İdlib’de ateşkes sağlandı fakat bölgede tansiyon tam anlamıyla düşmüş değil. Peki, olası bir gerilimde Türkiye’ye askeri anlamda avantaj sağlayacak askeri sistemler neler? Suriye rejiminin askeri gücü ne kadar? Dahası Soğuk Savaş döneminden beri Rusya ile ABD arasında devam eden silahlanma yarışı şu an ne durumda? Rusya hangi alanlarda öne çıkıyor? İran’ın elinde hangi askeri sistemler var?

Savunma teknolojileri konusunda dün başlayan röportaj dizimizde bugün de Arda Mevlütoğlu ve Çağlar Kurc ile konuştum...

"TÜRKİYE SİHALARI UÇAN TOPÇU BATARYASI GİBİ KULLANDI"

Türkiye İdlib sahasında hangi askeri teçhizatları kullanıyor?

Türkiye’nin özellikle Hava ve Kara kuvvetleri bağlamında neredeyse elindeki tüm imkân ve kabiliyetleri kullandığını söyleyebilirim. Bu süreçte özellikle insansız hava araçları ve elektronik harp sistemlerinin daha yoğun bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Nitekim pek çok yerli ve yabancı gözlemcinin de ortak kanaati, insansız hava araçlarının aslında esas yükü sırtlandığı şeklinde.

Türk yapımı İHA’ların gerçekten dünya çapında önemli olduğu yorumları abartılı mı, gerçek mi?

Türkiye enteresan bir şey yaptı. İnsansız hava araçları özellikle Amerika tarafından şimdiye kadar nokta vuruş operasyonlarında, yani çok yüksek öneme sahip bir hedefin vurulmasında kullanılıyordu. Ancak Türkiye çok sayıda insansız hava aracını dar bir bölgede koordineli bir şekilde, bir nevi uçan topçu bataryası gibi kullandı. Bu literatürde ilk denebilecek bir örnek. Platform kabiliyeti bazında ise gerek TUSAŞ’ın geliştirdiği Anka gerekse de Baykar Savunma’nın geliştirdiği TB2 bayraktar, performans olarak dünyadaki muadilleriyle kıyaslanabilir, hatta bazı konularda daha üstün araçlar. Sonuçta farkı yaratan bu cihazların performansları ya da kâğıt üstündeki özellikleri değil, bunları etkili ve verimli kullanabilmek. Birçok yabancı gözlemcinin değerlendirmesinde de yer alan esas başarımız da Türkiye’in drone filosunu çok başarılı ve etkin bir şekilde kullandığı şeklinde.

Peki, diğer ülkeler İHA’lar konusunda hakikaten daha mı geride?

Bu bizim neredeyse 20-25 yıllık bir çalışmamızın ve stratejimizin sonucu. Türkiye 90’lı yılların ortasında ilk kez Amerika’dan aldığı bazı insansız hava araçlarını kullanmıştı. Bundan da bazı tecrübeler elde etti. Bu tecrübelerin üzerine terörle mücadele sırasında yenileri eklendi ve 2000’li yılların başlarında yerli savunma sanayinin de gelişmesiyle insansız hava araçlarında ciddi bir üretim ve geliştirme yoluna çıkıldı. Burada devletin insansız hava araçları konusunu öncelikli kılması ve bu alandaki bütün çalışmaları desteklemesinin çok ciddi etkisi var.

Ama onun dışında insansız hava araçlarına ilaveten elimizdeki tüm imkânları kullandığımızı kendim gözlemliyorum. Üstünlük yaratma anlamında insansız hava araçları çok ciddi bir taktik üstünlük sağlamış ve ciddi bir fark yaratmış, çünkü anlık sonuç alıcı taarruz imkânı sağlıyorlar. Bunun dışında da yine çok popüler olan Koral Elektronik Harp Sistemi gibi sistemlerle ciddi anlamda bir taktik üstünlük elde edilmiş gibi gözüküyor.

Koral olmasaydı, tek başına insansız hava araçları bu kadar etkili olamayacaktı demek doğru olur mu?

Koral oldukça medyatik oldu. Çok stratejik bir sistem ve bu yüzden de kamuoyunun gözü önünde. Ama Koral tek başına değil; Koral gibi birbirini bütünleyen farklı elektronik harp sistemlerimiz de mevcut. Koral o ekibin bir üyesi. Bunların koordineli bir şekilde kullanımı, Suriye’nin veya Rusya’nın elektronik harp sistemlerinin hedefleri tespit etmesini, takip etmesini güçleştiriyor ya da imkânsız hale getiriyor. Böylelikle hava kuvvetleri unsurlarımızın bölgede rahat operasyon yapmalarına imkân sağlayabiliyor. Elektronik harp sistemlerinin genel olarak iki ana işlevi var: Birincisi dinleme yapmak, düşmanın iletişimini ya da radarlarını analiz için dinlemek, kaydetmek ve sınıflandırmak. İkincisi de karıştırma ve aldatma yapmak. Yani düşmanın radar ekranını köreltmek, iletişimini bozmak, hava savunma sisteminin çalışmasını engellemek. Dolayısıyla Koral başta olmak üzere elektronik harp sistemlerimizin burada yaptığı işlev hem istihbarat toplamak hem toplanan bu istihbarat sayesinde rejim ve Rus birliklerinin hareketlerini takip etmek hem de gerekli durumlarda iletişim sistemlerinin düzgün çalışmasını engellemek ya da geciktirmek.

"ARTIK KENDİ SAVAŞ GEMİLERİMİZİ TASARLAYIP
İNŞA EDECEK KONUMA GELDİK"

Peki, Türkiye’nin milli savunma sanayiinde elinde en büyük avantaj SİHA’lar mı? Bunun dışında milli savunmada bizi öne çıkaran yerli üretim neler var elimizde?

Hem terörle mücadele hem sınır ötesi harekât tecrübeleri hem de Suriye’de elde edilen tecrübelerle, yerli savunma sanayiinin ürettiği sistemlerin performansı ya da nitelikleri giderek gelişiyor. Bir yandan da Türkiye çok ciddi güvenlik riskleri altında, dolayısıyla savunma sanayiinden beklentileri de çok yüksek olan bir ülke ve bu geniş spektrumdaki pek çok farklı ihtiyaca yönelik çok sayıda proje yürütülüyor. En son Savunma Sanayi Başkanlığı’nın verilerine göre şu anda 600’den fazla AR’GE tedarik projesi yürütülmekte. Tabii çok iddialı hedeflerimiz var. İddialı olmak da zorundayız, ancak bu zaman içerisinde gerçekleşebilecek bir şey. İnsansız hava araçları bu anlamda belki öne çıkan bir örnek oldu. Onu elektronik harp ve iletişim sistemleri takip ediyor. Bu alanlarda Türkiye’nin çok ciddi bir yetkinliği olduğunu biliyoruz. Deniz alanında Milgem Projesi başta olmak üzere artık kendi savaş gemilerimizi tasarlayıp inşa edecek konuma geldik. Gelişmekte olduğumuz ya da daha fazla enerji sarf etmemiz gereken alanlar da var. Tabii bunların en başında motor teknolojileri geliyor. Onlara ilaveten de kritik dediğimiz, çok yüksek önem taşıyan malzeme teknolojileri ve elektronik yazılım teknolojilerinde yerlileşmeyi artırmamız gerekiyor. Bunlar kısa sürede olabilecek şeyler değil; belli bir teknoloji ve sanayi politikası doğrultusunda kısa, orta, uzun vadede gerçekleştirilebilecek şeyler. Ancak şu anki gidişat yakın vadede yerlilik oranının çok daha artırılmasıyla sonuçlanacak gibi gözüküyor.

"ESAD’IN ELİNDEKİ ASKERİ SİSTEMLER ESKİ,
REJİM ORDUSUNUN EN ÖNEMLİ UNSURU HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ"

Peki, Suriye rejiminin elinde ne tür teçhizatlar var?

Suriye çok uzun zaman boyunca sadık bir Rus ve Sovyet müşterisiydi. Silahlı kuvvetlerinin neredeyse tamamını Rusya’dan alınan araç gereç ve teçhizatla donatmıştı. İç savaştan kısa süre önce, ekonomik durumlarının elverdiği ölçüde kısmi bir modernizasyon ve yenileme sürecine de girmişlerdi. Ancak iç savaş Suriye ordusunda çok yıkıcı bir etki yarattı. Hem can kayıpları hem de malzemenin ele geçirilmesi şeklinde Suriye ordusu çok büyük zarar gördü. Şu anda ellerinde kalan araç gereçlerin tamamı Rus yapımı, çok modern olmayan sistemler. Ancak rejim ordusu çok özen göstererek hava kuvvetlerini ve hava savunma sistemlerini mümkün olduğu kadar korumaya çalıştı. Bu sistemler başta Şam olmak üzere ülkenin güneyinde İsrail’e karşı ya da diğer ülkelere karşı bir caydırıcılık oluşturmak için özenle korundu. Bu sistemlerin modernizasyonuna büyük imkân ayrıldı. Bu sistemleri kullanan personele pek fazla dokunulmadı ya da o personel başka yerde görevlendirilmedi. Dolayısıyla Suriye’nin hava savunma anlamında belli bir kapasiteyi korumak için çok özen gösterdiğini biliyoruz. Nitekim Eylül 2018’de Rus uçağının düşürülmesi olayından hemen sonra Rusya hemen bu ülkeye bir S300 hava savunma sistemi sevk etti. Yine iç savaş varken son zamanlarda adı sık sık anılmaya başlanan, Pantsir adı verilen alçak irtifa hava savunma sistemleri sevk edildi. Dolayısıyla şu anda rejim ordusunun teçhizat bakımından en önemli unsuru hava savunma sistemleri.

“Eğer Rusya’nın desteği olmasaydı Türkiye 1 ay içerisinde rejim güçlerinin tüm kazanımlarını geri püskürtebilirdi” diye bir yorum okudum. Sadece İdlib özelinde değil, Türk askeri gücünü Suriye’deki rejimin askeri gücüyle kıyaslarsanız nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Tüm diğer parametreler bir tarafa, Rusya’yı da tamamen yokmuş gibi farz edersek konvansiyonel olarak Suriye ve Türk silahlı kuvvetlerini karşılaştırmak çok doğru değil. Çünkü gerçekten de Türkiye’nin hem personel hem sayısal hem de kalite bakımından çok ciddi bir avantajı var. Rusya’nın varlığının olmadığı bir durumda sonuç çok daha farklı olurdu, bu inkâr edilemez bir durum. Pantsir gibi sistemler ya da Rusya’nın desteği bu anlamda bazı dengeleri değiştiriyor. Bu tabii sadece askeri olarak değil meselenin siyasi boyutunda da devreye giriyor.

"RUSYA’NIN FÜZE KABİLİYETİ ÇOK GÜÇLÜ"

Peki, Rusya-ABD kıyaslaması da yapalım. Soğuk Savaş döneminden beri dünya Rusya ile ABD arsındaki silahlanma yarışını izliyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde Rusya biraz irtifa kaybetti ama şu an kıyasladığınızda askeri kapasite olarak Rusya’da ne var? Hangileri ABD’ye kıyasla avantajlı?

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Rusya 90’lı yılların sonlarına kadar çok ciddi bir travma yaşadı. Hem içine girilen ekonomik kriz hem Çeçenistan savaşı hem de devletin yeniden organizasyonu sürecinde Rus Silahlı Kuvvetleri gücünü  büyük ölçüde yitirdi. Ancak 2000’lerin başlarından itibaren ekonomik durumun da düzelmesiyle birlikte, özellikle Vladimir Putin’in yönetime gelmesinden sonra kapsamlı bir reform süreci başladı. Bu süreç 2008 Gürcistan Savaşı’ndan sonra da çok ciddi bir şekilde yürütülmeye devam edildi, hatta vites artırıldı diyebiliriz. 2008 yılından bu yana ekonomideki değişmeler ve o dönem Batı’yla olan ılımlı ilişkilerin de yardımıyla Rus Silahlı Kuvveleri çok kapsamlı bir modernizasyona başladı. 2008 savaşı ve ardından 2014’te Ukrayna’daki çatışmalar, bu sürecin köşetaşları oldu. Konvansiyonel olarak Rusya ile Amerika’yı karşılaştırdığımızda, Rusya’nın özellikle kara kuvvetleri ve füze bakımından çok ciddi yatırım yaptığını görüyoruz. Son birkaç yıldır ekonomik anlamda bir daralma yaşayan Rusya, başlattığı iddialı geliştirme projelerinin pek çoğunda ciddi zaman kaybetti ve bunun yerine mevcut sistemlerin modernizasyonu şeklinde kuvvetlerini idame ediyorlar. Ancak füze kabiliyeti bakımından çok yoğun yatırım yaptıklarını görüyoruz. Hem seyir füzeleri hem de yüksek hızlarda uçan konvansiyonel ve nükleer başlık taşıyan füze anlamında yoğun bir geliştirme faaliyetleri var. Seyir füzesi kabiliyetlerini Suriye’de iç savaşa müdahil olma sürecinde çok yoğun şekilde denediler. Suriye’de çok sayıda farklı platformu denediler ve Suriye İç Savaşı’nı bu anlamda bir laboratuvar olarak kullandılar. Amerika’ya karşı hâlâ, başta elektronik ve siber harp olmak üzere belli alanlarda zafiyetleri olmasına rağmen kuvvetlerini kısa süre içerisinde bir noktaya odaklama ya da caydırıcı kuvvet oluşturabilme anlamında çok ciddi bir güç taşıyorlar.

ABD’nin son dönemde askeri üretim alanında öne çıkardığı alanlar hangileri?

ABD savunma sanayiinin en önemli projesi F-35. Bunun dışında insansız hava araçlarına yönelik çok yoğun bir şekilde çalışmaları olduğunu biliyoruz. Benzer şekilde uzun menzilden taarruz imkânı sağlayan güdümlü füze sistemleri de yine Amerikan savunma sanayiinin sahaya yönelik öne sürebileceği çok sayıda ciddi çalışmaları arasında.

ABD’nin Suriye sahasında kullandığı teçhizatlara baktığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Amerika’nın şu anda Suriye’deki birliklerinin neredeyse tamamı özel kuvvet unsuru şeklinde. Bunların lojistik desteği Irak üzerinden de sağlanıyor. Hafif zırhlı araçlar ve çok ileri muhabere sistemleriyle donatılmış özel kuvvet personeli kullanıldığını görüyoruz. Çok yoğun bir şekilde insansız hava araçları tarafından da desteklenmiyorlar. Dolayısıyla sahada taktik olarak çok yüksek yoğunlukta bir kuvvetleri yok. Ancak Doğu Akdeniz’deki deniz unsurları ve İtalya’dan kalkan hava unsurlarıyla bölgede çok yoğun bir şekilde keşif, gözetleme istihbarat faaliyetleri gerçekleştirdiğini biliyoruz.

"İRAN’IN ESAS GÜCÜ ASİMETRİK OPERASYONLAR"

İran askeri kapasite olarak güçlü bir ülke mi?

İran aslında konvansiyonel olarak çok yüksek bir güce sahip değil, çünkü İslam Devrimi’nden sonra uygulanan yaptırımlar ve ardından Irak’la yaşanan savaş İran ordusunun kapasitesini çok ciddi şekilde erozyona uğrattı. Yaptırımlar neticesinde de silahlı kuvvetlerin modernizasyonunu yeterli derecede yapamadılar. İran’ın esas öne çıkan gücü, kuvvet aktarım kabiliyeti ya da Ortadoğu coğrafyasında asimetrik operasyonlar icra edebilme yeteneği. Nitekim bu yeteneğin en belirgin temsilcisi Kasım Süleymani’ydi. Ancak Süleymani suikastı sonrasında yaşananlar ile İran’ın konvansiyonel gücünü görmüş olduk. İran’ın çok öne çıktığı bir alan ise balistik füze konusu. Bu alanda ciddi bir mesafe kat etmiş durumdalar. Suriye’deki İran varlığı bu anlamda çok yüksek tehdit arz etmese de bu varlığın asimetrik boyutu tehdit olabilir. Konvansiyonel olarak şu an Suriye sahasında belki de en güçlü aktörün Rusya olduğu söylenebilir.

 

ÇAĞLAR KURC: "TÜRK SAVUNMA SANAYİNDE
ÇALIŞAN MÜHENDİSLER ÇOK YETENEKLİ VE YARATICI"

 

Türkiye’nin milli savunma sanayinde elindeki en büyük avantajlar ve eksikler neler?

En büyük avantajlardan biri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonel deneyimi. Savunma sanayi şirketleri ve TSK arasındaki iletişim geliştirilen sistemlerin Türkiye’nin gereksinimlerini tam olarak karşılayabilecek üretilmesini sağlıyor. Daha da önemlisi, bu ilişki sayesinde alandaki değişimlere ordunun kullandığı sistemlerin hızlı bir şekilde adapte olması sağlanıyor. Diğer bir avantaj ise savunma sanayinde çalışan mühendislerin çok yetenekli ve yaratıcı fikirleri hayata geçirmek için istekli olması.

Diğer yandan, savunma sanayinin yaşadığı belli sorunlar var. Bunlardan en önemlisi savunma alımlarında ve Ar-Ge’de önceliklendirmenin çok iyi çalışmaması. Türkiye elindeki sınırlı kaynaklarla her sistemi üretmeye çalışıyor. Her ne kadar kendi kendine yeterlilik hedefi bunu gerektirse de, proje başına düşen kaynak çoğu zaman yeterli seviyede olamıyor. Bu da üretimin aksamasına yol açıyor.

Aslında Türkiye’nin savunma sanayisi son dönemde çok hızlı bir büyüme yakaladı. Fakat bu büyümenin sürdürülebilirliği konusunda hala soru işaretleri var. Özellikle belli alt-sektörlerde iç piyasanın kaldırabileceğinden çok daha fazla şirket bulunuyor. Bu şartlar altında Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunuyor. Ya bütün şirketleri destekleyecek ya da bazı şirketlerin savunma piyasasından çıkacak. Bütün şirketleri desteklemeye çalışırlarsa, benzer görevi yapan araçların alınması gerekiyor. Bu da aslında verimsiz bir alım mekanizması. Ayrıca, aynı görevi yapan farklı araçların alınması, TSK’nin lojistik sistemi üzerinde de baskı yaratacaktır. Diğer durumda ise, şirketler kapanırsa, deneyim kaybı yaşanması muhtemeldir.

İhracata dayalı büyüme ise küresel silah piyasası büyüdüğü zamanlarda yerel savunma sanayini ayakta tutabilse de, piyasanın önemli ölçüde daraldığı zamanlarda, yerel şirketlerin batmasına neden olabiliyor. Örneğin 1980’lerde hızla büyüyen Brezilya savunma sanayisi, özellikle de kara sistemleri üreten şirketler, 1990’da müşterilerinin çoğunu kaybetmesinden dolayı krize girmişti.

İsmail Demir Hisar A ve O sistemlerinin de yakında sahada olacağını açıkladı. Savunma alanında Türkiye’ye önemli avantaj sağlar mı?

İki sistem de Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla geliştirdiği hava savunma sistemleri. Hisar A, alçak irtifadaki tehditlere (hedef önleme menzili: 15 km),Hisar O ise orta irtifadaki tehditlere (hedef önleme menzili: 25km) karşı savunma yapabiliyor. Halihazırda envanterde bulunan Rapier ve MIM-23 Hawk füzelerinden daha yüksek teknolojiye sahip olacaklar.

"DÜNYANIN YUVARLAKLIĞINDAN DOLAYI RADARLARIN KÖR NOKTALARI VAR"

Siz S 400- Patriot kıyaslamasında hangisini daha verimli buluyorsunuz?

S-400 teknik verilere baktığımızda Patriot sisteminden daha etkili bir sistem. Fakat, ülkenin radar ağına entegre olmadığı durumlarda etkinliği önemli derecede düşüyor. Aslında, bu durum bütün hava savunma sistemleri için geçerli. Bütün radarların arazi arızalarından, örneğin dağlardan dolayı kör noktaları olabiliyor. Dahası dünyanın yuvarlaklığından dolayı, hedef tespit irtifaları, mesafeyle birlikte yükseliyor. Bu sorunları gidermek için farklı radarlar birbirine entegre olarak kullanılıyor ve her biri, diğerinin kör noktasını kapatıyor. Olaya bu noktadan yaklaştığımızda, Türkiye’nin radar ağına entegre olabilecek bir hava savunma sistemi yani Patriot ya da SAMP-T daha verimli çalışacaktır. 

İdlib krizinin ardından Türkiye’nin S400’leri aktive etme fikrini yeniden gözden geçirmeli mi?

Bence yeniden gözden geçirmeli. S-400 alımı, sadece Türkiye’nin ABD’ye olan ilişkisine önemli derecede zarar vermekle kalmadı, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasına da neden olarak projede bulunan savunma sanayi şirketlerinin de gelecek getirilerinden olmasına neden oldu. Dahası CAATSA yaptırımlarının uygulanması için bir neden oldu. Bu noktada ABD’nin bu şekilde davranmasının haklılığı ya da haksızlığı tartışılabilir fakat Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve ABD’nin davranışlarını değiştirmiyor.  Bu şartlar altında, Türkiye’nin S-400 alımında faydadan çok zarar getirdiğini düşünüyorum. Özellikle de sistemin entegre olmadan kullanılmasından dolayı etkinliğinin düşmesi göz önüne alındığında...