Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yazı Dizisi Gaziantep’te yakalanmasa, Irak El Kaide’sinin başında olacaktı. Ruşen Çakır yazı dizisi...

        RUŞEN ÇAKIR / HABERTÜRK

        YAZI DİZİSİ 1

        Abdulhadi el-Iraki kimdi? IŞİD’in tarihinde hangi rolü oynadı? Nasıl yakalandı ve Türkiye’de ona yardım edenlerin başına neler geldi? Bu yazı dizisi, onu ve dolayısıyla terör örgütü IŞİD’i anlatıyor

        EL Kaide’nin Irak’taki efsanevi lideri Filistin asıllı Ebu Musab el-Zerkavi, 7 Haziran 2006’da Amerikan ordusu tarafından öldürüldü. El Kaide lideri Usame bin Ladin, Zerkavi’nin yerine, en güvendiği adamlarından Musul doğumlu bir Kürt olan Abdulhadi el-Iraki’yi görevlendirdi. Eşi ve 4 çocuğuyla İran üzerinden Türkiye’ye gelen El-Iraki, önce Suriye’ye, oradan da Irak’a geçecek ve Ebu Hamza el-Muhacir’in geçici olarak üstlendiği Irak El Kaide’sinin liderliğini devralacaktı.

        Fakat 16 Ekim 2006 günü öğleden sonra 15.00 sıralarında Suriye’ye geçmek için hazırlık yaparken Gaziantep’te yakalandı. Üzerlerinden çıkan Afganistan kimliklerine göre o Mohammad Reza Ranjbar Rezaei (39), eşi Cheshmnaz Fotohiashena Abad (40) ve çocukları Mohammad (9), Fatemeh (7), Ali (6) ve Leila (4) idi.

        Avukatları Osman Karahan’ın BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne sığınma başvurusu yapması üzerine aile önce Yozgat’taki mülteci kampına gönderildi. Ardından 31 Ekim 2006’da sabah 02.00’de İstanbul’dan sınırdışı edilerek Afganistan’a yollandı.

        EL KAİDE’NİN DEĞİŞEN KADERİ

        Abdulhadi el-Iraki’nin yakalanması üzerine Irak El Kaide’sinin başına Ebu Ömer el-Bağdadi geçti. Onun 2010 Nisan’ında öldürülmesiyle yeni lider Ebubekir el-Bağdadi oldu. O da Irak El Kaide’sinin adını 1 yıl sonra Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak değiştirdi. Kısa süre içinde El Kaide’den kopan Ebubekir el-Bağdadi, Musul’un ele geçirilmesinin ardından halifeliğini ilan etti.

        Abdülhadi el-Iraki’nin yakalandığı ilk kez 6 ay sonra, 2007 yılı nisan ayında CNN’de haber oldu. Amerikan Savunma Bakanlığı yetkilileri, CNN’e, El-Iraki’nin 2006 sonlarına doğru yakalandığını, bir süre CIA’nın gizli hapishanelerinde tutulup sorgusu tamamlandıktan sonra, 2007 Nisan’ında Küba’daki Guantanamo Kampı’na yollandığını söylemişti.

        Bu haberden 1 ay sonra, 23 Mayıs 2007’de El Cezire Televizyonu’nda, El Kaide’nin basın kolu olan Es Sabah’ın, örgütün Afganistan kanadının başına getirilmiş olan Mustafa ebu Yezid ile yaptığı mülakattan bazı bölümler yayınlandı. El Yezid bu mülakatta Zerkavi’nin yerine görevlendirilen Abdulhadi el-Iraki’nin Türk makamlarınca yakalandığını, ardından ABD’ye teslim edildiğini belirtti ve “Bunların cezası önce Allah, sonra da mücahitler tarafından verilecektir” dedi.

        ‘TERÖR SİMSARI’

        Bu yazı dizisinde; Abdulhadi el-Iraki’nin kim olduğunu, nasıl yakalandığını, ona Türkiye’de yardım edenlerin başına neler geldiğini ve kendisinin şu andaki durumunu anlatacağız. Ama önce El-Iraki’den bahsedelim. 1961 doğumlu olan Abdulhadi el-Iraki’nin gerçek adı Neşvan Abulrezzak Abdulbagi. Musul’un kuzeyinde doğmuş bir Kürt. Saddam Hüseyin döneminde Irak ordusunda yüzbaşı rütbesine kadar yükselmiş. 1990’ların sonlarına doğru Afganistan’a gittiği, orada El Kaide’ye katıldığı biliniyor. Kısa sürede El Kaide’nin iç operasyonlar şefi olan El-Iraki hakkında, dönemin Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e yönelik (başarısız) suikast planı yapmak, Taliban güçleriyle Afganistan’da Amerikan ve NATO hedeflerine saldırılar düzenlemek gibi suçlamalar yöneltiliyor.

        Abdulhadi el-Iraki’nin, Amerikan işgalinden sonra El Kaide için birincil cihat alanı haline gelen Irak konusunda bin Ladin’in en güvendiği isim olduğu söyleniyor. Afganistan asıllı gazeteci Sami Yousafzai’nin 2006’nın nisan ayında Newsweek’te çıkan haberine göre Zerkavi’den memnun olmayan bin Ladin, iki güvendiği ismi, Sayif el-Adil ile Abdulhadi el-Iraki’yi ayrı ayrı Irak’a yollamış. Bunlardan El-Adil İran’da yakalanmış ama El-Iraki Zerkavi’ye ulaşmış. El-Iraki önce, Zerkavi ile uzun görüşmeler yapmış ve onun El Kaide’nin Irak’ta tam da aradığı isim olduğu sonucuna varmış. Daha sonra Zerkavi’yi Usame bin Ladin ve El Kaide’ye bağlılığını bildirmeye ikna etmiş. Afganistan’a döndüğündeyse Bin Ladin’in, bir ses kaydıyla Zerkavi’yi “El Kaide’nin Irak’taki prensi” olarak takdim etmesini sağlamış.

        Afgan gazeteci Yousafzai tarafından “Terör simsarı” olarak tanımlanan El-Iraki’nin Körfez ülkelerini dolaşıp El Kaide için milyonlarca dolar topladığı rivayet ediliyor. Öte yandan bir Taliban yöneticisi onu şöyle tarif ediyor: “Herhangi bir Afganlı gibiydi. Diğer Araplarda sık rastladığımız kibirden ve formalitelerden uzaktı.”

        Kürtçe ve Arapça’sına ek olarak Pakistan ve Afganistan’da konuşulan bazı yerel dillere de hâkim olan El-Iraki’ye, sonuncu Irak ziyaretinde Zerkavi şu öneride bulunmuş: “Eğer Afganistan’da hayat zorlaşırsa buraya, Irak’a gel!”

        Abdulhadi el-Iraki, bu davetten birkaç yıl sonra, öldürülen davet sahibinin yerini almak için ailesiyle Irak’a doğru yola çıktı ancak yolculuğu Gaziantep’te sona erdi.

        ZERKAVİ: 25 MİLYON DOLARLIK ADAM

        BİRÇOK kaynağa göre gerçek ismi Ahmed Fazıl Nezzal el-Haleyle olan Ebu Musab el-Zerkavi, fakir bir ailenin çocuğu olarak 30 Ekim 1966’da Ürdün’de doğdu. İleriki yıllarda dünyanın en çok aranan isimlerinden biri olan Zerkavi’nin suça ve şiddete olan eğilimi erken yaşlarda kendini gösterdi. Babasının ölümünden sonra liseyi terk eden Zerkavi, sonradan soyadı olarak kullanacağı Ez Zerka kentinde bir çeteye liderlik etti.

        Yaralama, gasp, hırsızlık, uyuşturucu ve tecavüz suçlarından yargılanan ve hapse giren Zerkavi, içeride İslamcı hareketle tanıştı ve burada ideolojik eğitim aldı. Çıktıktan sonra savaşmak için Afganistan’a gitti ve burada bir eğitim kampı kurdu. Daha sonra Ürdün’e dönen Zerkavi, yasadışı Beyat el-İmam örgütü üyesi olmak suçundan hapse girse de genel aftan yararlanıp serbest kaldı. Önce Pakistan’a, ardından da Afganistan’a geçen Zerkavi, 2000 yılında Kandahar’da Usame bin Ladin ile temas kurdu.

        Asi ve başına buyruk tavırları nedeniyle El Kaide yöneticilerinin pek sıcak bakmadığı Zerkavi, ayrıca Bin Ladin’den farklı olarak sadece Batı ile değil Arap rejimleriyle de savaşmak gerektiğine inanıyordu.

        Nitekim Amerikan işgaliyle Irak’ta Sünni Arapların direnişi başlayınca Zerkavi, El Kaide’den bağımsız olarak kendisine bağlı savaşçılarla bu ülkeye gitti. Rehin aldıkları kişilerin kafalarını kesip görüntülerini internet üzerinden yayınlaması, Şiilere alenen savaş ilan etmesi gibi nedenlerle El Kaide’nin tepkisini çekmeyi sürdürdü. Fakat Abdulhadi el-Iraki’nin devreye girmesiyle El Kaide’ye katıldı.

        ABD’nin başına 25 milyon dolar ödül koyduğu Zerkavi, 40 yaşındayken, 7 Haziran 2006 günü Bakuba’nın kuzeyinde güvenli bir evde toplantı sırasında bir Amerikan jetinden atılan 230 kiloluk bombayla öldürüldü.

        (IŞ)İD KRONOLOJİSİ

        - 2004: El Kaide’ye bağlılığını ilan eden grup, Irak El Kaide’si adıyla Ebu Musab el-Zerkavi tarafından kuruldu.

        - 2006: Zerkavi, Şiilere savaş ilan etti.

        - 7 Haziran 2006: Zerkavi, ABD saldırısında öldürüldü. Yerini geçici olarak Ebu Hamza el-Muhacir aldı.

        - Ekim 2006: Irak El Kaide’si, Sünni gruplarla Mücahitler Şûrası’nı kurdu. Irak İslam Devleti’nin (IİD) kuruluşu ilan edildi. Ebu Ömer el-Bağdadi IİD’nin lideri oldu.

        - 19 Nisan 2007: Irak İslam Devleti, bölgesel ve ilk İslami yönetimin temellerinin atıldığını duyurdu. Kurulan emirliğin Ebu Ömer el-Bağdadi ve 10 bakanı tarafından yönetileceği ilan edildi.

        - Nisan 2010: Ebu Ömer el-Bağdadi, ABD ve Irak operasyonuyla öldürüldü. Ebubekir el-Bağdadi lider oldu.

        - 8 Nisan 2013: Suriye’de El Kaide’nin kanadı Nusra Cephesi’nin katılımıyla Irak İslam Devleti, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) oldu. Ama iki grup arasında anlaşmazlık çıktı.

        - 3 Ocak 2014: El Kaide, IŞİD ve Nusra Cephesi arasındaki çatışma nedeniyle, IŞİD ile bağını kestiğini açıkladı.

        - 9 Haziran 2014: IŞİD, Musul’u aldı.

        - 11 Haziran 2014: IŞİD, Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nu baskın düzenleyip ele geçirdi. Başkonsolos ile birlikte 49 kişi rehin alındı.

        - 29 Haziran 2014: IŞİD halifeliğin yeniden kurulduğunu ilan etti. El-Bağdadi “Halife İbrahim” adını aldı. IŞİD’in ismi de İslam Devleti (İD) olarak değiştirildi.

        YAZI DİZİSİ 2

        El Iraki’nin Hollywood filmlerini aratmayan Guantanamo yolculuğu

        Türkiye’nin El Kaide konusunda ABD ile işbirliğinin en büyük kanıtı, Abdulhadi el Iraki’nin Türkiye’de yakalanıp Afganistan’da ABD’lilere teslim edilmesi. Türkiye-ABD işbirliğiyle filmleri aratmayan bir operasyonla yakalanan El Iraki 31 Ekim 2006’da Amerikalıların eline geçti. Küba’daki Guantanamo Kampı’nda tutulan El Iraki, ilk kez 18 Haziran 2014’te hâkim karşısına çıkarıldı

        TÜRKIYE’nin El Kaide ile mücadele konusunda ABD ile işbirliği yapıp yapmadığı öteden beri tartışılıyor. ABD’nin elindeki “en tehlikeli 14 terörist”ten biri olan Abdulhadi el Iraki’nin Türkiye’de yakalanıp Afganistan’da Amerikalı yetkililere teslim edilmesi bu işbirliğinin en net kanıtlarından biri. Zaten El Iraki’nin yakalanması da Türk-Amerikan işbirliğinin sonucu gerçekleşmiş.

        Dizimizin ilk bölümünde El Iraki’nin, muhtemelen yine Türkiye üzerinden Irak’a gelip orada El Kaide operasyonlarını yürüten Ebu Musab el-Zerkavi ile birkaç kez görüştüğünü belirtmiştik. Sonuncusunda yıllarca yaşadığı Afganistan’dan ülkesine “kesin dönüş” yapıyordu. Bu nedenle yanında eşi ile dört çocuğu vardı. Bazı durumlarda aile kamuflaj işlevi görürken, bazen de tam tersine daha fazla dikkat çekebiliyor. Ama El Iraki’nin esas olarak, Zerkavi’yi öldürerek Irak’ta El Kaide’ye ciddi bir darbe indirmiş olan ABD’nin toparlanmayı engellemek için bütün istihbarat imkânlarını devreye sokması sonucu yakalandığı anlaşılıyor. Ama haksızlık etmemek lazım, Türkiye’de güvenlik birimleri El Iraki’nin ülkeye girişini kendi imkânlarıyla anbean takip etmiş ve yaklaşık iki hafta sonra onu ve ailesini bir uçağa koyup Afganistan’a yollamış.

        HAKKÂRİ-VAN-GAZİANTEP HATTI

        El Iraki operasyonu, El Kaide adına Gaziantep merkezli faaliyet gösteren iki kişinin teknik takibi sonucu yapılabildi. Bunlardan ilki, 2004 Ağustos ayının başında Pakistan’da tutuklanıp Türkiye’ye iade edilen ve yaklaşık beş ay sonra tahliye olan Mehmet Yılmaz, diğeri onun yardımcısı konumunda olan Mehmet Reşit Işık.

        Önce Işık’ın 2006 yılının eylül ayının sonlarında İran’a gitmeden hemen önce yeni bir cep telefonu hattı satın aldığı saptanıp bu numara teknik takibe alınıyor. Bu arada, Işık’tan yaklaşık iki hafta sonra Yılmaz’ın da İran’a gittiği belirleniyor. Hareketinden üç gün önce, Yılmaz’ın Abdulhadi el Iraki ve ailesini önce Türkiye’ye sokup ardından Irak’a ulaşmasına yardımcı olacağı istihbaratını edinen güvenlik birimleri beklemeye başlıyorlar.

        Nihayet Mehmet Reşit Işık yeni telefonunu ilk kez 13 Ekim’de Hakkâri’de kullanıyor. O gün İran’dan Hakkâri Esendere Sınır Kapısı’nı kullanarak Türkiye’ye giren Işık, daha sonra Yüksekova’da, Türkiye’ye yasadışı yollardan giriş yapmış olan Abdulhadi el Iraki, eşi ve dört çocuğuyla buluşuyor.

        Işık ve El Iraki Ailesi ertesi gün öğle saatlerinde Van’dan Gaziantep’e gitmek üzere bir otobüse biniyorlar. Işık’tan herhangi bir sorun olmadığını öğrenen Mehmet Yılmaz da 14 Ekim’de İran’dan önce Hakkâri’ye, oradan da Gaziantep’e geçiyor.

        BİN BİR KİMLİK

        Güvenlik birimleri işi sağlama almak için Bitlis polisine uygulama yaptırıyor. Ellerindeki fotoğraftan Abdulhadi el Iraki’nin, ailesiyle birlikte otobüste olduğunu doğrulayan Bitlis polisi herhangi bir gözaltı yapmıyor. 14 Ekim gecesi Gaziantep’e varan El Iraki Ailesi H.K. isimli şahsın evine yerleşiyor.

        Bu sırada Ankara’da CIA yetkililerinin de katıldığı toplantılar yapılıyor. CIA, El Iraki’nin bir an önce yakalanıp Irak’a sınır dışı edilmesini talep ediyor. Ancak mevcut yasalara göre, El Iraki Ailesi sadece sahte pasaport kullanmaktan suçlanabiliyor ve sınır dışı işlemi de Yabancılar Daire Başkanlığı’nca yasal prosedür çerçevesinde yürütülebiliyor. Üstelik suçluları iade anlaşması olmadığı için El Iraki ve ailesinin Irak’a sınır dışı edilmesi mümkün değil.

        Bu tartışmalar sürerken 16 Ekim günü öğleden sonra El Iraki ve ailesi Suriye’ye (oradan da Irak’a) götürülmek için Mehmet Polat adlı bir kişi tarafından bulundukları evden alınıyor. Bunun üzerine güvenlik güçleri bir operasyonla herkesi gözaltına alıyor. Dün de yazdığımız gibi üzerlerinde sahte İran kimlikleri var: Mohammad Reza Ranjbar Rezaei (39), eşi Cheshmnaz Fotohiashena Abad (40) ve çocukları Mohammad (9), Fatemeh (7), Ali (6) ve Leila (4).

        Polis Mohammad Reza Ranjbar Rezaei İran kimliği taşıyan kişinin aslen Neşvan Abdulrezzak Abdulbagi adında Musullu bir Kürt olduğunu, El Kaide içinde Abdulhadi el Iraki adını kullandığını biliyor. Ama El Iraki sorgusunda, kendisinin İranlı değil Afganistanlı, Yar Muhammed’in oğlu Abdurrahman olduğunu söylüyor. Eşi Cheshmnaz Fotohiashena da, Sonla Zalmay adında bir Afganistan vatandaşı olduğunu beyan ediyor.

        İfadelerine göre, ülkelerini kötü siyasi ve ekonomik şartlar nedeniyle terk etmiş, önce İran’a geçmişler. Buradan satın aldıkları sahte İran pasaportlarıyla Türkiye ve Suriye üzerinden Avrupa ülkelerine gitmeyi planlıyorlarmış. Gelinen noktada Türkiye’ye iltica etmek, aksi takdirde Pakistan’a gitmek istediklerini belirtmişler.

        CIA’NIN ELİNDE

        El Iraki Ailesi ertesi gün mahkemeye çıkarılıp serbest bırakılıyor ve sınır dışı edilmek üzere Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne teslim ediliyor. Sınır dışı edilmeyi engellemek isteyen aile de, beklendiği gibi, Türkiye’ye sığınma talebinde bulunuyor. Daha ilginci, yakalandıkları gün avukat Osman Karahan’ın Gaziantep’e giderek, El Iraki ve ailesi adına Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne sığınma başvurusu yapmış olduğu anlaşılıyor. Bu başvuruların değerlendirilmesi sürecinde aile 20 Ekim günü Yozgat’taki mülteci kampına yollanıyor. Sonunda sığınma talebi reddediliyor. Normal şartlarda memleketleri olan Irak’a yollanmaları gerekiyor, fakat daha önce de vurguladığımız gibi yasal olarak Irak’a iadeleri mümkün değil. Bunun üzerine El Iraki, eşi ve dört çocuğunun, beyanlarının doğru olmadığının bilinmesine rağmen, vatandaşı olduklarını söyledikleri Afganistan’a sınır dışı edilmesine karar veriliyor. Buna bağlı olarak El Iraki ve ailesi 30 Ekim 2006 günü İstanbul’a sevk ediliyor ve 31 Ekim günü, saat 02.00’de Türk Hava Yolları’nın TK 706 sefer sayılı Kâbil uçağına bindiriliyorlar.

        Sonrası belirsiz. El Iraki’nin Kâbil’de CIA görevlileri tarafından alınıp önce Bagram üssüne götürüldüğü sanılıyor. Ardından gizli CIA hapishanelerinde tutulan El Iraki, resmi açıklamaya göre “lüzumlu bütün bilgiler kendisinden alındıktan sonra”, 2007 yılının nisan ayında, El Kaide ve Taliban zanlılarının tutulduğu Küba’daki Guantanamo Kampı’na yollanıyor.

        Abdulhadi el Iraki hâkim karşısına ilk kez, 18 Haziran 2014 günü çıkarıldı. 31 Ekim 2006’da Amerikalıların eline geçtiğini göz önüne alırsak, tam 7 yıl 7 ay 17 gün, yani 2787 gün sonra.

        OSMAN KARAHAN:EL KAİDE DAVALARININ VAZGEÇİLMEZ AVUKATIYDI

        Abdulhadi el Iraki ve ailesinin iltica başvurusunu takip eden avukat Osman Karahan’ın adıyla ilk kez 15-20 Kasım 2004 İstanbul bombalamalarıyla ilgili 74 sanıklı El Kaide davasında karşılaşmıştık. İnsan Hukukunu Koruma Derneği (İHA-DER) kurucularından olan Karahan, 11 Ağustos 2005 günü Diyarbakır Havaalanı’nda Türkiye’ye girmek isterken üzerinde 18 ayrı kimlikle yakalanan Suriyeli El Kaide militanı Louai Sakka hakkında açılan davalar nedeniyle iyice tanındı. Sakka’nın Antalya başta olmak üzere Akdeniz’in çeşitli limanlarında İsrailli turistleri taşıyan gemilerine bombalı saldırı hazırlığı içinde olduğu iddia ediliyordu.

        Ülkemizdeki El Kaide ile ilgili davaların çoğunda avukat olarak bulunan Karahan, örneğin Aksaray’da 30 Aralık 2007 günü düzenlenen El Kaide operasyonunda gözaltına alınan 19 kişinin savunmasını da üstlenmişti.

        Son olarak Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, El Kaide üyesi oldukları iddiasıyla haklarında 17 ile 40 yıl 4 ay arasında değişen hapis cezası istenen 16 sanığın yargılandığı davanın 24 Mayıs 2012 tarihli duruşmasında tutuklu sanıklardan Mehmet Cabir Işık’ın avukatı olarak yer almıştı.

        Bu duruşmadan yaklaşık iki ay sonra, Osman Karahan’ın, Suriye’nin Halep şehrinde El Kaide saflarında savaşırken Suriye ordusuyla çıkan bir çatışmada hayatını kaybettiği haberi geldi.

        YAZI DİZİSİ 3

        El Iraki ile temas kuran Türklerden sağ kalan pek yok

        Mehmet Yılmaz, M. Reşit Işık, Mehmet Polat, M. Zeki Polat... Onlar El Iraki’nin Türkiye’de bağlantıya geçtiği isimler. Dikkati çeken ise Iraki yaşarken dördünün çoktan can vermiş olması

        DÜNKÜ yazımızda Abdulhadi el Iraki’nin avukatlığını yapan Osman Karahan’ın, 2012 yılının Ağustos ayının başlarında Halep’te El Kaide saflarında savaşırken Suriye ordusuyla çıkan bir çatışmada hayatını kaybettiğini yazmıştık. Gariptir, El Iraki ile Türkiye’de ilişkiye geçmiş olanların çoğu benzer akıbete uğradı.

        İlk olarak El Iraki’nin İran’dan Gaziantep’e gelmesinde doğrudan yer alan, Mehmet Yılmaz ile Mehmet Reşit Işık, 23 Haziran 2007 günü Irak’ta, Kerkük’ün güneyindeki Havica kenti yakınlarında Amerikan askerleri tarafından öldürüldü. ABD’li askeri sözcü Christopher Garver onlardan “çok önemli iki uluslararası terörist” olarak söz etti ve “Hadi el Türki” adını kullanan Yılmaz’ın Irak’a yabancı savaşçı topladığını, Işık’ın da onun yardımcısı olduğunu söyledi.

        Türkiye’deki El Kaide yapılanmasının önde gelen isimlerinden olduğu iddia edilen Mehmet Yılmaz öldüğünde 37 yaşındaydı. 7 çocuk babasıydı ve Gaziantep’te dönercilik yapıyordu. 2004’te Pakistan’da yakalanıp Türkiye’ye iade edilmiş ve bir süre hapis yatmıştı. Batman’ın Beşiri İlçesi’ne bağlı Çevrimova Köyü’nden olan Mehmet Reşit Işık ise Suriye’de ilahiyat okuyan bir gençti.

        El Iraki’nin Irak’a geçmesini sağlayamayan, belki de yakalanmasına neden olan Yılmaz ile Işık’ın yaklaşık 7 ay sonra bu ülkede savaşırken ölmeleri; Amerikan ordusunun Havica’daki operasyonu sırf ikisi için düzenlemiş olduğu görüntüsü anlamlı.

        Yılmaz ve Işık’tan 7 ay sonraysa, yani 24 Ocak 2008 günü, El Iraki’yi Gaziantep’teki evlerinde saklayan Mehmet Polat (41) ve oğlu Mehmet Zeki Polat (21), polisle girdikleri çatışmada aynı evde hayatlarını kaybetti. Polisin açıklamasına göre Mehmet Yılmaz, Irak’a gitmeden önce Gaziantep’teki El Kaide faaliyetlerinin sorumluluğunu Polat’a devretmişti.

        Sonuçta, Abdulhadi el Iraki, Guantanamo’da olsa da yaşamayı sürdürürken onunla Türkiye’de temas kurmuş dört kişi ellerinde silahla çatışarak öldü.

        İLK KEZ YARGIÇ KARŞISINDA

        31 Ekim 2006 günü Afganistan’ın başkenti Kâbil’de Amerikalılara teslim edilen Abdulhadi el Iraki, CIA’ya ait gizli hapishanelerde sorgudan geçirilip “lüzumlu bütün bilgiler kendisinden alındıktan sonra” 2007 yılının Nisan ayında Küba’daki Guantanamo Kampı’na yollandı. Amerikan Savunma Bakanlığı kendisi hakkında ilk kez 7 yıl sonra, 10 Haziran 2013 günü bir dizi suçlamada bulundu. Askeri komisyonun El Iraki’ye yönelik suçlamaları şöyle:

        - 1996’da El Kaide’ye katılmak;

        - Kısa süre içinde örgütte üst seviyelere gelerek ve El Kaide’nin stratejilerinin belirlenmesinde aktif rol oynamak;

        - El Kaide merkezinin Taliban, Irak El Kaidesi ve diğer dost örgütlerle bağlantılarını kurmak;

        - Afganistan ve Pakistan’da, Amerikan ordusu ve onun müttefiklerine yönelik saldırılar organize etmek;

        - Bu saldırılarda sivil yerleşim birimlerini, sivilleri ve bir ambulans helikopterini hedef almak;

        - Emrindeki savaşçılara, müttefik güçlerin askerlerini, yaralı olsalar veya teslim olsalar bile, öldürme talimatı vermek;

        - Usame bin Ladin tarafından Ebu Musab el Zerkavi’nin yerine Irak El Kaidesi’nin başına geçmesi için görevlendirilmek...

        2 BİN 787 GÜN SONRA...

        Bütün bu suçlamalardan hareketle hakkında ömür boyu hapis cezası istenen Abdulhadi el Iraki, ancak iddianameden bir yıl, yakalanmasından 2787 gün sonra, 18 Haziran 2014 günü yargıç karşısına çıkabildi. Yarım saat süren ilk oturumda yargıç Yüzbaşı J. Kirk Waits, uzun gri sakallı, beyaz entarili ve beyaz sarıklı 53 yaşındaki sanığa hakkındaki suçlamaları okudu ve herhangi bir diyeceği olup olmadığını sordu. El Iraki de, kendisine tahsis edilen askeri avukatlara yardımcı olması için sivil bir avukat talep etti.

        Avukatlarından Yarbay Chris Callen, gazetecilere El Iraki’nin haberleri yakından takip ettiğini, özellikle akrabalarının yaşadığı Afganistan ve Irak’taki gelişmelerden kaygı duyduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Kendisi sisteme güvenmiyor ve adil bir yargılama olacağına inanmıyor fakat onca yıldan sonra yol alınıyor olmasından dolayı çok memnun.”

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ