İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası'nda düzenlenen "2. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi"nde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Günümüzde bilgisi, tecrübesi, mücadelesi ile her şehrimize farklı renk ve aheng kazandıran şahsiyetler mutlaka vardır. Moğal saldırılarından bu yana medeniyetimizin kadim şehirlerimizin sürekli saldırı altında kaldığı, tahribat gördüğü hakikattir. Şehirleri çirkinleşmiş, ruhsuzlaşmış, fiziki ve manevi olarak yıkıma uğramış medeniyetin öne çıkma imkanı yoktur. Binlerce yıllık medeniyet mirasının gücü sayesinde bu kayıpları kısa sürede telafi edeceğimize yürekten inanıyorum. Ülkemizde şehircilik alanında çok ciddi bir hassasiyetin gelişmesini görmekten mutluluk duyuyorum. Betonlaşmaya karşı bir çıkış, işte millet bahçeleri bir çıkış olduğu gibi bütün ailelerin, çocukların gerçekten yatıp, yuvarlanabilecekleri yerler ve onların da bir köşesinde millet kıraathaneleri olsun ki, oralara gelsinler kitaplarını okusunlar, derslerini çalışsınlar istiyoruz"  diye konuştu. 

Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: 

Her medeniyet kendi inanç, ahlak, sanat ve felsefe anlayışı içerisinde şehri tanımlamış ve şekillendirmiştir. Bu sebeple şehirler içinde yaşayanların kendi şeklini verdiği bir kaba benzetilmiştir. Tarihte kimi şehirlerin içinde eğlence için insanların katledildiği arenaların öne çıktığını görüyoruz. Kimi şehirler cadı suçlamasıyla insanların yakıldığı mekanlarıyla üne kavuşmuştur. Kimi şehirler ise yüzbinlerce canın telef edilerek yükseltildiği tarihin sayfalarına kaydedilmiştir. Bizim medeniyetimiz ise 'önce insan' tasavvurunun eseri olarak inşa edilmiştir.

KAPALI SALONLARA ARENA İSMİNİ VERİYORDUK! DEĞİŞTİRDİK

Cami, medrese, kütüphane, şifahaneleriyle anılan şehirleri inşa ve imar eden bir ecdadın torunlarıyız biz, farklıyız biz. Bizim dediğim gibi arenalar vs. bununla ilgili olarak da bazı dostlara öyle dedim, 'kapalı spor salonuna arena adını veriyorsunuz'. Bunların birçoğunun ismini değiştirdik. Ne demek arena? Roma'yı biz arenalarıyla tanıyoruz. Ama bizim ecdadımız bu gibi şeyler inşa etmedi. Tarihe mal olmuş bütün şehirlerimiz insan merkezli olarak kurulmuştur. Her sokağı, caddesi hatta her taşı insanı yansıtan şehirlerimizin sahip olduğumuz rengin, kültürün, derin fikriyatın, estetik anlayışın tezahürüdür.

LONDRA, PARİS'İN ESAMİSİ OKUNMAMIŞKEN İSTANBUL DÜNYANIN MERKEZİYDİ

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul'u fethettiğinde 12. yüzyıldaki Latin istilası sebebiyle ağır yara almış durumdaydı. İstanbul'u eşi bulunmaz şehir haline getiren bizim ecdadımızdır. Amerika keşfedilmemişken, Londra'nın, Paris'in esamisi okunmamışken İstanbul dünyanın merkeziydi. Avrupa'da insanlar 'içlerinde cadı var' diye cayır cayır yakılırken İstanbul'da bırakınız yakmayı güvercinleri, kedileri mimarinin içerisine yerleştirmişlerdi. İbni Haldun 'coğrafya kaderdir' diyor. İnsan ve şehir arasındaki etkileşim her zaman çift yönlü olmuştur.

İSTANBUL VE DİĞER KADİM ŞEHİRLERİMİZ BİRER MEKTEPTİR

Bizler bir şehrin içinde doğar, yaşar ve orada hayatımız nihayete erer. Şehirlerimizi birer mektebe, sakinlerini de o mektebin talebelerine benzetebiliriz. Şehre hakim olmayı değil ondan bir şeyler öğrenmeyi talep ettiğimiz takdirde kendimizi geliştiririz. İstanbul başta olmak üzere kadim şehirlerimizin her biri ders almasını bilenler için birer okul, mekteptir. Mekan ile insanın en isabetli yerde buluşmasıyla buluşan şehirler insanların imar faaliyetlerine kolaylık sağlar. Kurucusu olduğum partinin fikriyatını icraatını ve fikriyatını sembol bir kelimeyle anlatmak gerekirse biz de buna İbni Haldun gibi 'ümran' derdik.

KENDİNİ TANIMAK İSTEYEN KENTİNİ TANIMALI

Şehir insanın yetiştiği toprağa benzer. Önce kendimizi tanımamız gerekiyor. Kendini tanıyan Rabbini de tanır. Peki bir insan kendini nasıl tanıyabilir. Kent kelimesi şehir kelimesi kadar içimizi ısıtmasa da kafiyeli ifadeyle şöyle söyleyebiliriz; kendini tanımak isteyen kentini tanımalı. Şehirlere ruh veren o şehirlerle birlikte anılan insandır. Bursa Ulu Cami'dir, yeşildir, Emir Sultan'dır. Edirne Selimiye, Sinop'un Alaaddin Camii, Malatya'nın Ulu Camii, Diyarbakır'ın Hz. Süleyman Camii şehirlere damgalarını vurur.

MİLLET BAHÇELERİ BETONLAŞMAYA KARŞI BİR ÇIKIŞTIR

Günümüzde bilgisi, tecrübesi, mücadelesi ile her şehrimize farklı renk ve aheng kazandıran şahsiyetler mutlaka vardır. Moğal saldırılarından bu yana medeniyetimizin kadim şehirlerimizin sürekli saldırı altında kaldığı, tahribat gördüğü hakikattir. Şehirleri çirkinleşmiş, ruhsuzlaşmış, fiziki ve manevi olarak yıkıma uğramış medeniyetin öne çıkma imkanı yoktur. Binlerce yıllık medeniyet mirasının gücü sayesinde bu kayıpları kısa sürede telafi edeceğimize yürekten inanıyorum. Ülkemizde şehircilik alanında çok ciddi bir hassasiyetin gelişmesini görmekten mutluluk duyuyorum. Betonlaşmaya karşı bir çıkış, işte millet bahçeleri bir çıkış olduğu gibi bütün ailelerin, çocukların gerçekten yatıp, yuvarlanabilecekleri yerler ve onların da bir köşesinde millet kıraathaneleri olsun ki, oralara gelsinler kitaplarını okusunlar, derslerini çalışsınlar istiyoruz.

GÖĞE DEĞİL TOPRAĞA YAKIN OLMANIN FAZİLETİNİ ANLATIYORUZ

Şehirlerimize kendimize nasıl bakıyorsak öyle davranmalıyız. Asıl marifetin insanların kalbini, ruhunu, benliğini inşa edecek, onlara huzur verecek şehirler inşa etmek olduğunu unutmamalıyız. Dikey mimari değil yatay mimari diyoruz. Göğe değil toprağa yakın olmanın faziletini anlatıyoruz. Yaşanabilir, marka şehirler mutlaka kuracağız. Bu dikey olursa kurulur diye bir mantık yok. Geleceğin dünyasında şehirlerini yenilerken, şehir kültürünü, şuurunu, ruhunu korumuş devletlerin arasında yer alacağız. Bunun için önce kendi hazinemizi keşfedecek, sahiplenecek, hazmedeceğiz.

Önce ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştıracak, 2053 ve 2071 vizyonlarımıza doğru yürümeye devam edeceğiz. Bu duygularla bir kez daha şehirlerin dili programında emeği geçenleri teşekkür ediyorum, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla...

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri