Güneş bütün gün İstanbul’un Boğaziçi’ni de yakıp kavurarak gökyüzünde günlük yolunu izlemiş, Haliç tarafında batmaya hazırlanıyordu.

Günbatımı vaktiydi.

Boğaziçi’nin Anadolu yakasında yalı mimarisiyle süslenmiş konutlar yan yana, eşi benzeri hiçbir kentte bulunamaz güzellikleriyle duruyor, bu noktadan bakınca tam karşıda Kuleli Askeri Lisesi, uzansan elinle tutacakmışsın gibi görünüyordu.

Güneş battı.

Kuleli’nin ışıkları, yalıların lambaları yandı, ileride Boğaziçi Köprüsü’nün ve köprünün arkasında da Üsküdar camilerinin minareleri aydınlandı. Yansıyan gece ışıkları, Boğaziçi’nin mavi atlasa benzer suyunu oya çiceği bahçesine dönüştürdü.

Boğaziçi’ne...

Akşamın bu vaktinde...

Ulus’un sırtlarından..

Bu noktadan bakınca...

Muhteşemdi manzara!

Adını da zaten Sunset (günbatımı) koymuşlardı, seçkin, başarılı, belli ki iyi para kazanan, iyi yaşamasını bilen, kaliteli içki içip dünya mutfağının öne çıkan yemeklerinin lezzetine ulaşmış olanların devam ettiği bir lokantaymış..

Ben ilk kez gidiyordum.

İki yakın arkadaşım, birisi Fenerbahçeli diğeri Beşiktaşlı; bu Sunset lokantasında “Fener şampiyon olursa hesabı sen ödersin... Beşiktaş şampiyon olursa hesabı ben öderim...” bahsine girmiş. Beni de davet etitler.

Manzara muhteşem!

Yemekler mükemmel!

Servis yüksek kalite!

Fatura da ona göre...

Bu Sunset lokantasında bir karı koca akşam yemeğine gitse, bir şişe normal şarap içseler 500-600 milyon lira hesap geliyor. Normal şarap diyorum çünkü listesine baktım, 10 bin YTL (10 milyar lira),15 milyar lira ve hatta 25 milyar, evet evet, doğru okuyorsunuz, bir şişesini içenin 25 milyar lira ödeyeceği şaraplar bile vardı.

İşte bu Sunset’te!

Erdil Paşa’yı gördüm!

Hatırlarsınız; dokunulamaz, soru sorulamaz, savcılar üzerine gidemez sanılan, askeri VIP koltuğa sahip eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil Paşa vardı ya işte onu...

Hapiste olması gerekiyordu.

Sunset’te güneşi batırıyordu.

Askeri savcı; Paşa Deniz Kuvvetleri Komutanı iken, kızı Deniz Erdil’in Şirin Melek adlı bir kız arkadaşıyla ortak şirketler kurduğunu, Deniz Kuvvetleri’nin mal alım ihalelerini aldığını, kızının şirketinden ve ihalelerdeki bağlantılardan “Erdil Paşa’nın haberli olduğunu hatta zaman zaman telefon ricalarıyla ihalenin kızın şirketinde kalmasına katkıda bulunduğunu” iddianamesine koymuştu. Askeri savcı ayrıca; Paşa’nın İstanbul’un çok lüks semtlerinde, birinin değeri 800 bin dolar, diğerinin değeri 450 bin dolar olan 2 lüks daire sahibi olduğunu da açıklamıştı.

Askeri savcı;

“Bu para paşalık maaşıyla kazanılamaz nereden buldun Paşam?” diye sormuş, Paşa ise parayı “ölmüş amcasının verdiğini” söylemişti. Askeri mahkeme ise; “Kuvvet komutanı olmuş, çok sayıda menkulü, gayrimenkulü olan bir yeğene amca niçin lüks daire alsın, diğer yeğenlere vermeyen amca, Erdil Yeğen’e neden bu kadar yüklü bir parayı versin; bu, hayatın akışına uymuyor” diyerek İlhami Erdil Paşa’yı suçlu bulmuş, Askeri Yargıtay da “2 yıl 6 ay hapis cezasını” onaylamıştı.

Paşa hapiste olmalıydı.

Yasal hakkını kullanmış, sağlığını gerekçe göstermiş, hapse girişi ertelenmişti.

Sunset’te gördüm.

Paşa cezasını öteliyordu.

Manzara muhteşemdi!

Benim arkadaşlarımdan biri (Zafer Mutlu) Fener şampiyon olduğu için çok mutlu, diğer arkadaşım (Reha Muhtar) Beşiktaş şampiyon olamadığı için buruk ve faturayı ödemek zorunda kalacağı için “hesabın ne kadar geleceğinin” tahmini içindeydi. Selahattin Duman da yemeği bedavaya getirmenin her zamanki keyfini yaşıyordu.

Vatan