğine inanmaya başlarken, tam da artık devletin kırık kollar koleksiyonu yapan ihtiyar bir psikopat olmaktan çıktığını düşünüp, esirgeyen, koruyan, adalet tesis eden bir yapıya dönüştüğünü zannettiği günlerde... Hiçbir şeyin değişmediğini anlıyor Yakup, kabûs devam etmekte.
İşlediği suçla ismini mumyalaştıranların; marka olmak için patent endüstrisine başvuran katillerin ülkesinde, iki kız babası normal bir vatandaş gibi yaşamak isteyen Yakup'un yakasından bir türlü düşmüyor devlet. Yara sarmaya hiç niyeti yok. Kim çaktıysa omurgasını "Benden sonra Tufan" deyip gitmiş sanki. Böyle bir nizamda 28 Şubat'lar biter mi, operasyonlar diner mi, varın ona da siz karar verin.
*
AK Parti reklamları...
AK Parti reklamlarını eleştirmiştim. Parti'nin tabanında başörtülü kadınlar olmasına rağmen, reklamlarda hiç başörtülü kadın bulunmamasını eleştirmiş, AK Parti'nin "çok değişmesine" bağlamış, veryansın etmiştim. Bir süre önce kampanyadan sorumlu olan Erol Olçak aradı ve yanıldığımı söyledi. Reklamları belirli bir yayın stratejisiyle safha safha yayına verdiklerini, ilk günlerde değilse bile bir süredir dönen reklamların beşinde başörtülü kadın temsiline yer verdiklerini ifade etti. Nitekim ben de daha sonra birine denk geldim ve Erol Olçak'ın ifadesine yer vermek durumunda olduğumu hissettim.