BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Çalışmalarını ilk kez Contemporary Istanbul’da gördüm. Çağatay Odabaş’ın işlerini puantilizm ya da pop-art yüzeyselliğinde algılamak çok kolay. Çok da anlaşılır aslında... HT Pazar'dan Deniz Çağlar'ın haberi...

Bir E.T. portresi var, başlık ‘Otoportrem’. “Neden E.T.’ye benzettin kendini” diye soruyorum. Ve hikâye başlıyor... Tanıdıkça, sanatçıyı tanımanın bir esere nasıl da anlam kazandırdığını hatırlatıyor. Sanatçıyla sohbet, kreatif sürecin bir parçası... Çağatay, üretim sürecini eserden bağımsız düşünemediklerimden.

HEDEF 50 BİN NOKTA

Öncelikle şunu belirteyim: Moda’da küçücük bir atölye burası. Ancak, böyle bir atölye sistemi ve düzen, ben bir Marc Quinn’de gördüm bir Damien Hirst’te. “Neden?” diyeceksiniz. Müthiş bir sistem kurmuş. Kendi parametrelerini yaratmış, başlı başına bir lisanı var.

Günde minimum 50 bin ‘nokta’ hedefliyorlar mesela! Son sergide toplam 1.6 milyon nokta varmış. 470 bin noktalık bir eser şu an üretim aşamasında.

Sanatçının elinde, namaz kılarken rekat saymaya yarayan minicik bir alet. Parmağına takmış... “Nedir bu?” diyorum, böyle bir aletin var olduğundan haberim yok! “Bununla noktaları sayıyorum” diyor. “1000 olmadan eserin başından kalkmak yok.” 2 bilgisayar mühendisiyle çalışarak, kendi yazılımını kurmuş. Yazılım ancak kendi bilgisayarında çalışıyor!

‘BİZ RÖNESANS’I KAÇIRDIK EVLAT...’

Çağatay gündüz uyuyor, geceleri çalışıyor. “Telefonum çalmıyor ya, rahatım” diyor. Konsantrasyonunu bozan, işini sabote eden yok! ‘Film dinlemek’ diye bir şey var lügatinde, resim yaparken film dinliyormuş!

Ayrı bir dünya kurmuş kendisine orada... Bir de asistanları var. Kıdemli asistanı Damla Hanım günde 13 bin noktaya kadar çıkıyor; diğerleri 8 binlerde... İnsanoğlunun sabrının tolere edemeyeceğini düşündüğüm bir emek var.

Hep duyduğumuz o yadırganan algıyı tam da burada kırmak istiyorum: Evet asistanları da yapıyor. Günümüz sanatçıları, ne yumurta beyazı ile pigmenti karıştırıp boyayı ne de ekspresyonizmi yeniden keşfedebilir. Çıplak modelle çalışma devri geçti. Çağdaş sanatı tarihten ayıran da tam olarak bu: Değerli olan, fikri ortaya koymak. Rahmetli Burhan Doğançay “Biz Rönesans’ı kaçırdık evlat...” dermiş Çağatay’a. Çağdaş sanat, bir nevi ‘modern Rönesans’... Tüm parametreler değişti.

Çağatay da bunun farkında: “İzleyici, fuarda gezip 1500 eser arasından seni paylaşıyorsa, bu evet başarıdır. İzleyici sanatçıyı onore ediyor demektir.” “Bugün seni, beni eleştiren adam da sosyal medyada, beğenen de. Hafife alamayız orayı...” diyor.

7 RENK KURALI

“Hata kabul etmez burası” diyorum. Gülüyorlar. Noktayı yanlış mı koydun, bitti... Zaten yıllar önceki sergilerinden birinin adı da ‘Sıfır Tolerans’. Durumu özetliyor.

Noktalar buzdağının görünen kısmı... Asıl kreatif süreç mutfakta... Bir sinema âşığı Odabaş. Sinemayla yaşıyor. Eserlerinde unutulmaz film kareleri başrolde... O kareleri bir ileri bir geri izleye izleye kendi çekiyor. Bir resmettiği karakteri asla bir daha yapmıyor. 7 renk kullanıyor toplamda. Uygulama açıktan koyuya gidiyor.

Bu 7 renk işi çok enteresan: Tablo renkli de olsa, siyah-beyaz da olsa, içinde aynı 7 renk var. Tamamen optik yanılsama... Sarı ve maviyi karıştırıp yeşile yormanın ötesinde, kırmızı-turuncu-yeşil ya da turuncu-mavi-sarı yan yana gelince göz gri görebiliyor! Yetmiyor, sağına soluna koyduğun her bir rengin önemi var. İşin içinde müthiş bir analitik var.

Dünyanın en iyi boyaları kullanılıyor burada. Kaws’ın, Takashi Murakami’nin kullandıklarından... ‘Golden’, Kaws’a özel renk üretmesiyle meşhur. “Boyanın Bentley’i bunlar” diyor. Bir turuncu tonudur ki bulmak aylarını almış. Ten rengini yakalamak en meşakkatlisi. Yeşille çalışmak en zoruymuş!

KAPICILAR KRALI APARTMANI

Leonardo DiCaprio, Angelina Jolie, Chucky karşımda... “Şaban yok mu?” diyorum... “Olmaz mı” diyor. “Bence Kapıcılar Kralı gelmiş geçmiş en iyi film! Köyden İndim Şehre, Tosun Paşa... Kapıcılar Kralı’ndaki apartman, 70’ler Türkiye’sinin en iyi özetidir.” Türk filmlerinden yaptığı ilk resim 1962 Küçük Hanım Avrupa’da filminden, Yeşilçam’ın ‘Taçsız Kral’ı Ayhan Işık ve Sadri Alışık ikilisini resmetmiş. Eser, şimdi Cem Yılmaz’ın koleksiyonunda. Sinema ve yapımcıların koleksiyonlarının olmazsa olmazı zaten Çağatay. Cem Yılmaz, Ozan Güven, Ata Demirer, Kerem Çatay... Kurumsal koleksiyonların da vazgeçilmezi; Allianz, Ferko, ING Bank.

RICHTER’İN İZİNDEN

En etkilendiği sanatçı: Gerhard Richter. “Farklı tarzlarda birbirinden başarılı işleri var. Çoğu, insanın yan yana gördüğünde aynı kişinin yaptığını anlamayacağı türden. Asıl başarı bu” diyor. Takashi Murakami, Jeff Koons... Işık-gölge bazında, Caravaggio’dan etkileniyor. “Bana göre Türk resminin miladı, Hüseyin Avni Lifij” diyor. Burhan Doğançay, soyut resimde Türkiye’den en etkilendiği isim.

Çağatay’ın işlerine baktığımda saydığı isimlerden hiçbiriyle ortak nokta göremiyorum. Anlıyorum ki ortak nokta şu: Richter misali, sayacaklarımın hepsi tek bir sanatçıdan çıkıyor!

Bir yanda puantilist film karakterleri, diğer yanda sinemadaki devinimi anlattığı soyut tablolar... (Bu seriden bir eseri söylemeden geçemeyeceğim; bayıldım! İsmi ‘Burhan Doğançay’a Saygı’... Doğançay’ın ‘Kurdeleler Serisi’ni kendi soyutlamasına uyarlamış.) Öte yanda kızının doğduğu yıldan ‘Figürler’ serisi var: Resmin içinde ‘Şirinler’ e de rastlamak mümkün, ‘Family Guy’a da...

Upuzun bir bekleme listesi asılı duvarda. Bugün sipariş verseniz, 2020’de ancak alıyorsunuz. Öylece spekülatif bir iddia atmıyorum ortaya: Gözümle gördüm; aksi teknik olarak mümkün değil. Atölyede en büyük yarış ‘zaman’la...

“Babamın portresini çizer misin peki?” diyorum. “Filmde oynamadıysa hayır!” diyor. “İstersen bir bavul para ver!” Üstelik, nitelikli bir film olması şart.

Son sorum: “En büyük tutkun sinema mı görsel sanatlar mı? Birini seçmek zorundasın!”

“Sinemayla besleniyorum, pratiğim sanat... Biriyle hayal dünyamı güçlendiriyorum, diğeriyle hayallerimi anlatıyorum.”

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300