Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Balçiçek İLTER / GAZETE HABERTÜRK

Orlando deyince aklınıza ne geliyor? Aslında bütün dünyanın aklına ne geliyor diye sormalıydım...

Eğlence, güneş, gece hayatı, okyanus ve tabii ki Disney... “Dünyanın en güvenli yeri” sloganının hakkını veren Disney geçtiğimiz günlerde en pahalı otellerinden birinde kalan küçücük bir çocuğu gölden fırlayan timsahın yemesine engel olamadı ama... Yine de Orlando ne timsahı konuşuyor ne Disney’i ne de güvenliği... Sebebi 12 Haziran’da şehrin göbeğinde gerçekleşen katliam...

Orlando City’nin renkli, bir o kadar da temiz caddelerinde ‘Pulse’a doğru yürürken 12 Haziran gecesini düşündüm... Acil yardım hattı 911’i arayan bir kişi IŞİD’e bağlı olduğunu bildiriyor ve sonrasında buranın en ünlü ve eşcinsellerin çoğunlukla tercih ettiği bir barı basıp 50 kişiyi öldürüyor. Bu arada anlaşılıyor ki bütün bunları yaptıktan sonra bir süre Facebook’ta oyalanmış. Sonuç? Saldırgan öldürülüyor, Obama olayı “terör” olarak tanımlıyor, 54 yaralı hayata dönmeye çalışıyor.

Barın sokağını kapamışlar. Pek geçit vermiyorlar ama hemen iki blok ötede meydanda yer alan Dr. Philip Center önünde toplanmaya izin var. Olaydan tam 15 gün sonra trafik normale dönmüş. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler bar saldırısında hayatını kaybeden o gencecik insanların fotoğraflarına bakıp ağlıyor. Gerçekten de bırakılan notlar, anılar, söylenen şarkılar, o fotoğraflar... hüzünlenmemek mümkün değil... Ama sorular da var, üstelik anma noktasının ortasında bir yerde artık yüksek sesle tartışılıyor.

TERÖR VE NEFRET EYLEMİ

Peki ne olmuştu? Katliam 02.02’de başladı ve 05.00’de Özel Harekât ekibi SWAT’a bağlı bir birimin gece kulübüne girerek saldırganı öldürmesiyle sona erdi. 29 yaşındaki Afgan kökenli Omar Mateen, bir hafta önce yasal yollarla aldığı AR-15 tipi taarruz tüfeği ve tabancayla Pulse adlı gece kulübünü bastı. Saldırı esnasında barda yaklaşık 300 kişi bulunuyordu ve kaçmayı başaranlar güvenlik görevlisiyle Mateen’in çatışma anından yararlandılar. Tabii arada kim nasıl bir kim vurduya gitti bilinmiyor, pek de sorgulanmıyor. Sonrası bildik... Obama düzenlediği basın toplantısında saldırıyı ‘Terör ve nefret eylemi’ olarak niteledi ve ülke genelinde ulusal yas ilan etti. Amerikalılara korkuya teslim olmamaları çağrısında bulunan Obama “Hiçbir saldırı kim olduğumuzu değiştirmez” dedi ve ardından IŞİD’in Amak ajansı da sosyal medya üzerinden “Orlando’daki saldırıyı düzenleyen bir IŞİD savaşçısıydı” iddiasında bulundu. Ve bütün dünya IŞİD sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani’nin “Dünyadaki tüm Müslümanlar, ramazan ayında Batı’ya karşı saldırılar düzenleyin” çağrısını hatırladı. Ancak Mateen’in saldırıyı tek başına mı yoksa başkalarının yardımıyla mı düzenlediği hâlâ net değil.

Bu arada FBI’ın, radikal İslamcı olabileceği şüphesiyle Mateen hakkında biri 2013, diğeri 2014’te olmak üzere iki soruşturma yürüttüğü de ortaya çıktı. Birincisinde Mateen’in sosyal medyada yaptığı bir yorum ikinci soruşturmada ise Suriye’de intihar saldırısı düzenleyen IŞİD militanıyla ilişkileri üzerine... Soruşturmalar “Mateen’in bir tehdit arz etmediği kanaatine varıldığı için sonlandırılmış...

CEVAPLANAMAYAN SORULAR

Orlando City yaralarını sarmaya başlamış. Saldırıdan ölümcül yaralar alarak kurtulmayı başaran ve yürümesi mucize olarak görülen bar görevlisi Rodney Sumter’in ilk adımlarını konuşuyor. İyi haberlere ihtiyaç var kuskusuz. FBI saldırganın karısının peşinde “neyi haber vermediği” araştırılıyor. Acaba saldırıdan haberdar mıydı? Olayın şokunu atlatanlar saldırganın son 3 yılda ayda 2 kez aynı bara geldiğini son derece dost canlısı olduğunu anlatıyorlar. Mateen’in ‘saldırgandı’, ‘homofobikti’ diyen lise arkadaşlarının tersine... Amerika’daki Müslümanların çoğunun düşüncesine gelince... “Muhammed Ali’nin gidişiyle İslam’a yönelik pozitif ilgiyi bir anda yerle bir eden bu katliamın zamanlaması manidar!” Ve maalesef bu yaşanan trajedi en çok ırkçı söylemleriyle dünyayı adeta terörize eden Cumhuriyetçilerin başkan aday Donald Trump’a yaradı.

Saldırıdan hemen önce dünyanın eğlence merkezini ‘Disney Spring’i ziyaret eden 29 yaşındaki Mateen o anda ne düşünüyordu, niye böyle bir katliam gerçekleştirdi bilinmez ama Amerika’nın birbirine kenetlenme, acıları paylaşma, bir bütün olma özelliği müthiş. Şehrin her tarafında pankartlar, sevgi mesajları... Dininize renginize cinsel kimliğinize bakılmadan bir sevgi çemberinin içinde buluyorsunuz kendinizi. ‘Acıyı paylaşmak’ yas tutmak önemli... ‘Anma, kınama, protesto yürüyüşlerinden korkan’ ses çıkarmamıza izin verilmeyen ülkem geliyor aklıma, daha da hüzünleniyorum.

Dr. Philips Center önünde bir ağıt yükseliyor, herkes dua etmeye başlıyor, nabzım yükseliyor birden, heyecanlanıyorum. Sahi o barın ismi de “nabız”dı değil mi? Hayat ve ölüm nasıl yakın...