Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Wachowskiler umursuyor mudur?

        2005’de yayınlanan ‘Avatar: Son Hava Bükücü’ adlı anime etkili Amerikan çizgi dizisini sinemaya uyarlamak için ilginçtir “Altıncı His”, “Köy” gibi gotik korku filmleriyle neredeyse ustalaşan M. Night Shyamalan seçilmiş. Bunun sonucunda o kaynağın Japon kültürünü ABD’ye transfer ederken oluşan yapmacıklığını yüzde yüz anlamda hissettiren bir projeyle yüzleşiyoruz. Efektlerin yapaylığına, oyuncuların amatörlüğüne ve senaryonun boyutsuzluğuna kapılmaktan kurtulamayan 150 milyon dolarlık bir çöp örneği çıkıyor karşımıza. Halbuki Wachowski Kardeşler, bu alanı “Matrix” ile iyiden iyiye Hollywood’a kazandırdıktan sonra 2008’de çektikleri anime uyarlaması “Hızlı Yarışçı Speed Racer” sayesinde gerçek kıvamına sokmuşlardı. Bu sebeple de yönetmenlik koltuğunda sadece onların oturmasıyla proje kurtarılabilirmiş. Ancak “Son Hava Bükücü”, bu haliyle “Serenity” gibi TV kaynaklı ucuz filmleri, hatta 80’lerin yapay efektleriyle sadece kült kitleleri memnun edebilen fantastik sinema örneklerini andırıyor. Bunun üzerine piyasada B filmlerini bilinçli üreten yönetmenler var iken bu durumdan bihaber olunması da eklenince, ‘Hangi dünyada yaşıyorsunuz?’ sorusunu sormak kaçınılmaz hale geliyor.

        1999 yılı, Wachowski Kardeşlerin “Matrix” (“The Matrix”) ile bilimkurguda sanal gerçeklik meselesinde devrim yaratması bir yana sinemaya ‘anime estetiği’ denen şeyi soktuklarına da tanıklık etmiştir. Daha doğrusu sinemanın bilgisayar oyunu, çizgi roman gibi yan dallardan bolca beslenmesi gerektiğini duyuran bir eserdi o. 2000 sonrası interaktif sinemanın öncülerinden biriydi. Aslında “Ghost in the Shell” (1995) adlı bir Japon animesinin uyarlamasıydı. Bu durum, olgun animasyon alanının popüler kültür ile tanışmasına da vesile oluyordu.

        Wachowskilerin sinemaya getirdiği bir eğilim

        Ancak kim bilebilirdi ki 2000’lerde bu eğilimin karşılığında Amerikan sinemasında çok fazla eser üretilemeyeceğini? Bu durum karşısında belki olgun animasyonlar arttı ve fantastikte genel bir anime estetiği hakim oldu. Ancak 2008’de yine anime estetiği kavramını gerçek anlamıyla kullanan yine Wachowski Kardeşler idi. Bu döneme kadar ‘Japon animesi uyarlaması’ diye bir kavram pek de oluşmadı sinemada ilginçtir. “Hızlı Yarışçı Speed Racer” (“Speed Racer”), anime estetiğini son derece yenilikçi tekniklerle perdeye sokan bir anime dizisi uyarlaması idi. 2009’da ise James Wong, estetik anlamda onun yolunu izleyerek “Ejder Topu: Evrim”i (“Drangonball: Evolution”) üretiyordu.

        Ama elbette bu anime estetiğinin fantastik hikayelerde veya bilimkurguda esas kaynağı, Kazuaki Kiriya’nın 2004 tarihli “Casshern”i olarak görülebilir. Onun sinemaya ilk kez soktuğu ‘yeşil ekran teknolojisi’nin katkısıyla gerçekleşiyordu. Başlı başına Amerikan çizgi roman ve çizgi film gelenekleriyle akraba ama özgün bir sinema dili yaratılıyordu. 2001’de “Şaolin Futbolu” (“Siu lam juk kau”) ve 2005’de “Kung Fu Sokağı”nı (“Kung Fu”) üreten Stephen Chow da arkasına bu estetiği alıp onu kaba komedi ile birleştiriyordu. Anlayacağınız Uzakdoğu’da atılım ABD’den önce oldu.

        Anime etkili Amerikan animasyonlarının ‘yapma’ hali ruhuna sinmiş

        Ancak belli ki M. Night Shyamalan gibi bir yönetmenin 2005 tarihli ödüllü bir ‘anime etkili Amerikan çizgi film dizisi’ örneğini sinemaya uyarlama konusundaki deneyimi, çizgi film uyarlamalarının ötesine geçemiyor. Hatta daha gerisinde olduğu bile söylenebilir. Bu da filmi ‘Scooby-Doo’ serisi ve “Bay Magoo” (“Mr. Magoo”, 1997) gibi çocuk animasyonu uyarlamalarının arkasına itiyor. Uzun lafın kısası anime etkisinde yani Japon kültürünü ABD’ye taşıyan bu tabiri caizse ‘çakma anime’ geleneğinin yapaylığı filmin tamamına sinmiş. Belli ki bir Kazuaki Kiriya, Stephen Chow veya Wachowski Kardeşler gerekliymiş bu proje için.

        Öyle ki yönetmeni, gotik alt türündeki korku filmleri ile ve soğukkanlı bilimkurgu filmleri ile tanıyoruz. Fantastik olunca da “Sudaki Kız” (“Lady in the Water”, 2006) gibi mitolojik bir peri masalı filmi çekerek başarıya ulaşabiliyor. Burada ise anime estetiğini denediği dahi söylenemez.

        Kendini yeşil ekran teknolojisine hapsetmiş

        Yönetmen, kendini yeşil ekran teknolojisine ve efektlerin akışına bırakmak için vinç ile çekilen uzun planlarla halletmiş bütün filmi. Adeta ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisinin arkasındaki Oscar’lı görüntü yönetmeni Andrew Lesnie’nin ellerine teslim etmiş eseri. Bunun da genelde ‘son havabükücü’ ya da ‘avatar’ın yani seçilmiş çocuğun gözünden bir süper güç gösterisine ya da düello sahnelerine dönüştüğü söylenebilir. Yani belli bir yaş kitlesinin ‘vay be!’ demesi bekleniyor.

        Ancak işin garibi bu kolaycı tutum, özellikle çocuk oyuncuların acemilikleri sebebiyle ters tepmiş. Öyle ki süper güçlerini kullanırken veya bulundukları mekandaki varlıklarını gösterirkenki hareketleriyle nerede olduklarını bilmezmiş gibi davranıyor bu isimler. Bu durum “Milyoner”den (“Slumdog Millionaire”, 2008) hatırladığımız Dev Patel dışında bütün oyuncular için geçerli.

        Yüzüklerin Efendisi’nin alt türünü benimsediğinin farkında değil

        Belli ki 150 milyon dolarlık bütçe sebebiyle oyuncu seçimi aşaması boşlanmış. Tamamen efekt yönetimi üzerine yüklenilmiş, bu rakamı aşmamak için. Ancak bu durum da arka plandaki kitsch (yapaylık estetiği) görkemden öteye gitmiyor. Zaten anime estetiğinin ihtiyacı böyle bir görsel yapı. Ancak Shyamalan, bundan bihaber olunca “Son Hava Bükücü”, çöp seviyesine geriliyor. Çünkü yönetmenin ne görselliği estetik haline getirecek bir altyapısı var, ne de burada oyuncu yönetimini uygulaması gerektiğini bilecek bir bakış

        açısı...

        Üstelik fantezi-epik diyebileceğimiz ‘Yüzüklerin Efendisi’nin alt türünü benimsemesine rağmen onun kadar dikkat çekici ve derin dahi olamıyor. Halbuki ateş, su, toprak ve hava uluslarından oluşan bir bakıma “Star Wars”vari (1977) bir iktidar mücadelesi çıkarılabilirdi buradan. Ancak bundan ziyade Shyamalan, para kazanmak için ya da çekmiş olmak için projeye girmiş. Zaten son hava bükücünün idman aşamasında Karate Kid edasıyla eğitilirken, orta yaşlı karakterlerden birinin ona hava topunu topuğuyla yollaması da bu durumun trajikliğini ortaya koyuyor. Gülelim mi ağlayalım mı bilemiyoruz.

        “Serenity” gibi sektörün TV kaynaklı çöp örneklerinden biri

        Uzun lafın kısası “Son Hava Bükücü”, rahatlıkla üç bölümlük bir mini dizi olarak TV kitlesine armağan edelebilecek, piyasada “Serenity” (2005) gibi alanda faaliyet gösteren yönetmenlerin ürettiği örneklerini gördüğümüz o çöp filmlerden (trash) biri. Hollywood’da fantastik mantık ilerledikçe profesyonellik yürüyeceğine böylesi 80’lerin seviyesinde ucuz duran işlere inilmesi üzücü ve trajik. Bu haliyle “Evrenin Hakimleri” (“He-man and the Masters of the Universe”, 1987), “Efsane” (“Legend”, 1985) gibi 30 sene önce üretilen ve şu an ‘ucuz zevk’ olarak izlenen eserlerin kalibresine ulaşabiliyor en fazla.

        Tabii ‘Avatar’ kavramını Cameron’ın filmi kadar felsefik bir noktaya götürmekten ziyade ‘ejderha mentörün yönlendirdiği çocuk süper kahraman’ dokulu bir hale getirmesi, filmin çizgi film seviyesinde tıkanmasını sağlayan bir başka öğe. İkinci filmin mesajını veren son sahnenin varlığı ise düşündürücü.

        Shyamalan, kendi ‘Harry Potter’ını çektiğini zannediyor olabilir!

        Umudumuz Shyamalan’ın ileride böyle çöp filmler çekmemesi. Zira bu durumdan Wachowskiler rahatsızdır muhtemelen. Ancak onların değerini ortaya koyması açısından da biçilmiş bir kaftan “Son Hava Bükücü”. Ama üzülerek söylüyorum, Harry Potter serisinin de son iki filminde ‘çöp’ kıvamına gelip halen iyi gelir getirmesi böylesi ‘çocuk kahramanlı’ projelerin artarak devam etmesini sağlayacaktır. Zaten Shyamalan’ın tür alanından bihaber hali de onun bu projeyi ‘Harry Potter etkisinde bir film’ olarak gördüğü sonucunu çıkarabilir.

        Bu da sektörün fantastiğe bakış açısını gözden geçirecek bir yönetmene ihtiyacı olduğunu kanıtlıyor. Yeni bir Wachowski Kardeşler mi gerekli? Yoksa bu 80’lerde fantastikteki B filmi atılımı günümüzde de yeniden baskın hale gelecek mi? “Son Hava Bükücü” işte bu soruları sormamıza yol açıyor. “Titanların Savaşı”, “Percy Jackson: Şimşek Hırsızı” gibi alanlarına hakim eserlerin üretildiğini gördüğümüz bir sezonda bu noktaya gelmemiz de zaten filmin seviyesini ispatlayan bir durum.

        Ancak fantastiğin B tipi alt türleri tam da A sınıfına transfer olmuşken böylesi bir köklü geri dönüş Hollywood’a zarar verecektir. Zira şu sıralar Kurt Wimmer (“Ultraviolet”), Robert Rodriguez (“Köpekbalığı ve Volkan Kız’ın Maceraları/Adventures of Sharkboy and Lava Girl”, “Sihirli Taş/Shorts”) gibi stüdyoların içinde B filmi üreten yönetmenler de var. Zaten “Son Hava Bükücü”nün blockbuster görkemini yakalayamamasından ziyade bu alandan bihaber olması, son derece iğreti ve dalga geçilesi bir kıvama ulaşmasını sağlıyor.

        FİLMİN NOTU: 2.5

        Künye:

        Son Hava Bükücü (The Last Airbender)

        Yönetmen: M. Night Shyamalan

        Oyuncular: Dev Patel, Noah Ringer, Nicola Peltz, Cliff Curtis, Jackson Ratbone, Shaun Tobe

        Süre: 104 Dk.

        Yapım Yılı: 2010

        KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

        Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma (Twilight Legacy: Eclipse): 7

        Ayrılık (Die Fremde): 5.5

        B Planı (The Back-up Plan): 2.8

        Beni Unutma (Remember Me): 4.2

        Büyük Hata (Chloe): 5.6

        Çılgın Bir Gece (Date Night): 6

        Çok Filim Hareketler Bunlar: 5.7

        Deccal (Antichrist): 9.2

        Deney (Splice): 6.4

        Elm Sokağında Kabus (A Nightmare on Elm Street): 2.4

        Elveda (L’Affaire Farewell): 5

        Ev: 5.5

        Eyyvah Eyvah: 4

        Frozen: 6

        Gezegen 51 (Planet 51): 6

        Gece ve Gündüz (Knight and Day): 5.5

        İlahların Aşkı (Ondine): 4

        İşkence Okulu (Tormented): 4.1

        Kolleksiyoncu (The Collector): 1.6

        Müşteri (Cliente): 4.8

        Nanny McPhee Büyük Patlama (Nanny McPhee and The Big Bang): 5.2

        Nefes: Vatan Sağolsun: 7

        Oyuncak Hikayesi 3 (Toy Story 3): 4

        Ölüm Zili (Death Bell/Gosa): 2.9

        Örnek Aile (The Joneses): 7

        Paris’ten Sevgilerle (From Paris with Love): 3

        Pers Prensi: Zamanın Kumları (Prince of Persia): 3.8

        Sex and the City 2: 3.7

        Sıradan İnsanlar (Ordinary People): 7.1

        Sihirbazın Çırağı (The Sorcerer’s Apprentice): 3.8

        Son Şarkı (The Last Song): 1.3

        Şrek: Sonsuza Dek Mutlu (Shrek Forever After): 6.9

        Yuva (Le Refuge): 6

        Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ