Diyanet İşleri Başkanlığı “15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” başlıklı tek gündem maddesiyle 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde olağanüstü toplanmıştır. Şûrada kendisine tevdi edilen görev doğrultusunda Din İşleri Yüksek Kurulu daha önce başlattığı incelemelerine hız vererek, FETÖ/PDY’nin (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel DevletYapılanması) din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek üzere çalışmalarını sürdürmüştür. Bu kapsamda örgüt elebaşının Türkçe olarak basılmış olan 80 kitabı incelenmiş, 40 bin dakikayı bulan (yaklaşık 670 saat) sesli ve görüntülü konuşması dinlenmiştir.  Bu çalışma Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkımızı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla oluşturulmuştur. 

1. Bölüm Gülen'in Kendini Takdim Şekli ve Allah ile Görüşme İddiaları 3. ve 4. bendleri 

3. ZAT-I ULUHİYYET İLE BİKEM U KEYF KONUŞMASI

Allah’ı gördüğü hadsizliğinde bulunan Gülen, aşağıdaki pasajda ise zaman ve mekân üstü olarak; Allah, Cebrail ve Hz. Peygamber ile nitelik ve niceliği belirsiz bir şekilde görüştüğünü ima etmektedir. Ancak bunu yaparken kendisine karşı oluşabilecek soru işaretlerini ve muhtemel tepkileri bertaraf etmek amacıyla konuyu kendisinden bahsetmeksizin genel bir anlatımla izah etmeye çalışmaktadır. Şu kadar var ki müntesipleri bu ifadelerle Gülen’in aslında kendisinden bahsettiğini çok iyi bilmektedir. “Yani insan, mahiyeti itibariyle zaman üstü, mekân üstü olabilir. Dünü yarınla beraber görebilir. Doğrudan doğruya huzur-i risaletpenâhiye ulaşabilir ve Efendimizi dinleyebilir. Hz. Cibril’i Kur’an okurken duyuyor gibi olabilir. Zât-ı uluhiyyetin bikem u keyf kendisine konuştuğunu duyabilir. Buna binaen ehlullahtan bazıları Efendimizden ve sahabeden hadis aldıklarını söylüyorlar. Hatta ben tabiindenim diyen insanların sayısı az değildir… Doğrudan doğruya efendimizden emir aldım diyenlerin sayısı da az değildir.” (Gülen, Sohbet-i Canan, Nil Yayınları, İstanbul 2013, s. 21-22). “Öyle ki, inkişaf etmiş bir gönül, melekûtî ufku itibariyle dünü bugünle beraber, bugünü de yarınla beraber duyup yaşayabilir ve zaman üstü olmayı bütün derinlikleriyle duyabilir.” (Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri 3, Nil Yayınları, İstanbul 2011, s. 98).

Yukarıdaki ifadelerde Gülen, başlıca şu üç iddiada bulunmaktadır:

1. İnsan, keyfiyeti/niteliği ve kemiyeti/niceliği meçhul bir şekilde Yüce Allah’ın konuşmasını duyabilir.

2. İnsan, zaman ve mekân üstü olabilir; dünü bugünle, bugünü de yarınla beraber yaşayabilir.

3. Doğrudan doğruya Peygamber Efendimizin huzuruna çıkıp onunla gö- rüşebilir ve hatta ondan talimat alabilir.

Kur’an-ı Kerim’de havarilere (Mâide, 5/111) ve Hz. Musa’nın annesine (Tâhâ, 20/38) ilham yoluyla birtakım yönlendirmeler yapılmış olsa da âyet-i kerimede açıkça vurgulandığı üzere peygamberler dışında hiçbir kimsenin Yüce Allah ile konuşup görüşmesi vaki değildir. Allah Teâlâ kendi mesajını insanlara ulaştırmak için onlar arasından seçmiş olduğu peygamberleri vasıta kılmıştır. (Şûrâ, 42/51). Bu sebeple Allah’ın, peygamberler dışında insanlarla konuşması söz konusu olamaz.

İnsanın zaman ve mekân üstü olduğu iddiasına gelince böyle bir özellik sadece Yüce Allah’a mahsustur. Allah’ın dışında hiçbir varlık zamandan ve mekândan münezzeh değildir. Nitekim âyet-i kerimede hiçbir varlığın Allah Teâlâ’nın zatına has özellikleri taşıyamayacağı şu şekilde ifade edilmektedir: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, 42/11). Dünü bugünle, bugünü de yarınla beraber yaşamak iddiası da geçmişi ve geleceği aynı anda bilmek ve gayba muttali olmak anlamı taşır. Hâlbuki gayb bilgisi sadece Allah’a mahsustur. Zira Kur’an-ı Kerim’de, “Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir.” (En’âm, 6/59) buyurulmaktadır. Dolayısıyla Gülen’in bu sözleri İslam inanç esasları ile bağdaşmadığından bu tür iddialarda bulunan kişilerin söylediklerini de dikkate almamak gerekmektedir.

4. “BANA HAKK'TAN NİDA GELDİ”

Önceki başlıkta kendisinden bahsetmeksizin bazı kişilerin Yüce Allah ile konuşabileceğini ve O’nu müşahede edebileceğini söyleyen Gülen, 27.05.1990 tarihinde İzmir Hisar Camii’nde yaptığı konuşmada ise ağzındaki baklayı çıkartarak kendisinin “Allah ile görüşen kişilerden” olduğunu –bir şiir üzerinden-– ilan etmektedir: “Ben sizin tırmandığınız bu helezonda hav hav ederek arkanızdan tırmanıp dururken, kasemle size teminat vereyim, bu helezonda o kadar beklenmedik şeyler gördüm. Gözüm açık bir bir gördüm. Size tarif edem bir bir; Felekler burcuna çıktım, melekten merhaba gördüm, bana Hakk’tan nida geldi: Gel ey aşık ki mahremsin, bura mahrem makamıdır, seni ehli vefa gördüm. Sizin içinizde çok şey gördüm, öyle ihsanlar gördüm ki, hak dostlarına henüz kapaklar açılmamıştı, zarfının üzerine bantlanmış gibi zarflar içinde size gelen ihsanlara şahit oldum…” (Hisar-3 (İrade Kahramanları),dk. 15.50 vd.).

Gülen, burada özetle şunları söylemektedir:

1. Cemaati, bir helezon içerisinde tırmanarak yüce makamlara yükselmektedir.

2. Önünden giden müntesipleri bir şey görmüyor. Ancak -ne hikmetsehav hav ederek arkadan tırmanan Gülen, bir takım olağanüstülüklere bire bir şahit oluyor, en mahrem makamları elde ediyor.

3. Allah kendisine hitap ediyor ve sadece bağlılarına nasip olan çok özel ihsanlara şahit oluyor.

Gülen, görünürde bağlılarını âdeta miraca çıkan kişiler gibi sunarak yüceltmektedir. Gerçekte ise sahte tevazu kalıplarıyla süslediği ve beyitlerle kamufle ettiği ifadelerle bağlıları nezdindeki yüksek konumunu perçinlemek istemektedir. O artık gökyüzündeki burçlarda gezinen, meleklerin kendisine selam durduğu, mahrem kapıların kendisine açıldığı ve Hakk’tan nida alan sözde yüce bir kişilik olarak müntesiplerinin kar- şısındadır! Hâlbuki o, örgütünü motive etmek ve kendisine bağlılıklarını arttırmak adına hayalinde ürettiği birtakım ihsanlara şahit olduğundan bahsederek, “Bak Allah’a karşı nasıl da yalan uyduruyorlar. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.” (Nisâ, 4/50) âyetine muhatap olmaktadır.