Türkiye'de artan sayıda tüketici uluslararası gıda firmalarının 'çifte standardına' tepki göstermeye başlarken Avrupa Birliği'nin (AB) 'orta ve doğu bloku' uzun yıllar süren bir mücadele sonucu bu konuda önemli bir zafer elde etti. Söz konusu firmalar birlik üyesi ülkelerde aynı paket ve markalarla ürün satışı yapıyor. Yıllar içinde gerçekleştirilen testler sonucunda 'aynı' olduğu iddia edilen ürünlerin doğu ülkelerinde daha düşük besin değerine sahip malzemelerle üretildiği tespit edildi.  Bu sebeple Çekya (Çek Cumhuriyeti) , Macaristan, Polonya ve Slovakya'nın oluşturduğu Vşegrad Grubu ile Romanya ve Bulgaristan uzun yıllar söz konusu çifte standartın sona ermesi için büyük mücadele verdi. Bunun sonunda Avrupa Parlementosu 17 Nisan'da gıdada çifte standartı son verecek yeni bir yasayı onayladı. Avrupa Komisyonu'nun aynı paketle farklı içerikli ürün satmayı tüketiciyi aldatan uygulamaların bulunduğu kara listeye almasıyla, çifte standart uygulayan firmalara önceki yılki cirosunun yüzde 4'ü kadar ceza verilebilecek. Ciro bilgisi olmayan şirketlerde ceza 2 milyon euro olacak.

2011'DE 6 ÜRÜNDE FARKLILIK TESPİT EDİLDİ

Konuyu Avrupa Komisyonu'nun gündemine ilk taşıyan Romanya olmuştu. 2009 yılında Romanya milletvekili Rareş-Lucian Niculescu Avrupa Komsiyonu'na "Farklı ülkelerde aynı isimle 4 farklı kalite kategorisinde ürünler satıldığı iddia ediliyor. Bu konuda herhangi bir çalışma yürütülüyor mu" sorusunu yöneltti. 'Çifte standart'la ilgili ilk ciddi çalışma ise 2011 yılında Slovakya'da gerçekleştirildi. Slovakya Tüketici birliği o yıl gerçekleştirdiği testlerde aynı marka ve paketle satılan 6 ürünün içeriğinde ve kalitesinde ülkeden ülkeye büyük farklılıklar tespi ettiğini açıkladı.

2015'TE 24 ÜRÜNÜN 8'İNDE BÜYÜK KALİTE FARKI BULUNDU

2015 yılında ise Çek Cumhuriyeti'nde (2016 yılında adı Çekya olarak değişti) Avrupa Komisyonu işbirliğiyle yeni bir test gerçekleştirildi. Prag Kimya ve Teknoloji Üniversitesi tarafından yapılan bu testte aynı marka ve paketle hem Almanya hem de Çek Cumhuriyeti'nde satılan 24 ürün karşılaştırıldı. Ürünlerin 8'inde büyük farklılıklar tespit edildi. Örneğin ürünlerin birinin Almanya'da domuz etiyle, Çek Cumhuriyeti'nde ise daha ucuz olan tavuk etiyle üretildiği ortaya çıktı. Bunun yanında uluslararası firmalar sık sık ürünlerin içindeki farklılığın ülkelerin damak tadına göre değiştiğini savunuyor. Ancak Çek Cumhuriyeti'nde yapılan araştırma söz konusu ürünlerdeki farklılıkların damak tadındaki farklılıklarla bir ilgisi olmadığını gösterdi. 

'UZUN VADEDE SAĞLIK RİSKİ YARATIYOR'

Bu araştırmayla ilgili raporu hazırlayan Avrupa Parlementosu üyesi Olga Sehnalova "Ortak pazarda yüksek kalitede ürünlere eşit bir şekilde erişebilmek bütün Avrupa vatandaşlarının hakkı olmalıdır" ifadelerini kullandı. Avrupa Parlamentosu Çevre, Kamu Sağlığı ve Gıda Güvenliği Komitesi'nin konuyla ilgili yayımladığı görüş açıklamasında ise "Karşılaştırılabilir ürünlerin içerisinde kullanılan malzemelerdeki farklılık uzun vadede tüketici, özellikle de çocukların sağlığı için risk oluşturabilir. Bu da vatandaşların genel durumunda bozulmaya yol açabilir. Bir üründe şeker ve yağ oranının beklenenden yüksek olması, şeker yerine yapay tatlandırıcı kullanılması, tuz içeriğinin artırılması ve bunların pakette açık bir şekilde belirtimemesi tüketiciyi yanlış yönlendirmektedir ve bu durum da bir sağlık riski doğurmaktadır" denildi.

SEÇİMLERDE 'BİTİRMEYİ' VAAT ETTİLER

Yapılan testlerle ortaya konulan sonuçların yanında Çekya, Macaristan, Slovakya, Romanya ve Bulgaristan'da hükümetler de uzun süre AB içinde 'çifte standartın' sonlandırılması için çaba sarfetti. Bu ülkelerdeki siyasiler Avrupa Birliği içindeki mekanizmalarda lobi faaliyetleri yürütmenin yanında toplumu da bilinçlendirmek için sürekli konuyu gündemde tuttu. Bu sebeple mayıs ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlementosu seçimlerinde Çekya'da seçime giren tüm partiler seçmenlerine 'çifte standart'ı sonlandırma vaadinde bulundu. 

BATI AVRUPALILARIN KIZDIRAN SESSİZLİĞİ

Söz konusu ülkeler gıdada çifte standartın sonlandırılması için lobi faaliyetleri yürütürken Hollanda, Almanya, İngiltre, Fransa gibi AB'nin önemli ekonomilerinde gıda kalitesiyle ilgili bir sorun olmadığı için süreç yavaş işledi. Bunun yanında çifte standart uygulamakla suçlanan şirketlerin önemli bir kısmının merkezinin bu ülkeler de olması da 'sorunu bilerek gözardı ediyorlar' suçlamalarını beraberinde getirdi. Daha zengin olan AB ülkelerinin sessizliğine rağmen, yukarıda bahsettiğimiz ülkelerin baskısı ilk net sonucunu 2017 yılında verdi. 

'AB'DE İKİNCİ SINIF TÜKETİCİ OLAMAZ'

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker 2017 yılında yaptığı konuşmada gıdada çifte standart sorununa değinerek "Avrupa Birliği'nde ikinci sınıf tüketici olamaz. Avrupa'nın bazı bölgelerinde diğer bölgelere göre aynı paket ve markayla daha düşük kaliteli gıdalar satılmasını kabul edemem. Slovaklar balık ürünlerinde daha az balığı haketmiyor. Macarlar yemeklerinde daha az et olmasını haketmiyor. Çekler çikolatalı ürünlerde daha az kakao haketmiyor. Ulusal kurumları bu uygulamaları sonlandıracak biçimde güçlendirmemiz gerekiyor" dedi. 

'ÇEKLER DAHA AZ KAKAOYU HAKETMİYOR'

Jean-Claude Juncker

Slovaklar balık ürünlerinde daha az balığı haketmiyor. Macarlar yemeklerinde daha az et olmasını haketmiyor. Çekler çikolatalı ürünlerde daha az kakao haketmiyor.

 17 NİSAN'DA PARLEMENTO ONAYLADI

Doğu Avrupa ülkelerinin bir 'zafer' olarak niitelediği bu konuşmanın ardından Avrupa Komisyonu 2018 yılında gıda testleriyle ilgili yeni ve detaylı standartlar getirdi. Birlik genelinde gıda testlerine getirilen bu yeni standartlarla ülkeler arası gıda sağlığından sorumlu kuruluşlar arası işbirliği imkanı da arttı. Aynı isim ve paketle satılan ürünlerin içeriğini karşılaştırmak kolaylaştı. Bu yıla gelindiğinde ise mart sonunda Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu arasında bir ön anlaşmayla varıldı. Bu anlaşmaya göre şirketler ülkeden ülkeye ürünlerinde farklılık olması durumunda tüketiciyi net bir şekilde bilgilendirmekle sorumlu tutuldu. Söz konusu anlaşma, bir yasa teklifi olarak Avrupa Parlementosu'na gönderildi ve 17 Nisan'da 474'e karşı 163 oyla kabul edildi.

KARA LİSTEYE ALININCA CEZALAR GELECEK

Avrupa Parlamentosu bunun yanında 17 Nisan'daki oylamada tüketiciyi aldatan firmalara bir önceki yılki cirosunun yüzde 4'ü kadar ceza verilmesini onayladı. Cirosu bilinmeyen şirketlere ise 2 milyon Euro ceza verilebilecek. Avrupa Parlementosu 'çifte standart'a karşı bir yasa çıkarmış olsa da bunun yanında tüketiciyi aldatan davranışların bir 'kara listesi' bulunuyor. Şimdi Avrupa Komisyonu çifte standart uygulamasının bu kara listeye alınıp alınmayacağını görüşecek. Slovak ve Çek basınına konuşan konuya yakın kaynaklar son dakika bir değişiklik olmaması durumunda bu uygulamanın kara listeye gireceğini bildirdi. Aynı paket ve markayla farklı kalitede ürün satan şirketlerin milyarlarca euro cirosu olduğu düşünüldüğünde  cironun yüzde 4'ü olarak tanımlanan cezalar çok daha anlamlı hale geliyor. 

TARTIŞMA DONDURMA KARŞILAŞTIRMASIYLA BAŞLADI

Avrupa'da uzun yıllar süren bir mücadele sonucunda Juncker'in yaptığı konuşmayla başlayan süreçte son viraja girilirken, gıdada çifte standart sorunu da sosyal medya sayesinde Türkiye'nin gündemine girdi.  Tartışma Twitter'da bazı kullanıcıların Algida'nın Twister dondurmasının İngiltere ve Türkiye versiyonlarının karşılaştırılmasıyla başladı. Ürünün Türkiye versiyonunda daha az süt ve meyve püresi olması büyük tepki topladı.

Jean-Cluade Juncker'in 2017 yılındaki konuşmasında Çeklerden bahsederken özellikle 'daha az kakaoyu' vurgulamasının nedeni bu ülkede gerçekleştirilen testlerde Nesquik marka çikolatalı içecekte Avusturya'dakine göre daha az kakao bulunmuş olmasıydı. Bu markanın mısır gevreğinin İngiltere versiyonunda D vitamini bulunurken Türkiye versiyonunda bulunmuyor. Bunun yanında Doritos ve Nutella gibi markaların Batı Avrupa'daki versiyonlarında trans yağ miktarı 0(sıfır) olarak görünürken, Türkiye'de 0 ila 0.2 gram arasında değerler yer alıyor.

TÜRKİYE'DE 'BENZERLİK' TESTİ YAPILMADI

Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri gıdada çifte standartla mücadele ederken hukuki iddialarını bugüne kadar hep 'ortak pazar' temeline oturttu. Yani aynı pazarda tüketicilerin aynı kalitede ürünlere erişimi olması gerektiğini savundular. Bu farklılığın olduğunu testlerle kanıtlayınca da uzun bir sürede de olsa istediklerini almaya başladılar. Türkiye ise AB üyesi değil ve hemen bu konuda yasa çıkarma gücüne sahip. Ancak sektör yetkililerinini verdiği bilgiye göre markaların Türkiye'de aynı isimle farklı içerikli ürünler sattığını ortaya koyacak bir laboratuvar testi bugüne kadar ülkemizde yapılmış değil. Ürün içeriklerinin farklı olduğunu şirketlerin paketlerine ve internet sitelerine koydukları içeriklerden biliyoruz. Gerçek anlamda batıdaki ve Türkiye'deki aynı markalı ürünler arasındaki farkın tespit edilmesi için tüketici derneklerinin ya da devletin insiyatif alması gerekiyor. Böylece uluslararası şirketlerin Türklere, Juncker'in tanımıyla, ne kadar 'ikinci sınıf tüketici' muamelesi gösterdiğini bilimsel verilerle anlayabiliriz.