Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Büşra Küçük’ün romanı ‘Kötü Çocuk’, TAFF Pictures tarafından Yağız Alp Akaydın’ın yönetmenliğiyle filme uyarlanırken başrolleri Tolga Sarıtaş, Afra Saraçoğlu, Sarp Akkaya ve Tülin Özen paylaştı.

AFRA SARAÇOĞLU ŞAŞIRTTI

Özcan Deniz’in “Türk sineması yeni bir yetenek kazandı” yorumunda bulunduğu genç oyuncu Afra Saraçoğlu beni oldukça şaşırttı. Henüz ikinci filmi olmasına -ki diğer filmi ‘İkinci Şans’ 18 Kasım’da gösterime girmişti- rağmen röportajda sorulara olgun cevaplar vermesi, kendine güveni, bilgisi olduğu konularda atak davranması, bilgisi olmayan konularda ise ahkâm kesmeyip “Bunları bilmiyorum” diyebilmesi, yaşı gereği ve iki ay içinde gösterime giren iki filmde başrol oynaması nedeniyle hoş görülebilir ölçüde şımarıklığa bile sahip olmaması şaşırtıcıydı. Rol arkadaşı Sarp Akkaya’nın da Afra Saraçoğlu hakkındaki sözlerin göz önünde bulunduracak olursak, Türk sinemasının yeni bir oyuncu kazandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hangi özellikleri size ‘Kötü Çocuk’ta ‘Ben varım’ dedirtti?

SARP AKKAYA: Filmde canlandırdığım Vural karakterinin eksikliğini doldurma arzum ‘Kötü Çocuk’a çekti. Yanlış anlaşılmasın, ‘Film eksik’ demiyorum. ‘Karakter eksik yazılmış’ da demiyorum. Vural’ın hikâyenin gereği olarak zaten senaryoda olması gereken boşluklarını doldurmaktan söz ediyorum. Bunun yanı sıra Vural’la çıktığım yolculuğun beni nereye götüreceğini merak ettim. Çünkü ilk kez bir babayı canlandırdım. 

Bir baba değilsiniz. Rolünüz için özel çalışma yaptınız mı? 

S.A.: Aslında Vural çocuğun doğmasına neden olması dışında babalıkla ilgisi olmaması nedeniyle baba olmamaya hazırlandığımı söylemem daha yerinde olur. ‘Vural babalık yapabilir mi, yapamaz mı?’ sorusu beni oldukça motive etti. Kendi adıma konuşacak olursam çocuk yetiştirmenin bana büyük bir mutluluk vereceğini düşünüyorum. Çocukları ve onlarla ilgilenmeyi çok seviyorum. Hatta çocuklar sayesinde oyunculuk yapabiliyorum, çünkü oradan besleniyorum.

Oyunculuk yapmakla çocukları sevmek arasındaki bağlantı nedir? 

S.A.: Örneğin bir oyun sırasında çocuklardan biri at, diğeri süvari olur. Oyun oynarken öyle olduklarına inanırlar. Oyunculuk da öyledir. Oyuncu canlandırdığı karakteri ne kadar gerçeğe yakın kılarsa izleyici filme o ölçüde dahil olur. 

Bir babayı canlandırmak keyifli miydi?

S.A.: Evet, çok keyifliydi. Baba olmayı öğrenme süreci başka bir filmde katil olmayı öğrenme sürecinden çok daha zevkliydi. Afra ile oynamak keyifliydi. Afra beni çok rahatlatan bir meslektaşım. 

Afra sizi nasıl rahatlattı?

S.A.: Birçok açıdan tecrübesiz bir oyuncuyla çalışmak bana ayrı bir keyif verdi. Çünkü tecrübesiz bir oyuncu sürekli arayışta olur, önyargıları olmaz. Keyif veren kısmı onu yönlendirebilmek, tecrübesiz bir oyuncunun bakış açısını keşfetmek. 

Sarp Akkaya ile Afra Saraçoğlu ‘Kötü Çocuk’ta baba-kız rolündeler. 

Film için teklif aldığınızda neler düşündünüz?

AFRA SARAÇOĞLU: Benim için bu proje kendimi ve sınırlarımı gösterebilme açısından çok önemliydi. Oynadığım karakterin çok yönlü, eğlenceli, ve sakar olması hoşuma gitti. Kayra’daki baba yarasıyla özdeşleşiyorum. Teklifi aldığımda büyük heyecan yaşadım. ama stresi de o ölçüde büyük oldu. 

Baba konusunda Kayra ile neden özdeşleşiyorsunuz? 

A.S.: Kayra ile aynı şeyleri yaşadık. Benim de babam yok. Bu durum ‘Kötü Çocuk’u bizim için daha özel kıldı. O yüzden Sarp Abi ile iyi bir iş çıkardığımızı düşünüyorum.

Kayra ile hikâyeniz aynı mı? 

A.S.: Hayır, hikâye aynı değil ama babanın yokluğu aynı. 

Peş peşe gösterime giren iki filmde başroldesiniz. Bu durum size ne ifade ediyor?

A.S.: Oyunculuğa Türkiye’nin en önde gelen oyuncularıyla başladığım için çok mutluyum. Bana verdikleri destekler sayesinde çok şey öğrendim. 

Afra Hanım’a ne gibi önerileriniz olur?

S.A.: Sette çalışırken söylemiştim, burada yineleyeyim: Oyunculuk mecburiyetten yapılacak bir iş değil. Oyun oynamaktan keyif alınmalı.

A.S.: Kesinlikle mecburiyetten yapılacak iş değil, onu anladım.

Nasıl anladınız?

A.Ş.: ‘Kötü Çocuk’ta zor bazı sahnelerim vardı. Düşme, altı saat yağmur altında çekilen sahneler gibi. Düşme sahnelerinde canım acıdı, bacaklarım morarmasına rağmen hiç sızlanmayınca oyunculuğu ne kadar sevdiğimi daha iyi anladım. 

Şöhret olmak sizde ne tür etkiler oluşturdu? 

A.Ş.: Şöhret oldum mu? Bana öyle gelmiyor. Şöhretin iki filmle elde edilemeyecek kadar değerli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca benim derdim şöhret olmak, çok para kazanmak değil. İşimi en iyi şekilde yaparak izlenmekten keyif alınan biri olmanın peşindeyim. Şöhret ve para yapılan başarılı işin getirisidir. Onlar geldiği zaman başarılı olduğumu anlayacağım. Şimdi değil. 

Oyuncuların belli ölçüde egoya sahip olmaları gerektiği söylenir. Öyle midir? 

S.A.: Egosuz insan yoktur, içimizde barınır. Egoyu ortadan kaldırmak mümkün değildir ama kontrol etmek mümkündür. Kontrolden çıkan ego kişinin kendisine ve çevresine büyük zararlar verir. Kontrollü egoyla asayiş berkemal olur. Şöhret olmakla popüler olmak farklıdır. Her şöhret zaten popülerdir. Şöhret ise kişinin başarısı sonucunda ede edilir. A.Ş.: Belli ölçüde egosu olmayan bir insanın hem kendine güveni yoktur, hem de kendini çevresindekilere yedirir. İnsan sesini çıkarabilmeli. 

‘Şansımı kullanma peşindeyim’

Hayalini kurduğunuz sinema ortamıyla ne ölçüde karşılaştınız?

A.Ş.: Oyunculuğa sinema filmleriyle başlamamın avantaj olduğunu düşünüyorum. Önce ‘İkinci Şans’, hemen ardından da ‘Kötü Çocuk’ta yer almakla büyük bir şans yakaladığımın farkındayım. O şansı en iyi şekilde kullanmanın peşindeyim. 

Sinemamız doğru yolda mı?

S.A.: Sinema sektörümüz ayakta olduğuna göre doğru yoldadır. Film sayısı arttı, buna bağlı olarak izleyici sayısı da arttı. Elbette ‘Bu yeterli’ denmemeli. Sektörün daha da büyümesi için atılımlarda bulunulmalı. Bir de çeşitliliğe ihtiyacımız var. 

‘Gerginlik oluyor ama...’

Özcan Deniz sizin için “Türk sineması bir yetenek kazandı” dedi. Ne hissediyorsunuz?

A.Ş.: Güzel şeyler hissediyorum.

Bu sözler sizde bir gerginlik oluşturmadı mı?

A.Ş.: İster istemez oluşturuyor. Çünkü Özcan Deniz gibi biri bana olan güvenini gözler önüne serdi. Onun güvenine layık olabilme konusunda elbette bir gerginlik oluyor ama o gerginliği işimi en iyi şekilde yapmaya çalışarak üzerimden atıyorum.

Mehmet ÇALIŞKAN / HT MAGAZİN