Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Muharrem SARIKAYA / GAZETE HABERTÜRK

Başbakan Davutoğlu, Yargıtay’ın “Ergenekon terör örgütünün varlığına ilişkin somut delil ortaya konulamadığı” yönünde verdiği karar için “2003 ve sonrasında AK Parti iktidarına karşı bir hareketlenme vardı. Biz bunları yaşadık. Ama paralel çete bir sürü masum insanı da bu davanın içine soktu ve Ergenekon davası bir zulüm aracına dönüştü. Ergenekon da paralel de aynı ölçüde illegal yapılardır. Bir daha hukuk kullanılarak kimsenin zulme uğramaması konusunda ortak bir ilkeye varmalıyız” dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, hem Katar Üniversitesi’ndeki konuşmasında hem de ardından bizlerle yaptığı sohbette aynı noktanın altını çizdi:

"Bu bölgenin yüzyıllık parantezi kapanacak.” Daha önce de birkaç kez tekrarladığı gibi, “Ya Sykes Picot kazanacak ya da Kut-ül Amare” görüşünde... Arap Baharı’nın bunun için fırsat yarattığı, ancak “Türkiye korkusundan” bu fırsatın sonuca ulaşmasının engellendiği inancında... Şunu gördüm ki Davutoğlu, iç politikadan çok, bölgesel gelişmeler, uluslararası ilişkiler ve ekonomiyle ilgili sorulardan hoşlanıyor. Bunlara yanıt verirken daha dinamikleşiyor. Katar’ın başkenti Doha’da, kendisine eşlik eden gazetecilerle sohbetinde, gündeme dair şu değerlendirmelerde bulundu:

ŞİDDETE TOLERANS YOK: (TBMM Genel Kurulu ve dokunulmazlıkların kaldırılmasının görüşüldüğü Anayasa komisyonunda milletvekilleri arasında yaşanan kavgalar) Birileri şiddet kültürüne alışmışsa, artık o şiddet her mekâna girer. Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Mustafa Şentop ve ilgili arkadaşlarla toplantı yaptım. “İsteyen herkes istediği kadar konuş- sun, bir sınır olmasın. Ama kesinlikle Meclis kuralları konusunda taviz vermeyeceksiniz” dedim. Söz talep eden hiç kimse engellendi mi? Hayır. Meclis’te şiddet görüntülerine izin verilirse bunun sonu gelmez. Dokunulmazlıklar konusunda CHP ne yapacağını şaşırdı; bir destek vereceklerini, bir vermeyeceklerini söyledi. MHP de aynı şekilde. HDP ise dışarıdaki şiddet kültürlerini Meclis’e yansıtmaya çalışıyor. Burası onların at oynatabileceği mekân değil.

HER VEKİLE AYNI USUL: (Mevcut fezlekelerde dokunulmazlıkların kaldırılması) Yürütmenin başındaki Başbakan olarak ben, açık veya gizli, yargıya “Şöyle veya böyle yapın” diye bir görüş beyan etmem. Ama Türkiye’de daha önce yaşanan tecrübeler de göz önünde bulundurularak, yargımızın, ortaya çıkacak tabloya karşı en doğru yöntemi benimseyeceğine inanıyorum. Hangi partiden hangi milletvekili olursa olsun, aynı usul uygulanacaktır. Bu yetki yargının elindedir, bizim değil.

HER TEDBİR ALINACAK: (Sınırın Suriye tarafından Kilis’e atılan roketler) Saldırıların durdurulması ve gerekli cevabın verilmesi için talimatlar verildi. (“Kara harekâtı da dahil mi?” sorusu üzerine) Askeri gereklilik olarak alınacak her türlü tedbir alındı.

TÜRK KORKUSU BİTİRDİ: (Arap Baharı’nın sonuçları) Bu konuda çok çalışmış biri olarak söylüyorum; yüzyıllık parantez bir yerde kapanmak durumunda. Meselemiz, Arap Baharı’nın öncesinde ve sonrasında, olabilecek her aktörle konuşup bölgeyi bütünleştirmek ve bölgede kader birliği oluşturmaktı. Hiçbir zaman etnik temelli, mezhepçi politika takip etmedik. Etnik temelli politika izlesek, Kuzey Irak’taki Kürt bölgesiyle aramız bu kadar iyi olmazdı. Mezhepçi politika izlesek (Irak’ın eski başbakanı) Allavi ile aramız bu kadar iyi olmazdı. Arap Baharı büyük bir şans doğurmuştu. Maalesef, Esed rejiminin gayri insani suçlarının mukabele görmemesi ve Mısır darbesiyle rüzgâr değişti. O büyük ümitler sarsıldı. “One minute” çıkışıyla Sayın Cumhurbaşkanı’mızın nasıl ses getirdiğini düşünün. Türkiye’den yükselen o sese bir ilgi vardı. Arap Baharı’nın yok edilmesinin gerek- çesi de bu ilgiydi. Türkiye’nin başarı hikâyesinin tekrar etmesinden korktular. Tarihin akışı geciktirilebilir ama durdurulamaz. Gün gelir Kut-ül Amare ruhu kazanır.

BİZİ ZORLAYAN İÇERİSİ: Bizi en çok zorlayan, bütün bu tarihi ve insani boyutu Türkiye’de anlayamayan muhalif çevrelerdir. Dışarıdaki zorluktan çok, içerideki zorluğu görüyorum. Türkiye’nin askeri kapasitesi sınırlı değil. Ama askeri kapasiteyi kullanmak istediğinizde, yaptığınız her hamleyi teröre destek gibi gösteren bir muhalefetiniz varsa, veya o askeri kapasiteyi milli stratejinin parçası olarak görmeyip dünyaya şikayet eden bir muhalefetiniz varsa, bütün dünyada Türkiye’nin yaptığı her hamleyi kötüleyen ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan paralel devlet yapısı diye bir ihanet çetesi varsa, işte zorlandığınız yer odur. Türkiye’nin bu kadar büyük insani destan yazdığı dönemde, Türkiye hakkındaki olumsuz algının sebebi dışarıdaki düşman değil içerideki hainlerdir. Arap halkları bizim yanımızda.

ANAYASA’DA SON METNE BAKIN: (Yeni Anayasa ve laiklik tartışmaları) Günlerdir, önü açık şekilde, farklı görüşlere sahip akademisyenlerin ve bazen benim de katıldığım fikri egzersizler yapıyoruz. Bir müzakere metni hazırlamaktan çok, “En iyi metni nasıl çıkarırız?” diye tartışıyoruz. Nihayetinde metin ortaya çıktığı zaman, “AK Parti metnidir” der ve bunu eleştirebilirsiniz. Bu görüşmelerin hiçbirinde, devletin temel nitelikleri konusunda bir husus gündeme gelmedi. Böyle bir şey söz konusu dahi değil.

HEDEFİMİZ PÜR BAŞKANLIK: "Güya ben ‘Başkanlık sistemini savunursam kendimi inkâr etmiş olurum’ demişim. Bu varsayım üzerine, Cumhurbaşkanı’mıza bir soru yöneltmiş bir gazeteci. Böyle bir şey kesinlikle yok. Böyle bir ifadem olduğunu bulsun çıkarsın biri, özür dilemeye hazırım. Revizyona dayalı bir Anayasa yerine, kendi içinde tutarlı bir Anayasa yapma kararı aldık. Partili Cumhurbaşkanı, nihayetinde bir revizyondur. Öncelikli hedefimiz revizyon değildir. Öncelikli hedefimiz, çarpık bir sistem olduğunu söyleyegeldiğimiz bir yapı üzerinde yeni bir adım atmaktansa, Anayasa’yı başkanlık sistemi etrafında kurgulamak, sistemi pür başkanlık olarak kurgulamaktır. Bunun hepsini deneriz, olmuyorsa başka seçeneklere bakarız.”

LAİKLİK MUTABAKATI: Son 6 yıldır bölgemizde yaşanan hususları, hatta Türkiye içinde bu paralel çete ile yaşanan sorunları göz ardı eden bir tutum sergileyebilir miyiz? Din-devlet ilişkisinin ekseninden kayması durumunda nelerle karşılaşılacağını, en iyi biz tayin ederiz. Laiklikte; 28 Şubat ve Ergenekon benzeri ile ondan önceki otoriter yorumların yanı sıra din istismarına ilişkin bir yorumu da önleyecek ortak bir mutabakata varmamız gerekiyor.

SÜKÛNET İHTİYACI: “Türkiye’nin neye ihtiyacı var?” diye sorarsanız, önce sükûnete ihtiyacı var. Sakin ve rasyonel düşünmeye ihtiyaç var. Birbirimizi dinleyerek yol almaya ihtiyacımız var.

BİZ BUNLARI YAŞADIK: (Yargıtay’ın, Ergenekon davasında yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararlarını bozması ve “Ergenekon terör örgütünün varlığına ilişkin somut delil ortaya konulamadığını” vurgulaması) Türkiye’de bazı şeyler ifrat-tefrit arasında gidiyor. Bu ikisi arasındaki tutumlar, Türkiye’nin normalleşmesini engelliyor. 2003 ve sonrasında AK Parti iktidarına karşı bir hareketlenme var mıydı? Evet, vardı. Bu hareketlenme, milli iradeye karşı bir eylem niteliğinde miydi? Evet. 27 Nisan e-muhtırası bunun açık göstergesidir. Bu, işin bir yönü. Ama Ergenekon davası altında bir sürü masum insan da bu davanın içine sokuldu. Bunu, paralel çete yaptı. Dava, doğru bir zeminden alındı. O kadar gereksiz insanlar bu işin içine sokuldu ki bir anda bütün o dava özünü kaybetti ve zulüm aracı haline dönüştü. İfrat da orada ortaya çıktı. Şimdi “Ergenekon diye bir şey yoktur” deniyor; ya biz bunları yaşadık. Hukuki süreçlere müdahale etmedim ve etmem, o kendi süreci içinde devam eder. Haksızlıklar yapıldığı konusunda müttefikiz, paralel yapının emniyet ve hukuk içindeki etkisinin nelere yol açtığını görüyoruz. Buna karşı da mücadele ediyoruz. Ama seçilmiş iktidarı hedef alan Ergenekon ve paralel yapı benzeri oluşumlarla da, kim olursa olsun, mücadele etmemiz lazım. Paralelin mevcudiyeti Ergenekon’u, Ergenekon’un mevcudiyeti paraleli meşru kılmaz. İkisi de aynı ölçüde illegal yapılardır. Burada önemli olan, bizim bir daha hukuk kullanılarak kimsenin zulme uğramaması konusunda ortak bir ilkeye varmamızdır.

"İLİŞKİLER İYİLEŞİYOR"

"1 Kasım sonrası, dış politikada kademeli bir şekilde ciddi bir toparlanma var. AB ile ilişkiler çok daha iyi aşamada. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Suudi Arabistan ziyareti sonrasında, ilişkilerimiz son derece doğru bir eksende ilerliyor. İran ile ilişkilerde de karşılıklı diyalog içinde istişare başladı. Yunanistan’la yüksek düzeyli işbirliği konferansı yaptık. Libya’da ulusal birlik hükümetinin kurulmasını sağlayan aktörlerdeniz. Birleşik Arap Emirlikleri’yle Mısır’daki darbe sonrası ciddi gerginlikler yaşadık, ama Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu’nun çok güzel bir ziyareti oldu. İsrail ve Filistin ayağında da olumlu gelişmeler var. Bu anlamda bütün tablo, önemli bir alan açıyor. Bizim için hoş olmayan konu Rusya ile yaşananlar. Bu da siyasi iradeden çok, Rusya’nın hava sahamızı ihlal etmesinden kaynaklanıyor."

"DÜNYA KUPASI’NIN GÜVENLİĞİNE TALİBİZ"

(Kendisinin Katar ziyareti ve 2020’de Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası) “Sayın Katar Emiri, Türk müteahhitlerine güvenini açıkça ifade etti. Kendisinden, Türk müteahhitlerin öncelikli olacağının güvencesini aldık. 2020 Dünya Kupası’nın, güvenlik hizmeti başta olmak üzere diğer servislerini de Türk firmalarının yapabilmesi için görüşmeler sürdürülüyor."

"BAZI BAYKUŞLAR VAR"

"Bazı baykuşlar var. Merkez Bankası ataması üzerinden bir kriz çıkacağı beklentisi yayanlar oldu. Felaket tellalları çok, ama Merkez Bankası atamasının nasıl rasyonel, ehliyet esasına dayalı olarak gerçekleştirildiğini gördünüz. Merkez Bankası Başkanı, kabineye de 6 ayda bir sunum yapar. Başbakan’ın da bir nebze danışmanı hüviyetindedir. Birbirinden kopuk, birbirinden gizli görüşmesi gereken insanlar değiliz. Merkez Bankası kendi rasyonel kuralları içinde işler ve o anlamda biz ona müdahil olmayız. Nitekim alınan faiz kararları doğru."