Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

AK Parti Grup Başkan Vekili Naci Bostancı, Habertürk TV ekranlarında yayınlanan Teke Tek programında Fatih Altaylı'nın konuğu oldu. İşte gündeme dair önemli söylemlerde bulunan Bostancı'nın açıklamalarından satırbaşları;

NEDEN CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ?

"Her şeyden önce bu son zamanlarda ortaya çıkan bir durum değil. Erbakan, Özal, Türkeş. Hepsi bunu telafuz ettiler. Bu insanlar pratik siyasetin içinden gelen insanlar. Bunlar da başkanlık demişler. Rahmetli Özal ve Demirel bunu çok telaffuz etti. Bunu konuşamalarının nedeni Türkiye'deki mevcurt sistem içerisinde gözlemledikleri problemler. Pratikten kaynaklanan problemler, zorluklar. Biz de aynı mirası devraldık. Avantajımız çok daha tolumsal geniş bir kitlenin desteği ile uzun dönem tek başına iktidar olmaktı. İki nedeni var. Bunlardan birincisi, geçmişten beri intikal eden problemlerden kaynaklı bir mukabele olarak bu sistemin hep telaffuz edilişi. İkincisi AK Parti'nin bunu yapabilir, edebilir bir irade olduğu için kendisini aşkın, kendisinden sonraki döneme ilişkin de Türkiye için iyi olacağı kanatiyle böyle bir formulü Türk halkının önüne koydu. Biz 15 yıldır iktadarız ama doksanlı yıllarda Türkiye'nin neler kaybettiğini iyi biliyoruz."

"BİZ FİİLEN YARI BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇMİŞ OLDUK"

"Demokrat Parti'ye geldiğimizde ilk tecrübe. Aslında DP'yi kuranlarda CHP'nin içinden çıkanlar. İktidar olmak sadece seçimle iktidarı elde ediyor olmak değildir. Arkanızda ki tarih bütün kurumlar her şey CHP'nin mirası olarak duruyor. Böyle bir durumda siz adım adım gitmek istersiniz. KEndi yürüdüğünüz mecrada bir miras oluşturursunuz. Domakrat Parti'nin şartları buna müsait değildi. Zaten 50'li yılları ortalarından itibaren de çok büyük bir muhalefetle karşı karşıya kaldı. Sadece CHP'nin değil müesses yapının başka kurumlarıda DP'ye karşı mücadele girişti cuntalar oluştu ve 60 ihti,lali. Şimdi bize geldiğimizde siyasi telafuzumuzda başkanlık, cumhurbaşkanlığı sistemi elbette ki vardı. Ama bunun iöçin ateşleyici unsur kendimizin hususen pratikte yaşamış olduğu 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi. Şöyle bir sorunla karşı karşıya kaldık. İşte Çankaya kalesi. Orası teslim edilmemeli. Kime? Halktan gelen iradeye. Peki teslim etmeyenler kim? O zaman şunu görüyorsun. Milletin iradesiyle şekillenen bir alan olmakla birlikte bütün iktidar halkta değil. Biz bunu nasıl aştık? Cumhurbaşkanını halk seçsin. Böyle bir anlayış meclisten geçti. Meclis halkın seçtiği temsilcilerle oluşuyor ama eğer siyaset zaaf içindeyse siyasal mühendisliğe açık bir alandır. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi demek o yapının nüfus edemeyeceği bütün o güçlerin halka devredileceği bir yapı anlamına gelir. Bu durumda ortaya şöyle bir yapı çıktı. Cumhurbaşkanını halk seçiyor. Meclisi halk seçiyor. Ve halkın seçtiği meclisin içinden hükümet çıkıyor. Bu yarı başkanlıktır. Biz fiilen yarı başkanlık sistemine geçmiş olduk."

"BİZDE TÜM GÜÇ HİÇ MECLİSİN YANINDA OLMADI"

"Parlamenter sistemin özü millet tarafından seçilen meclisin bütün yetkileri kullanmasıdır. Bütün güç meclistedir. Bizde öyle değil. Bütün güç mecliste olmadı. Bizde her zaman meclisin yanısıra siyasetin ana artellerini tayin eden siyasetin temel kadrolarına öğreten gerektiğinde bunun  için tahakküm kullanan yapılar oldu. Dolayısı ile bizdeki parlamenter sistem değildir. Türkiye'de herhangi şekilde halktan bir yetki almayan brökratik olarak belli yerler gelmiş, kendilerini devletin aklı, temsilcisi olarak görenler. Siyasert Osmanlı'da ceza anlamına gelir aslında. Padişahın hakkıdır. Ve ıonun dışından siyasete kalkışanşar siyaset meydanında asılırlar. Demokratik siyasetin özü toplumun en derin problerini çözme konusunda da o seçilen insanların ortak alının pratiğe yansımasıdır. Türkiye'deki müesses yapı parlamenter sistemin getirdiği siyasal aklın o problemleri çözmesine mani oluşudur. Biz bir çok konuya el attık. O vesayetçi yapıyla dövüşe dövüşe yaptık bunu."

"BİZ SİYASET GÜÇLÜ OLSUN DİYORUZ"

"Koalisyonlar olduğunda partiler birbirlerini hem ortak hem rakip olarak görürler. Karşımıza şöyle bir tablo çıkar. Masanın üzerinde yüzü halka dönük gülümseyen ortaklar, masanın altında birbirine tekme atan bir siyaset. Siyasetin eski Yunandan beri iki tanımlaması vardır. Soylu siyaset ve soysuz siyaset. Hakikaten hiç bir meslek soylulukta da soysuzlukta da siyasetle yarışamaz. Biz diyoruz ki siyaset güçlü olsun kardeşim. Bütün güç millette olsun."

"CUMHURBAŞKANININ YETKİLERİNİ DENGELEMEK ÖNEMLİ"

"Bütün güç tek kişide toplanıyor eleştrisini ironi olarak görürüm her şeyden önce. CHP pratik siyasetin zorluklarını bilmiyor. Ben CHP'den olumluı gelecek adına bir değerlendirme görmedim. Sizin 'Siyaseten bunu Türkiye için her şeyden önemli görüyoruz' dediğiniz bir şeyiniz olur. Genel olarak söylüyorum, CHP kendisine en garanti pozisyon olarak hayırı seçiyor. Mesela Kürt meselesi, toplumsakl problemlerin nsasıl çözüleceği konusunda CHP'nin söylediği ne biliyor musunuz? Şunu diyorlar. Bu işlerimecliste görüşelim. Kardeşim mecliste görüşelim de sen bir partisin. Sen ne söylüyorsun? Bir siyasal duruşu yok. Sırtımnda yumurta küfesi yok. Anayasa değişikliğine itiraz etmelerine gelince, tamamen pragmatik bir gerçeklikten kaynaklı. O da şu düşünüyorlar ki bu sisteme geçilirse bizim iktidar olmamız pek mümkün olmayacak. Öyle ise bu sisteme hayır demeliyiz. CHP'nin sayın genelbaşkanını yaptığı konuşmalara baktığımda maddeleri okuyup okumadığından şüphe ediyorum . Çünkü öyle sözler söyleniyor ki okuyup söyleniyorsa vahim olarak görürüm. Bütün yetkiler tek adamda diye bir şey yok. Hiç bir ülkede bütün yetkilerin tek kişiye verildiği bir durum yok. Anayasayı yine meclis yapıyor. Yasaları meclis yapıyor. Sonuçta siz halk tarafından seçilen birini yürütmenin başına getiriyorsunuz ve aynı zamanda bir yasama seçiyorsunuz. Yani rasyonel bir tercih. Cumurbaşkanlığı kararnamesi yasaların altında. Yasama organı halkın talepleri istikametinde oluşmuş bir yapı. Cumhurbaşkanı bu işleri yaparken tabiki bir takım yetkileri olacak. Bu yetkileri dengelemek önemli. Sistem değişiklikliklerinin düşünürken onun tekabül edeceği siyasi ve kültürel davranış biçimlerini atlıyoruz gibi geliyor bana. Biz halen mevcut sistemin alışkanlıkları üzerine düşünüyoruz. Cumhurbaşkanlığı sisteminde meclis nasıl bir kompozisyonla oluşursa oluşsun cumhurbaşkanı seçilecek olan kişi mutlak suretle farklı kesimleri bir arada tutacak bir toplumsal destek ile seçilecektir. Oy alacağı kesimleri toplamak için bir kompozisyon oluşturacak. Meclise bunun yansıyacak karşılığıda cumhurbaşkanı ile olumlu ve sempati ilişkisi olan çevrelerin daha fazla olması olacaktır. Cumhurbaşkanı halkın karşına bir siyasi programla çıkacaktır. Bunu yaparken de memlektte siyasal kompozisyona bakacaktır."

"AK PARTİ DEMOKRASİNİN VE ÖZGÜRLÜKLERİN YERLEŞECEĞİ BİR SOSYAL ZEMİN OLUŞTURDU"

"Mevcut sisteme göre kesinklikle çok daha iyi ve uygun bir şekilde düzenlenmiş bir güçler ayrılığından bahsediyoruz. Türkiye'de altmış küsür yıllık demokratik tecrübe halkın kendi iradesine sahip çıkması ve demokrasi bakımından son derece makul bir süredir. AK Parti 15 yıllık iktidarı döneminde Türkiye'nin bu manada sosyolojisini değiştirdi. Demokrasinin ve özgürlüklerin yerleşeceği bir sosyal zemin oluşturdu. Sonuçta AK Parti kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlıyor. Muhafazakar ama dönüştürücü ve değiştirici bir muhafazakarlık. AB yolculuğundan tut, temel haklar ve özgürlüklere, yapılan düzenlemelere kadar çok önemli işler yapıldı. Şimdi yasama, yürütme ve yargıyı biz kesinlikle çok daha iyi bir şekilde ayırt ediyoruz."

2019'DAN ÖNCE SEÇİM OLACAK MI?

"Bunu mümkün görmüyorum. Konuştuğumuz bir konu değil. Bizim için seçim 2019'da. 18 yaş konusunu da çok anlamsız buluyorum. Şehit cenazelerine gidiyoruz. 25 yaşın altında şehitler var. Bu itiraz gerçekten utanmazlıktır. Gelişmiş bütün demokrasilerde 18 yaşa seçme ve seçilme hakkı var. Bizde de olacak. 50 vekile masraf diyorlar mesela. Çok yanlış, bunlar siyaseten söylenecek laflar değil."