Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mehmed Necmeddin Okyay, 28 Ocak 1883'te doğdu, 5 Ocak 1976'da hayata gözlerini yumdu.

Necmeddin Okyay, hattat, ebru sanatçısı, kemankeş, gül yetiştiricisi, tuğrakeş ve is mürekkebi imali , aharcılık (kâğıt perdahcısı "parlatma"), mücellidlik (cilt yapımı) gibi kitap sanatları ustası, imam ve hatipti.

Pek çok sanat dalında bilgisi, yetkinliği ve ustalığı ile Hezârfen unvanıyla da tanınmaktadır. Ebru sanatında Necmeddin üslubunu oluşturmuştur.

Üsküdar'daki Valide-i Cedid Camii'nde imam ve hatip olan babasının 1907'deki vefatı sonrası aynı camide aynı vazifeyi üstlendi ve görevlendirildiği kırk yıl boyunca buradaki görevini sürdürdü.

Ravza-i Terakkî Mektebi'nde okudurken hat muallimi Hasan Talat Bey’den rik'a, divanî, celî divanî yazılarını öğrenerek icazet aldı.

İlerleyen yıllarda Nuruosmaniye Medresesi'ndeki Filibeli (Bakkal) Hacı Ârif Efendi'den ders aldı ve celî üstadı Hattat Sâmi Efendi'den ta'lik hattını öğrendi; 1905 yılında bu yazı türünden, 1906 yılında ise sülüs-nesih yazılarından icâzet alarak hat sanatındaki bilgi ve yeteneğini geliştirdi.

Bu yeteneği ile 1957'de devrin ünlü hattatlarından Mehmet İlmî Efendi ve oğlu İsmail Hakkı Altunbezer'in mezar kitabesini celî ta'lik hatla yazıp hazırladı.

Okulda hat derslerine devam edemeyince ebru sanatına merak saldı ve Özbekler Tekkesi şeyhi Hezarfen İbrahim Edhem Efendi'den ebru sanatını, kâğıt boyama ve aharlama (perdah) usullerini ve hatta ince marangozluğu öğrendi.

Bu arada Konyalı müderris Mehmed Vehbi Efendi’den is mürekkebi imalini,Sultan Abdülaziz'in okçubaşısı Seyfeddin Bey'den kemankeşliği öğrendi ve Kaptanpaşa Camii imamı Ahmed Nazîf Efendi'den aşere ve takrîb, Çinili Camii imamı Nûri Efendi’den ilmiye icâzetnâmelerini aldı. Medresetü'l-Hattatin'den mezun oldu; burada hocalık da yapmıştır.

Eski kitapların tamirini ve yeni cilt yapımını öğrenen Okyay, bu sanatıyla eski eserlerin tamirinde çalıştı ve yeni eserler için özel ciltler hazırladı. Soyadı Kanunu çıktığında "Okyay" soyadını alarak kemankeşlik ve okçuluğa olan sevgisini soyadına da taşıdı. Okyay, vakıf arazisi olan Okmeydanı'nın ilki 1920'de, ikincisi 1940'ta olmak üzere satışını Devlet Şûrası'na kadar takip ederek ve mahkemede "Burası benim (okçuların) malımdır. Fatih burayı okçulara vakfetti." diyerek, vakfiyeden örneklerle satışını önlemiştir..

Bahçesinde özel merakı olan gül yetiştiriciliği neticesinde 444 farklı çeşit gül yetiştirdi.

Süheyl Ünver bu merakı sebebiyle kendisini "gül çapkını" diyerek latife etmiştir. O dönemde yapılan gül yetiştiriciliği yarışmalarından ödüller almıştır.

Necmeddin Okyay'ın bir meziyeti de kimin olduğu bilinmeyen ve imzasız olan hat eserlerinin kime ait olduğunu büyük bir isabetle tayin edebilmesiydi. Ayrıca taklit yeteneği de olan Okyay, pek çok şiveyi ve kişinin konuşma tarzını taklit edebilmekteydi.

Hezârfen Okyay özellikle ebru sanatında ilk kez denenen ve zamanla kendi adıyla anılacak bir üslup geliştirmiştir. Necmeddin üslubu denilen bu ebru üslubunda, o döneme kadar uygulanması düşünülmemiş olan lale, sümbül, fulya, karanfil gibi çiçek desenlerini ebruya uygulamıştır.