İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından E.C.A Presdöküm A.Ş. sponsorluğunda bu yıl 47.’si düzenlenen İstanbul Müzik Festivali yarın başlıyor. 30 Haziran’a kadar devam edecek festival 20 günde 22 konserle 15 farklı mekânda dinleyici ile buluşacak. Klasik müzik konserleri Türkiye’de yalnızca belli bir zümrenin dinlediği bir müzik türü mü? Klasik müzik konserlerinde neden hep yaş ortalaması oldukça yüksek? Gençlerin ilgisi giderek azalıyor mu? Konunun sosyolojik boyutunu uzun yıllar Türkiye’de pek çok klasik müzik festivalinin direktörlüğünü yapan İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak’a sordum. Bu senenin konser programını ise festival direktörü Efruz Çakırkaya ile konuştuk.

Soldan sağa doğru Yeşim Gürer Oymak, Kübra Par ve Efruz Çakırkaya
Soldan sağa doğru Yeşim Gürer Oymak, Kübra Par ve Efruz Çakırkaya

Fotoğraflar: Ece Oğultürk Doğan

İKSV GENEL MÜDÜR YARDIMCISI YEŞİM GÜRER OYMAK: ‘TÜRKİYE’DE KLASİK MÜZİK İZLEYİCİSİ AVRUPA’DAN 10 YAŞ DAHA GENÇ’

Yeşim Hanım, “Klasik müziği Türkiye’de yalnızca belli bir zümre, hatta ‘beyaz Türkler’ dediğimiz kesimin eski kuşağı dinliyor, gençler pek dinlemiyor; halka inemeyen bir sanat türü” şeklinde bir algı var. Bu doğru mu? Bunca yıldır düzenlediğiniz müzik festivalleri üzerinden dinleyici kitlesine dair neler gözlemlediniz?

Öncelikle klasik müziğin genel olarak dünyadaki durumuna da bakmamız lazım. Türkiye’nin bu anlamda biraz daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Klasik müzik izleyicisinin tüm dünyada genel bir profili var; eğitim seviyesi ve yaşı yüksek, niş bir kesimden bahsediliyor. Son yıllarda yurtdışında yaş ortalaması da gittikçe yukarıya çıkmaya başladı. Bunu fark eden orkestralar ve festival organizatörleri, “Genç kuşağı buraya nasıl çekeriz?” diye daha farklı programlamalar içine girmeye başladı. Türkiye’de de son 10 yıldaki festival programlamalarına baktığımızda, eski sisteme paralel olarak genç kesime de hitap edecek bir program yapısının oluşturulmaya başladığını görüyoruz. İstanbul Müzik Festivali’nin de programına baktığımızda, yirmi yıl evvel çok daha geleneksel, daha klasik bir programlama mantığı varken, bugünkü festival son 10 yıl içerisinde gençleşen bir program mantığı olduğunu görüyoruz. Örneğin, 2010 yılından beri yeni eserlerin yaratılmasına katkıda bulunuyoruz. Bu da klasikten çağdaş müziğe doğru geçtiğimiz bir programlama oluyor ve genç izleyici buna çok daha fazla ilgi gösteriyor. Programı oluştururken şehrin özelliklerini de ön plana çıkarmaya çalışıyorsunuz. Böylelikle izleyiciye bir deneyim sunmaya çalıştığımız bir program ortaya çıkıyor. İzleyici artık sadece klasik müziğe gelmiyor; konsere gittiğinde, İstanbul’daki bir kültürel ve tarihi zenginliğin içerisinde müzik dinliyor, ki bu da yeni izleyicinin en çok ilgi gösterdiği konu olmaya başladı.

Ama yaş ortalaması yine de epeyce yüksek değil mi? Ben konserlerde 60 yaş üstünün ağırlıklı olduğunu görüyorum…

Bizim seyircimiz Avrupa seyircisiyle karşılaştırıldığında çok daha genç. İstanbul Müzik Festivali seyircisinin yaş ortalaması 40 ila 48 arasında değişiyor. Avrupa’daki ortalamaya kıyasla baktığınızda en az 10 yaş daha genç. Dolayısıyla festival izleyicisinin yaşının zaman içerisinde daha gençleştiğini gördük. Bir de klasik müzik kolay tüketilen bir müzik değil, kulağınızı terbiye etmeyi mecbur kılıyor. Belli bir süre dinlemeniz gerekiyor ama bu, klasik müzikten zevk almayacağınız anlamına da gelmiyor. Kulağınızı terbiye ediyorsunuz ve o müziğe alışmaya başlıyorsunuz. Bunu da yapabilmek için 2013’ten itibaren parklarda ve açık alanlarda ücretsiz hafta sonu konserleri düzenliyoruz. “Hafta sonu klasikleri” olarak adlandırdığımız, sabah 11’de başlayan ve 1 saat süren, ailelerin çocuklarıyla birlikte rahat bir ortam içerisinde klasik müzik dinleyebilecekleri konserler yarattık. Her festival zamanı, genellikle kamusal alanlarda, müze bahçelerinde bu tür konserler oluyor. Bu, “Klasik müziği daha geniş kitlelere nasıl yayabiliriz?” sorusu üzerine düşündüğümüz bir çalışma. Ayrıca bu mesleği yapacak olan gençler, konservatuvar öğrencileri kartlarını gösterdikleri zaman festival konserlerine ücretsiz girebiliyorlar.

2012 yılında Enerji Müzesi’nde tamamen yeni eserlerden oluşan bir program yapmıştık. Orası uzay üssü gibi bir yerdi. O mekân ve o müzik birbirini o kadar iyi tamamlıyordu ki iki yüz kişilik seyircinin tümü gençlerden oluşuyordu. Bu tür oyunlara, multidisipliner işlere ihtiyaç var. 2014 yılında Fazıl Say, Sait Faik’in bir öyküsünden yola çıkarak bir eser bestelemişti. Bu konseri, Sait Faik’in mekânı Burgazada’nın o doğal dekorunun içinde yapmıştık. Hikâyenin içinde martıların uçtuğu, atların ayak seslerinin duyulduğu söylenirken, siz aslında arkadan o sesleri duyuyordunuz ve anlatılan şeyin içinde yaşıyordunuz. Bu seneki ‘Human Requiem’ de yine yepyeni bir deneyim. Seyirci ile yorumcu arasındaki bütün engelleri kaldıran, izleyicinin bütün koroyla birlikte hareket ederek müziği takip ettiği; kimi yerde oturduğu kimi yerde kalktığı, salıncaklarda sallandığı bir deneyim. Genç izleyiciyi yerine oturtup bir buçuk saat boyunca sahneye baktırarak çekmeniz mümkün değil.

Yeşim Gürer Oymak, Kübra Par ve Efruz Çakırkaya
Yeşim Gürer Oymak, Kübra Par ve Efruz Çakırkaya

‘İstanbul Müzik Festivali’ni belli bir kesim için yapmıyoruz, muhafazakâr kesimden dinleyicilerimiz 10 yıl önceye kıyasla daha fazla’

Peki, muhafazakâr kesimden dinleyicileriniz var mı? Yoksa gelmeye çekiniyorlar mı?

Bu durumun yıllar içerisinde aşıldığını düşünüyorum. On beş sene önce muhafazakâr izleyicimizin daha az olduğunu söyleyebilirim, ancak yıllar içerisinde, İstanbul Müzik Festivali’nin tarihi mekânları müzikle birlikte kullanarak yeni bir deneyim sunmaya başlamasıyla birlikte çok farklı kesimlerden izleyicilerimiz de bizi takip etmeye başladı. Bundan çok memnunuz, çünkü İstanbul Müzik Festivali’ni belli bir kesim için yapmıyoruz.

Fazıl Say’ın, konserine Cumhurbaşkanı’nı davet etmesi Türkiye’de epeyce gündem yaratmıştı. Siyasilerin klasik müziğe destek vermesi, geniş kitlelere ulaşması açısından bir katkı sunar mı?

Klasik müzik bir kültürel olay. Cumhurbaşkanı’nın da Fazıl Say gibi dünya çapında bir sanatçıyla, klasik müzik vasıtasıyla el sıkışmasını çok çok olumlu buluyorum. Çünkü hepimiz kutuplaşmaların bu ülkenin ne sanatına ne de sanatçısına bir yararı olmadığını biliyoruz. Aynı zamanda, klasik müzikle o güne kadar tanışmamış kitlelerin de bu vesileyle klasik müziğe ilgi göstereceğini düşünüyorum.

‘DİNLEYİCİ SAYISI CİDDİ ORANDA ARTTI’

İzleyici sayısı nasıl? Yıllara göre azalıyor mu, yoksa artıyor mu?

On yıl öncesiyle kıyaslarsak çok arttığını söyleyebilirim. İlk senelerde yüzde 85’in üstündeki doluluk oranı, 2017 ve 2018 yıllarındaki yüzde 98-99’a kadar yükseldi.

Bu, dünyayla paralel bir durum mu, yoksa Türkiye’ye has böyle bir hareketlenme mi var?

İstanbul Müzik Festivali’nin yanı sıra İstanbul’da faaliyet gösteren Borusan Filarmoni Orkestrası, Tekfen Orkestrası gibi özel orkestralar da konserlerini tamamen dolduruyor. Sezon konserlerinde boş yer bulamıyorsunuz. Türkiye’de zaman içerisinde klasik müziğe olan ilginin arttığını, bununla beraber kalitenin ve iyi örneklerin de arttığını düşünüyorum. Buna paralel olarak festival izleyicisi de arttı. İstanbul Müzik Festivali, özellikle son on yılda izleyicisine bir deneyim sunmak vaadiyle ortaya çıktığı için izleyicinin çok merak ettiği bir festival programı sunmayı başardı.

Türkiye’de yeterli sayıda ve nitelikte orkestra var mı?

Cumhurbaşkanlığı ve Devlet Senfoni orkestralarındaki müzisyenler, Sanatçı Memuriyet Kanunu’yla orada bulunuyor. Bu orkestralar aynı zamanda sözleşmeli olarak da müzisyen alıyor. Bazı müzisyenler de Devlet Senfoni orkestralarında olmalarına rağmen özel izinle, Borusan Filarmoni ve Tekfen orkestraları gibi özel orkestralarda da çalıyor. Aynı zamanda yurtdışında yaşayan Türk müzisyenlerimiz de bu konserlerde çalıyor. Orkestraların en iyi elemanları toplanıp, yurtdışından da başarılı müzisyenler bir araya gelince sonuç da çok iyi oluyor.

Efruz Çakırkaya ve Yeşim Gürer Oymak
Efruz Çakırkaya ve Yeşim Gürer Oymak

Genç kuşakta yeni besteciler yetiştirebiliyor muyuz?

Türkiye’den çok iyi besteciler de çıkıyor. Fazıl Say’ın bir önceki kuşağından Hasan Uçarsu, Özkan Manav, Kamran İnce, İlhan Usmanbaş, Yalçın Tura ve Hasan Niyazi Tura gibi pek çok isim var. İstanbul Müzik Festivali olarak da biz çeşitli dönemlerde bu sanatçılara eser siparişi yapıyoruz. Yeni jenerasyonda da eser siparişi verdiğimiz çok başarılı isimler çıkıyor. Berlin’de yaşayan ve 2019 Berlin Sanat Ödülü’nü alan Zeynep Gedizlioğlu bu isimlerden bir tanesi. Yine genç jenerasyondan Turgut Pöğün’ün de ismini burada anabiliriz. Varlar ve yenileri de gelmeye devam ediyor.

Senfoni orkestrası oluşturmak pahalı bir iş, dolayısıyla konserlerde çok yüksek bilet fiyatları görüyoruz. Bunu aşmanın bir yolu var mı? Türkiye’de bilet fiyatları dünyaya kıyasla nasıl?

Diğer etkinliklere kıyasla fiyatlar yüksek. Almanya’daki bir orkestranın giderlerinin en az yüzde 70’i devlet tarafından desteklenmekte. Festivale yurtdışından iyi bir orkestra getirdiğiniz zaman, o orkestranın bütün masraflarını yabancı para birimi üzerinden ödüyorsunuz. Ekonomide meydana gelen her türlü oynamayla birlikte bunu ayarlamak çok zor oluyor. İstanbul Müzik Festivali yüzde 69 oranında sponsorluklarla ayakta kalıyor. Yüzde 24 civarında bir bilet gelirimiz var. Kültür Bakanlığı ve devlet desteğimiz de belli bir oranda var, ancak İstanbul’un adını taşıyan bir festival, devletten ve kamudan ne kadar daha fazla destek alırsa, o anlamda bilet fiyatları da düşecektir.

Peki, klasik müziğe devlet desteği azalıyor mu artıyor mu?

Son on beş sene içerisinde devlet desteğinin belli bir miktar arttığını görüyoruz. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın genel bütçesinin yüzde 7-8’lik bir kısmını devletten, kamudan aldığımız destekler oluşturuyor. Tabii bunu ne kadar artırabilirsek o anlamda bilet fiyatlarının da düşeceğini düşünüyorum. İKSV’nin bireysel destekçileri Lale Kart sahiplerinin de bütçemize katkısı yaklaşık yüzde 7-8 oranında.

FESTİVAL DİREKTÖRÜ EFRUZ ÇAKIRKAYA: ‘YILLARDIR İSTANBUL’A GETİRMEYE ÇALIŞTIĞIMIZ HUMAN REQUİEM’İ KAÇIRMAYIN’

Efruz Hanım bu sene festival direktörlüğü görevini siz devraldınız. Bu yıl kaç mekân, kaç sanatçı, kaç konser olacak? Önceki yıllardan farklı olarak bu yıl festivalde bizi neler bekliyor?

2013’ten bu yana festivali bir tema üzerinde kurguluyoruz. Bu tema, hem festivalin içerisine aldığımız projeleri hem de düzenlediğimiz yan etkinlikleri zenginleştirmemize, çeşitlendirmemize elverişli zemin hazırlıyor. Bu sene de “Var Olmanın Karanlığı, Var Olmanın Aydınlığı” teması üzerinden festival programımızı kurguladık. 11-30 Haziran arasında, İstanbul 15 farklı mekânda toplam 22 konser olacak. Tabii İstanbul bu anlamda bize çok büyük bir lütufta bulunuyor. İstanbul çok büyük bir sahne. Şehrin müthiş bir kültürel mirası var, biz de bunu olabildiğince sunmaya, tanıtmaya çalışıyoruz. Her yıl mutlaka yeni bir mekânı festival mekânları arasına almaya ve şehirde yeni keşifler sunmaya çalışıyoruz.

Efruz Çakırkaya
Efruz Çakırkaya

Bu yıl hangi mekânlar var?

Festivalin klasikleşen mekanları Aya İrini Müzesi, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı, Süreyya Operası, Boğaziçi Albert Long Hall gibi salonlara ek olarak şu an bu röportajı yaptığımız Rahmi Koç Müzesi’nde bir konserimiz olacak. Tophane-i Amire’deki konserimizde Girit-Balkan ritimlerinin Osmanlı klasik müziği ile birleştiği bir program sunulacak. Aslında bu konseri 23 Haziran’da Kapalı Çarşı’da yapacağımızı ilan etmiştik, fakat seçimler nedeniyle 19 Haziran’a kaydırmak ve yeni mekanına taşımak durumunda kaldık. Onun dışında, son dört yıldır festival programımızda büyük ilgi gören “Müzik Rotası” var. Bu seride de İstanbul’da belli bir bölgeyi seçip, o bölgedeki kiliseler, sinagoglar, birbirine yürüme mesafesindeki ufak tarihi mekânlarda bir müzikal yürüyüş rotası yapıyoruz. Bu yıl da İstanbul’un en renkli ve çok kültürlü semtlerinden Samatya’dayız. Dört farklı kilisede kısa dinletilerle müzikal rotamızı gerçekleştireceğiz.

Festivalin bu yılki teması “Var olmanın karanlığı, var olmanın aydınlığı”… Neden böyle bir tema seçtiniz? Bu tema “aydınlanma” çağrışımı yapıyor. Böyle bir göndermesi var mı?

Karanlık ve aydınlık hayata dair tüm dualiteleri sembolize ediyor. Bunlar; ölüm-yaşam, aşk-nefret, mutluluk-hüzün, gece-gündüz, iyi-kötü gibi aslında kozmik evrende, doğada olan ve birbirini tamamlayan tüm ikilikler. Bu dualiteler, felsefe ve matematiğin işini zorlaştırırken, müzik gibi pek çok sanatsal üretim için temel ilham kaynağı. Pek çok müzisyen bu gerçekliklerden aldığı ilhamla üretim yapıyor. Dolayısıyla biz de buna odaklanarak, bu ikiliklerden doğmuş eserleri festival repertuvarına aldık. , “Evet, cehalet, ölüm, kötülük gibi hayatın karanlık tarafları var ama biz onların varlığını da kabullenerek aydınlığa, bilime, felsefeye, müziğe, hayatı güzelleştiren şeylere yüzümüzü dönüp odaklanalım istiyoruz” gibi bir mesajımız olabilir.

Yeşim Gürer Oymak, Kübra Par ve Efruz Çakırkaya
Yeşim Gürer Oymak, Kübra Par ve Efruz Çakırkaya

‘Klasik müziğin Madonnası” Yuja Wang’ı Lüksemburg Filarmoni Orkestrası’yla birlikte izleyeceğiz’

Festivalin en iddiaları konserleri hangileri? Kısıtlı zamanı olan, “Festival boyunca ancak bir iki konsere gidebilirim” diyenlere özellikle hangilerini tavsiye ediyorsunuz?

Bu yıl festival programında klasik müzik dünyasının hem genç hem de daha kıdemli diyebileceğimiz dünya yıldızları var. Müthiş bir sahne performansı, tekniği ve enerjisi olan “Klasik müziğin Madonnası” diyebileceğimiz, piyanist Yuja Wang’ı Lüksemburg Filarmoni Orkestrası’yla birlikte izleyeceğiz. Bu yılın Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak olan Yuri Bashmet ve onun kurmuş olduğu Moskova Solistleri de yine mutlaka kaçırılmaması gereken bir konser. Bashmet’in dehasını ve varlığını kutlamak için kendisine özel bir eser siparişi verdik. Rus besteci Alexander Tchaikovsky Bashmet’e ithafen viola ve yaylı çalgılar otkestrası için bir eser besteledi. Bunun da dünya prömiyerini 20 Haziran’da Aya İrini Müzesi’nde yapacağız. Festivalin en heyecanla beklediğimiz projesi Human Requiem’i söyleyebilirim; izleyiciyle müzisyenlerin sahne üzerinde bir arada olduğu, Brahms’ın bir Alman requiem’ini çağdaş bir konser formatında sunacağız. 2012’de Hamburg’da izlediğimiz bu projeyi o tarihten beri İstanbul’a getirmeye çalışıyorduk, nihayet bu yıla kısmet oldu. Bunların yanı sıra oda müziği serimizde de Isabelle Faust, Alexander Melnikov, Jean-Guihen Queyras gibi çok önemli isimler var. Bu üçlü, Beethoven’a gönderme yapan bir oda müziği konserinde bir araya gelecek ve tamamen Beethoven’ın eserlerinden oluşan bir program sunacaklar. Yine Rus müzisyenler Boris Berezovski ve Alexander Kniazev’in konserinin de kaçırılmaması gerektiğini söyleyebilirim. Kapanış konserini ise Fazıl Say, Çin’in en önemli orkestralarından Shanghay Filarmoni Orkestrası’yla beraber yapacak.

Bu yıl eser siparişi verdiğimiz isimlerden Zeynep Gedizlioğlu’nun iki piyano üzerine yazdığı eserin dünya prömiyeri de Ufuk ve Bahar Dördüncü tarafından 14 Haziran’da Süreyya Operası’nda gerçekleştirilecek.

Festivalde gençleri desteklemek bizim için çok önemli. Onlara bir şekilde destek olacak projelerle platform yaratacağımız içerikler oluşturmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl “Yarının Kadın Yıldızları” adlı bir eğitim destek fonu başlattık. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın işbirliğiyle başlattığımız bu desteği yurtdışında eğitim alan veya almak isteyen, enstrüman almak üzere maddi kaynak arayan, yurtdışındaki çeşitli ustalık sınıflarına veya orkestra seçmelerine katılmak isteyen genç kadın müzisyenlere veriyoruz. Geçen yıl 14 tane genç kadınımızı destekledik. Bu yıl da sayı yine aynı oldu. Bir açık çağrı yapıyoruz ve başvuran genç kadın müzisyenler bir elemeden geçiyor. Başarılı, azimli ve gelecek vaat eden müzisyenler seçiliyor ve talep ettikleri destek oranına göre tek seferlik bir fon sunuyoruz.

Gençleri bu sene festivale çekmek için Human Requiem dışında bir proje var mı? Klasik müziğe mesafeli olan gençler hangi projelere gelsin?

Özellikle solistlerin ve orkestraların yer aldığı daha gösterişli büyük senfonik konserlere gelebilirler. Yeni eser siparişlerimizin olduğu konserleri denemelerini tavsiye ederim. Onun dışında açık havada daha rahat bir ortamda gerçekleşen Hafta Sonu Klasikleri’ne de mutlaka katılmalarını öneririm. Son olarak Yarının Kadın Yıldızları konserinde bizimle olup, yaşıtları genç müzisyenlerin heyecanına ortak olmaları ve onları desteklemek için gelmeleri konusunda çağrıda bulunabilirim.