Konu, geçen hafta CNN'in “kırık kalp sendromu” ile kanser arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gösteren bir araştırmayı yayınlamasıyla gündeme geldi.

Kırık Kalp Sendromu, ilk olarak 1990 yılında Japonya'da tanımlandı ve bilim literatüründe yerini aldı.

Bu sendrom, ani ve aşırı stresle karşı karşıya kalan kişilerde görülüyor.

BEKLENMEDİK DURUMLARDA ORTAYA ÇIKABİLİYOR

Savaşı döneminde askerlerde, göçe zorlanan sivillerde, ekonomik kriz dönemlerinde finansal güçlüğe giren insanlarda, deprem ya da kasırga gibi doğal felaketlerde kırık kalp sendromlu kişilerin sayısında ani artış görülüyor.

Bu sendrom sadece toplumsal felaketlerde değil, kişisel ani emosyonel şok durumlarında, çok sevdiği bir yakınını aniden kaybetme, umutsuz bir aşk acısı, işten atılma, ciddi bir hastalığını öğrenme, hürriyetinin kısıtlanması gibi beklenmedik durumlarda ortaya çıkabiliyor.

Sadece stres tablosunda değil, aşırı sevinç ve heyecanlar da bu sendromu tetikliyor.

KIRIK KALP SENDROMU NEDİR

Bu sendromun belirtileri büyük ölçüde gerçek kalp krizine benzer bulgularla başlıyor. Hastalar nefes alamama, göğüste baskı hissi, ağrı ve bayılma hissi gibi şikâyetlerle genellikle acil servislere ya da doktora başvuruyor.

Bu bulgular aşırı salgılanan stres hormonlarıyla ilişkili.

Kırık Kalp Sendromu, ani stresle başlayan stres hormonları düzeylerindeki yükselme, kalbin üzerinde yüklenme oluşturuyor ve bu yük, kalp kasılma fonksiyonunda bozulma, özellikle kalbin apikal bölgede balonlaşma, bozukluk ile sonuçlanabiliyor.

Japonlar, kalbin kasılma bozukluğu görüntüsünü Tako-tsubo dedikleri ahtapot avlamakta kullandığı kafesin benzettikleri için hastalığa bu adı vermişler. Bu gün tüm dünyada 'kırık kalp sendromu' Takotsubo Kardiyomyopatisi adı ile bilinir.

En önemli stres hormonları adrenalin ve kortizol gibi hormonların kanda düzeyleri yükseldiğinde sempatik sinir sisteminin aktivasyonuna bağlı de kan basıncı artıyor, kalp ritmini hızlandırıyor.

KALICI İZLER BIRAKABİLİYOR

Bu sendrom, gerçek kalp krizi olmasa da özellikle ilk ay içerisinde kalp krizi riskinde de ortalama 2-5 kat artışa neden olabiliyor.

Ayrıca eskiden düşünüldüğü gibi hiç de gelip geçici değil, kalıcı izler bırakabiliyor.

İskoçya'daki Aberdeen Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, 4 ay süreyle 52 hastayı izleyen Dr Dana Dawson, "Daha önceleri bu hastaların hiçbir tıbbi müdahaleye gerek kalmadan tamamen iyileşebileceğine inanılıyordu. Ancak araştırmayla birlikte gördük ki hastalığın kalpte çok daha kalıcı etkileri var" sonucuna ulaştı.

Araştırmada hastaların kalp kaslarında hasar oluştuğu ve kasların kan pompalama görevini tam olarak yerine getiremediği görüldü. Bunların bir bölümü yaşamının ileriki dönemlerini bir kalp hastası olarak geçiriyor.

CNN'DE YAYINLANAN KANSER HABERİ DOĞRUMU

Yazının başında da söylediğim gibi geçen hafta CNN International'da yayınlanan bir haberde kırık kalp sendromunun kanseri tetiklediğini gösteren bir çalışma çok ilgi topladı.

Amerikan Kalp Derneği dergisinde yayınlanan bu çalışmada 8 Avrupa ülkesi ile ABD'de yaşayan 1604 kırık kalp sendromlu kişi inceleniyor. Kırık kalp sendromuna sahip her 6 kişiden 1'inin kanser hastası olduğu görülüyor.

Çalışmada 44 yaş altı kadınlarda normalde kansere yakalanma oranı yüzde 0,4 iken, kırık kalp sendromlu kadınlarda bu oranın yüzde 8'e çıktığı, 45-64 yaş grubundaki erkeklerde ise kansere yakalanma oranı yüzde 2 iken bu sendroma sahip erkeklerde oranın yüzde 22'ye kadar yükseldiği gösteriliyor.

Benzer araştırmalar, bu hastaların büyük çoğunluğunu (yüzde 88) kadın olduğunu bildiriyor.

Bu çalışma sonuçları doğru ancak sebep sonuç ilişkisi doğru değil!

Kırık kalp sendromu tek başına kansere neden olan bir etken değil. Aksine her iki hastalıkta aynı ortak bir nedenden ortaya çıkıyor, tetikleniyor.

Her iki hastalığı da ortaya çıkaran etken aynı, o da stres.

STRESSİN TOPLUMDAKİ YIKICI ETKİLERİ

İnsan yaşamında beklenmedik bir anda ve zamanda ortaya çıkan ve travma sonrası stres bozukluğu adı da verilen bu tablo sadece kırık kalp sendromuna neden olmuyor, birçok başka ciddi sağlık sorununu tetikliyor.

Psikolojik bozukluklar ve ruhsal hastalıkları bir yana bırakıyorum.

Dünyada insan ölümlerinin bir numaralı nedeni kalp hastalıkları. Bu hastalıklarında bir numaralı tetikleyicisi ani stres tablosu.

Araştırmalar çok sevdiği bir yakınını kaybeden bir insanda, birinci gün kalp krizi geçirme riskinin 21 kat arttığını, bir hafta sonrasında riskin 6 kata indiğini kalp krizi geçirme riskinin bir ay sonrasından itibaren çok daha azaldığını ve stres hormonlarının düzeylerinin normale inmesiyle riskin normale döndüğünü bildiriyor.

Yoğun stres, diyabet ve insülin direncini de artırıyor.

Yaşları 46 ile 74 arasında değişen bir grup insanın değerlendirildiği bir çalışmada, iki yıl süren izlem süresi içinde ‘Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ olan kişilerin yüzde 35’inde insülin direnci ya da prediyabet ortaya çıkarken, olmayanlarda bu oran yüzde 19 bulunmuş.

Travma sonrası stres bozukluğu insülin direnci, diyabet ve damar sertliğine yol açan metabolik sendrom gelişimini de iki kat artırıyor.

Stres, ayrıca bir çok kronik hastalığın alevlenmesine sebep olabiliyor.

Ani stresin en önemli hasarı bağışıklık sistemi üzerine. Vücudun immun sistemi zayıf düşüyor bu da enfeksiyonlara zemin hazırlıyor, artarda hastalıklar geliyor.

En önemlisi de insan yaşamını alt üst eden bir stres ortamı, vücudun bozulan savunma sistemi, hücresel düzeydeki hiyerarşiyi bozarak kanserin ortaya çıkışını hızlandırıyor.

Bu nedenle yoğun stres ortamlarında hem kırık kalp sendromu hem de kanser oranı artıyor.

NEDEN İNSAN ODAKLI PROJELER ÇOK ÖNEMLİ

Ülkemizin güneydoğu ve doğusundaki olaylar, ekonomik dalgalanmalar, dolardaki değişkenlikler, ekonomik sorunlar, doğal felaketler, göçler bölgemizde yaşayan insanlar üzerinde yoğun stres ortamı oluşturuyor.

Hemen her gün acil kliniklere "Kalp krizi geçiriyorum" diye birçok insan baş vuruyor, bunların ancak küçük bir bölümü gerçek kriz, çoğunluğu kırık kalp sendromlu kişiler. Bu sayı giderek artıyor.

Ama yoğun stresin neden olduğu hastalıklar sadece bu sendrom değil. Enfarktüs, yüksek tansiyon, diyabet, inme ve kanser gibi toplum sağlığını ciddi ilgilendiren hastalıklar var. Bu hastalıkların her biri insan yaşamını sınırlayan ve ülkemizde sağlık sistemine ciddi yük getiren hastalıklar.

Toplumdaki stres yükününün, gerilimin azalması, insanları rahatlaması çok önemli.

Bu konuda yöneticilere, özellikle yerel yönetimlere çok iş düşüyor.

Belediyelerin yol, bina, köprü projelerinin yanı sıra, hatta onlardan daha önemli ve öncelikli olarak insan odaklı, toplumun stres yükünü azaltacak ciddi projeler geliştirmesi gerekli.

Yarın geç olabilir.