Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat 'Yazmamak bünyemi iflas ettirdi'

        GAZETE HABERTÜRK / ÜMRAN AVCI

        Hande Ortaç edebiyatın gençlerinden. Her ne kadar Boğaziçi Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okuduysa da, mezun olup iş hayatına başladığında kendi deyimiyle, bir ifade erozyununa uğradığını fark etti. Günlük konuşma dilinde kendini yeterince anlatamayan Hande Ortaç'ın son kertede bünyesi patlak vermeye başlayınca, yazmak onun için tek çıkar yol oldu. "Hesap Kesim Tarihi" isimli öyküsü Altkitap 2007 Öykü Seçkisi'ne kabul edildi. Bir yıl sonra da "Kankurutan" öyküsü Altkitap 2008 Öykü Yarışması'nda birinci oldu. Öykülerini bir araya getirdiği "Kankurutan" kitabıyla ilk kez okurla buluşan Ortaç'la edebiyatı ve edebiyattan beklentilerini konuştuk.

        Yazıyla ilişkin nasıl başladı?

        Çok okuyan bir çocuktum ve küçükken yazar olmayı hayal ediyordum ama bu kadarı asla yazmak için yeterli değil. Benim yazıyla olan ilişkim asıl üniversite mezuniyetim sonrasında şekillendi. Boğaziçi Üniversitesi'nde okurken bir yandan da Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nda tiyatro ile uğraşıyordum. Siyaset Bilimi ve uluslararası ilişkiler gibi yaşadığımız sistemlerin teorisini yapan bir bölümde okumak, bununla birlikte hayatın içinden bir sanat dalıyla haşır neşir olmak insanın algısını açtığı gibi ifade yollarını da geliştiriyor. Mezuniyet sonrası ise işe girmek ve tiyatro pratiğini okuldaki tempoda devam ettirememek bende ifade erozyonu yarattı diyebilirim. Günlük ilişkiler ve kullandığımız dil, her zaman aklımızdan geçirdiğimiz ve gerçekten kendimize dert edindiğimiz konuları barındırmıyor, kaldıramıyor, bazen de kabul etmiyor. Bu yüzden yazıyı, gerçekten dert edindiğim konular üzerinde tartışmak, düşünmek ve bir şekilde yayabilmek için aslında biraz da teknik imkânları sebebiyle tercih ettim.

        Oyunculuğun yazıya da pozitif etkisi oldu yani...

        Oyunculuk metinle kurduğum ilişkiyi geliştirdi diyebilirim. Öncelikle dramaturjinin, altmetnin ne demek olduğunu iyice kavradım. Tek boyutlu bir sayfanın üç boyutlu olarak gözler önüne serilmesini deneyimlemek çok farklı bir bilinç geliştiriyor ister istemez. Yazılan her bir sözcük üstüne kafa patlatmak ve sahne üstünde yorumlamak, dilin ekonomisini ve en küçük birim olan sözcüklerin kıymetini anlamamı sağladı. Tiyaro kolektif bir üretim süreci sonuçta... Farklı bakış açılarının analizlerini ve katkılarını da gözlemleme şansınız oluyor.

        Üniversiteden sonra işe başladığın için kendini ifade edememenin yarattığı sıkıntıdan bahsettin? Nasıl bir sıkıntıydı bu?

        Kurumsal hayatın kendi dili ve öncelikleri var. Kişisel farkındalıkların ve sivri fikirlerin yeri yok ve bu sınır kalın çizgilerle belirlenmiş. Asıl sıkıntım zaten bu ortamları nasıl dönüştürürüm olmadı çünkü bu hayatın gereklerini yerine getirmek için gönüllü olarak işe başlamıştım. Fakat bünyem patlak vermeye başlayınca, yazmak benim için bir çıkar yol oldu. Ama her yan yana koyduğunuz cümleden anlamlı bir bütün çıkmıyor ne yazık ki. Ya da ne kadar yetkin yazarla ve eserle tanışmışsanız o güne kadar, hepsinin altında eziliveriyorsunuz. Yani o çıkar yol bir noktadan sonra benim için bir mücadele alanına dönüştü. Belki asıl bunun için devam ettim yazmaya.

        Ve sonrasında yaratıcı yazarlık atölyesine katıldın Murat Gülsoy'un. Yazarlık atölyelerinin etkisini sormak isterim. Nasıl bir kapı açıyor?

        Yazmayla verdiğim savaşta yorgun düşmeye başlayınca yardım alma fikri belirdi. Ama kimden? Yakınımdaki herkes beni bu konuda çok destekledi. Okudular ve yorum yaptılar. Fakat bir çizgi var ki o çizgiden öteye geçebilmek, neyin olmadığını tam olarak formüle edebilmek için yeterli olmadı bu samimi değerlendirmeler. Bu noktada hem çok severek okuduğum bir yazar olduğu, hem de Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği'nde bir oluşum olduğu için Murat Gülsoy'un atölyesine başladım. Atölyenin en büyük etkisi diğer yazmaya çalışan insanlarla tanışmak ve kaynaşmak - acemiliğin halinden anlayan - hem de bu işlere kafa yormuş ve matematiğine hâkim birinden geri bildirim alabilmek. Neyin olmadığını öğrenmek kadar insanı geliştiren bir şey yok herhalde?

        Yani edebiyatı okuyucu olarak seven biri, bu tür atölyelerde işlenip iyi bir yazara dönüşebilir mi?

        Açıkçası yazmak sabır ve zaman gerektiren bir şey benim pratiğimde. Yazarak anlamlı bir bütün ortaya çıkarmanın ne güzel ki tek bir formülü yok. Yazarlık atölyeleri -tabii hepsi aynı kalibrasyonda değil, başlarken iyi araştırmak gerekiyor -kişinin yazma matematiğini ortaya çıkarabilecek bir destek sağlıyor. Atölye çalışmaları sadece edebiyat değil, her alanda yeni keşifler yapmak ve ekip arkadaşlarıyla birlikte gelişmek açısından yapıcı oluşumlar bence. Ders izlenimini ve öğretmen-öğrenci ilişkisini kırıp yazdıklarınızda farklı şeyler deneyebiliyorsunuz. Tabi geri bildirimleri dikkate alarak bıkmadan ve usanmadan tekrar tekrar ve tekrar yazmanız gerekiyor.

        Konuşma sırasında önce çalışmak, azim en son yetenek dedin. Oyunculukta da yazıda da bu sıralama aynı mı?

        Ben böyle olduğuna inanıyorum açıkçası. Yetenek son kertede belirleyici oluyor. Ama sebatkâr olmak ve çalışkanlık asgari bir başarı getiriyor.

        Senin tavsiyelerin ne olur yeni başlayanlara?

        Ben de henüz başındayım. Ben ne yapıyorum diye anlatmayı tercih ederim tavsiyeden ziyade. Yazmanın bir yüzü de okumak. Neyi, nasıl okuduğunuzun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Etrafınızda bunu tartışacak insanlar olması çok büyük bir şans. Başkalarıyla konuşmak çok farklı noktaları keşfetmeyi sağlayabiliyor. Bir de bıkmadan ve usanmadan, olduğunu hissedene kadar yazmak sanırım... Bazen kendiyle kavga dövüş mücadele gerektiriyor. Sebatkâr olmanın sürekli altını çiziyorum bunun nedeni dosyayı tamamladıktan sonra doğru bir yayıneviyle de işe başlayabilmek. Çünkü her şey yazmakla bitmiyor bir de bunun yayınlanma macerası var. Açıkçası Ayizi Yayınları'yla çok uyuştuğumuzu düşünüyorum. Hem yola çıkışlarındaki samimiyet hem de bu samimiyeti tüm iş süreçlerine yayıyor olmaları bence büyük bir şans. Ayizi Yayınları feminist bir yayınevi ve manifestolarında okumak istedikleri kitapları yayınlamak istediklerini bildiriyorlar. Elektronik posta kutumda aynı zamanda editörüm olan İlknur Üstün'den "Şimdiye kadar nerelerdeydiniz?!" diye bir mesaj görmek herhalde tüm o bitmez tükenmez beklemelere, yazma sancılarına, bir daha bir daha yazmaya değmiştir. Benim öykülerimi kadın öyküleri olarak genelleyemesek de içinde yer alan kadın karakterleri feminist dramaturjisine uygun olarak şekillendirdiğimi söyleyebilirim.

        'ÇOK PARÇALI BİR DÜNYA'

        Edebiyat dünyanı sormak istiyorum. Kafandaki dünyayla karşılaştığın örtüştü mü?

        Ya da hayal kırıklıkların neler oldu? Kafamda bütünlüklü bir edebiyat dünyası yoktu aslında. Parçalı yapılar var hayatımızda, bu sebeple edebiyat dünyasıyla ilgili tek bir zemin, grup ya da ihtiyar heyeti gibi bir beklentim olmadı. Bu çok parçalı yapı, çeşitliliği getirdiği gibi tutunmayı da zorlaştırıyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ