Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bir önceki hafta düzenlenen 75. Altın Küre ödül töreni, beklendiği gibi protest tonu yüksek bir gündem yarattı. Fenomen televizyoncu Oprah Winfrey’nin sektördeki erkek egemen düzene, cinsel istismarlara, siyah ayrımcılığına isyan eden, eski çarpık düzenin vaktinin dolduğunu ilan eden konuşması kendi başına fenomen oldu. Time’s Up (Vakit geldi!) sloganının kullanıldığı Altın Küre töreni, tek parça siyah elbiselerle birlikte aktivist bir havaya bürünüverdi. HT Pazar'dan Alihan Mestci ve Çağla Bingöl'ün haberi...

Siyah, aktivist ünlüler için isabetli bir tercih olmuş, zira Çek araştırmacılara göre siyah, kişiyi kesinlikle olduğundan daha agresif gösteriyor. Ünlüler bu araştırmadan faydalandı mı, bilmiyoruz. Siyahın bir matem renginden öteye gittiği zaten aşikâr...

BİR KAMUFLAJ ARACI
Anarşist sembolizmle 19. yüzyıl sonlarından bu yana iç içe geçen siyah, dolayısıyla isyanın da rengi. Üzerine geçtiği her şeyi ve herkesi ardında saklaması itibarıyla bir kamuflaj aracı. Giysiyle bir araya geldiğindeyse ilginç bir sentez doğuyor. Zira giysi, insandan sakladığı kadar insana dair bir gösterge... Toplumsal, ekonomik, siyasi statü- lerin, dini aidiyetlerin göstergesi... İçinde bulunulan grubun veya toplumun beklediği davranış biçimlerinin bir ifadesi olduğu kadar bu tip beklentilerden ayrışmak için stratejik bir araç da... Zamanın ve mekâ- nın şartlarına bağımlı bir araç...

Zamane şartlarının sokağa yansıttığı sonuçlardan biri olsa gerek, siyahın İstanbul sokaklarında da epey tercih edildiğini görüyoruz. Sokağa çıkın ve dikkatli gözlerle bakın: Baştan aşağı siyah giyinmiş birilerine çok sık rastlayacaksınız. Bu yoğunluk, alışveriş verilerine de yansıyor. Mobil uygulama Hopi’nin yaptığı araştırmaya göre kıyafet alışverişlerinde pastanın her daim en büyük dilimi olan siyah parçaların oranı 2016’da yüzde 42’yken 2017’de yüzde 46’ya yükseldi. Dahası, siyahın en yakın takipçileri yüzde 13 ile lacivert (siyahın en yakın dostu, en sıkı rakibi) ve yüzde 11 ile mavi oldu. Bu sıralama 2016’da da böyleydi, fakat mavinin oranı daha yüksekti; 2017’de siyahla lacivertin payı büyüdü. Listede dikkat çeken bir diğer veriyse turuncunun yüzde 1 ile en dipte yer alması. Hatırlatalım; turuncu, enerjiyi simgeleyen kırmızı ile mutluluğu simgeleyen sarının bir karışımı... Ayrıca yaratıcılık, tutku, dinamizm ve eğlencenin de rengi.

SİYAHA İLGİ NEDEN ARTIYOR?
Peki neden siyaha ilgi artıyor? Şartlar bizi daha fazla siyah giymeye mi itiyor yoksa şartlara olan isyanımız mı siyah? Bu son soruya isabetli bir yanıt vermek, bilimsel bir saha araştırması gerektirir. Ama birtakım veriler, bir cevaba ulaşmamızı kolaylaştırabilir.

Giysinin toplumsal kimlikle ilişkilendirilmesinde milat Fransız filozof Roland Barthes’ın 1957 tarihli “Giysinin tarihi ve sosyolojisi” adlı makalesiydi. Barthes, giysiyi tıpkı dil gibi ideolojik bir çerçevede ele almayı önerdi. Ona göre giyim biçimleri birtakım karşıtlıklardan, yasaklardan-toleranstan, sapmalardan-tutarlıktan, bütünlükten-dışlanmışlıktan etkileniyordu. Giysi, kostümden farklıydı. İlki kişisel tercihlerin, ikincisi kurumsal normların dışavurumuydu.

Barthes’ın önerdiği şekilde bakıldığında giysi, kimliksel bir iletişim biçimine dönüşüyor. Bunu, özellikle modern siyasi tarihte Türkiye kadar yoğun deneyimlemiş bir başka ülkeye rastlamak pek mümkün değil. Bu coğrafyada şapka da başörtüsü de birer estetik ürün olmanın çok ötesinde, siyasi ve toplumsal anlamlar taşıyor zaten. Velhasıl sokakta ne giydiğimizin bir mana ifade etmesi, bize yabancı bir konu değil. Birçoğumuz giysiyi bir kostüm gibi taşıyor. Ya “siyah”, sokaktaki kostümümüze dönüştüyse?

BULAŞICI KARAMSARLIK
Öncelikle siyahın bir renkten fazla bir ruh hali olduğunu söylemek gerek. Siyah bunalımın rengi... Daha kötüsüyse bulaşıcı... Yani başkalarında gördükçe daha çok siyah giyiyoruz. Siyah matemin rengi... Dolayısıyla matem günlerinden geçerken renkli giyinmeyi uygun bulmuyoruz. Siyah, renksizliğin rengi... Gençler ergenlik dönemine geçişte siyahta ısrar ediyor, ta ki asıl kişiliklerini bulana kadar. Siyahla kamufle olmaya çalışıyoruz, tıpkı otomobil pencerelerine yapıştırdığımız filmler gibi...

Siyah iş yaşamında başarıyı, kendine güveni, otoriteyi simgeliyor. Fakat dostane bir özgüveni, paylaşıma açık bir otoriteyi değil. Mütevazı olduğu kadar ukala da... Kendini ezdirmiyor. En güvenilir gardırop seçimi. Her rengi absorbe edebiliyor. Kalabalıkların içinde kayboluyor ya da hiçbir farklı renkle uyuşmazlığı yok. Saklıyor; sakladığı kadar ötekiyle de uyum sağlıyor, yani renk vermiyor. Japon tasarımcı Yohji Yamamoto’nun siyah için dediği gibi “I don’t bother you, don’t bother me” (Ne ben seni rahatsız edeyim, ne de sen beni...)

‘SIKIŞMIŞLIK TONLARA SİRAYET EDER’
Psikolog Cafer Çataloluk siyaha olan takıntımızı anlatırken eğilimlere dikkat çekiyor: “İnsanların psikolojik hallerinin giyimleri ile bağlantısı var. Depresifseler koyuları daha fazla tercih ederler”. Çataloluk, “Özellikle zor bir zaman dilimine ve coğrafyalara sıkışmış toplumlardaki ruhsal çöküntü, sıkışmışlık doğal olarak giyim tonlarına da sirayet eder” diyor. Bu karanlık hissin evimizi boyadığımız renkleri bile etkilediğini anlatıyor.

Habertürk’ün bir önceki hafta başında yayımladığı “IPSOS Türkiye Barometresi 2017” anketi de bu ruh halini ispatlar nitelikte. Zira 2018’de başlıca gündem konularına dair büyük bir değişim beklentisi mevcut değil. Toplumun önemli bir kısmı, 2017’deki vaziyetin 2018’de de devam edeceği düşüncesinde. Dahası, bazı başlıklarda karamsarlık artmış: İşsizliğin azaltılacağı beklentisi 2017’de yüzde 26’yken, 2018’de 18’e düşmüş. “Kadına şiddet artar” diyenler, 5 puan yükselerek yüzde 34’e çıkarken “azalacağını” söyleyip umudunu koruyanlar da 10 puan düşerek yüzde 15’e inmiş.

Sahi neden siyah giyiyorduk? Cafer Çataloluk, tekrarlıyor: “İnsanlar depresifken renkler de kararmaya başlar...” Fakat, ekliyor: “Bu durum sürdürülebilir değil. Duygularımızı ve ruhumuzu korumalı- yız...” Yarın daha renkli giyinmeye ne dersiniz?

MODAEVLERİNİN DAİMİ TUTKUSU
2017-18 Sonbahar/Kış sezonu koleksiyonlarının majör bir kısmını siyah paleti oluşturuyor. Tasarımcılar bir yandan renklilere geçmemizi istiyor ama siyahtan da vazgeçmiyorlar. Sezon koleksiyonlarında Giorgio Armani, Saint Laurent ve Versace, siyahın yanına parlak bir mavi tonu koyuyor. Proenza Schouler, Bottega Veneta, Mulberry gibi modaevleriyse kendilerini pür karanlığa teslim ediyor. Jil Sander, Sacai ve Miu Miu, başta beyaz olmak üzere çeşitli renklerle siyahın yumuşatılması gerektiğini söylüyor. Ayrıca moda dünyasının önemli isimlerinin bizzat kendileri karalar içinde geziyor zaten. Raf Simons, Alexander Wang, Ricardo Tisci, Michael Kors, Vera Wang, Olivier Rousteing ve Jason Wu gibi ünlü tasarımcılar ilk akla gelenler. Hepsi siyahı zamansız ve tarafsız görüyor; bir anlamda boş bir kanvas gibi. Türkiye moda dünyasında hafızamıza yer eden isim ise Neslihan Yargıcı. Peki siyaha en çok kim karşı çıkıyor, dersiniz? Vogue’un efsane yayın yönetmeni Anna Wintour!

YÜZDE 25 BAŞTAN AŞAĞI GİYEBİLİR
Siyah, sandığımız gibi hepimize yakışmıyor. Renk Şifresi Markası’nın yaratıcısı, kişisel renk danışmanı Zeynep Tarhan Muslu’ya kulak verelim: “Siyah, bulması ve kombinlemesi kolay, bol üretilen ve birçok kişi tarafından risksiz olarak algılanan bir renk. Ama taşıması ve kişisel renk şifresine göre doğru ayarda kombinlenmesi aslında çok zor. İnsanların ayrıldığı renk gruplarına göre siyah, sadece yüzde 25’inin baştan aşağı giyebileceği bir ton...” Devamında çoğumuzun hiç hoşuna gitmeyecek bir itirafta bulunuyor: “Yakışmayan siyah kusur örtüp ince göstermez, hatta aksine kısa ve toplu algılanmanıza neden olur.” Siyah size yakışır mı diye bir test yapmak istiyorsanız Muslu’nun önerisi makyajsız yüze siyah bir kâğıt tutarak bakmak. “Eğer mimik çizgileri, sivilce gibi kusurlar, yüzdeki asimetriler daha belirginleşiyor ve göze batıyorsa siyahı baştan aşağı tek renk halinde kullanmaktan kaçının. Siyah size yakışmıyorsa ve giymekte ısrarcıysanız uyarmam gerekir ki, silinip gidersiniz...” Zaten siyahı da bu yüzden tercih etmiyor muyduk?