Mustafa Kemal yüzyıl önce Samsun’a ilk çıktığında nasıl bir yönetim biçimi öngörüyordu?

Bandırma vapurunun bir köşesine oturup, “Dokuzuncu Ordu Müfettişi” Mustafa Kemal’in arkadaşlarının Samsun’a kadar olan yolculuğu sırasındaki sohbetlerini dinlemek veya okumak isterdim.

Ne yazık ki o güne ilişkin elde çok fazla veri yok…

Bununla birlikte Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bir devrimi hayata geçirme hedefiyle yola çıktığı gerçek... 

Peki, hedefledikleri toplumsal mı, yoksa siyasal bir devrim miydi?

TOPLUMSAL DEĞİL SİYASAL

Mustafa Kemal’in Samsun’dan başlayıp Amasya, Erzurum, Sivas, Amasya, Kayseri, Mucur, Hacıbektaş, Kırşehir’den, Ankara’ya uzanan yolculuğu takip edildiğinde hedefinde olanı görmek olası…

Çünkü başlattığı mücadeledeki söylemlerine ve mücadelesinde hedef koyduğu kesimlere bakıldığında, temeli sınıf ayaklanmasına dayanan, toplumsal yapıyı değiştirmeyi hedefleyen amaç gütmediği görülüyor.

Bu açıdan bugün bir asrını dolduran devrimin ilk yolculuğu toplumsal değil, siyasaldı…

Çünkü ne Fransa ne Rusya ne de Çin devrimi gibi sınıf mücadelesine dayalı bir mücadeleyi başlatmadı.

Hiçbir zaman toplumun sınıfsal yapısını değiştirmeyi öncelemedi, bu yönde bir kalkışmayı tetikleme eğilimine de girmedi.

Sınıf farkı gözetmeyen milli mücadele, kurtuluş savaşı esasına dayandı.

Milli mücadelenin tüm eylem ve komutası da ulus devlet esasına göre kademelendi...

İKİNCİ DEVRİM

Kurtuluş Savaşı'ndan galip çıkıldıktan sonra gerçekleşen “inkılaplar” ise “siyasal devrime” bir de “toplumsal devrim” boyutunu kattı.

Demokratik cumhuriyet modelini kurarken, toplumsal devrimi de gerçekleştirdi...

Bunun önemli ayaklarından biri de alfabe değişikliğiydi.

Çünkü bir toplumun alfabesini değiştirerek, geçmiş kültürel bağlarından koparılabildiğine içinde bulunduğu toplum da tanıktı.

Türklerin 16'ncı yüzyılda Arap alfabesine geçerek Orta Asya’daki kültürel bağlarından nasıl koptuğunu biliyordu.

Dolayısıyla asıl toplumsal devrimi Kurtuluş Savaşı sonrasında başlattı.

İLK CUMHURİYET SÖYLEMİ

Peki, Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Cevat Abbas Gürer, Şeyh Fevzi Efendi, Muzaffer Kılıç ve Bedri Bey’den oluşan heyet, 20-22 Ekim’de ikinci kez geldikleri Amasya’da “Görüşmeleri” tamamladığında, hedefindeki yönetim biçimini belirlemiş miydi?

Cumhuriyet yönetimi o zaman fikir olarak oluş muydu?

Ya da küçük bir grup dışında halkın herhangi bir nüvesine söylenmiş miydi?

Çocukluğumdan beri taraflarından birçok versiyonunu dinlediğim Cumhuriyet fikrinin açıkça dile getirildiği ilk söz, Hacıbektaş ziyaretinde ortaya çıktığı belgelerle de sabit.

Erzurum’dan Ankara’ya kadar yanında olan ve gezi notlarını tutan Mazhar Müfit Kansu’nun 4 Mart 1948’den itibaren “Son Telgraf” gazetesinde yayınladığı anılarında da bunu görmek olası.

Kansu, Mucur’un ardından gidilen Hacıbektaş gezisinin gizli tutulduğunu yazıyor.

Neden de anlaşılıyor ki İstanbul Hükümetinden Konya’da yerleşik orduya giden telgrafta Hacıbektaşlıların yanlarında almayı reddettiğine ilişkin bilgi notu.

MUTLU GÜNÜN İLANINA KADAR

Nitekim Mustafa Kemal ve arkadaşları Hacıbektaş’a vardıklarında İstanbul Hükümetine karşı duruşu ve kendilerine olan yakınlığı açıkça görüyor.

Cemalettin Efendi, evinde ağırladığı Mustafa Kemal’e o gün şunu soruyor:

“Paşa hazretleri, cesaretli ve basiretli idarenizde Türk milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz. Yüce Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyor musunuz?”

Mustafa Kemal’in yanıtı aynen şöyle oluyor:

“O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri…”

Kansu da anı defterine, “Cemalettin Efendi Cumhuriyet’e taraftar; hele Salih Baba, hür fikirli, çok ileri bir zat…” diye yazıyor.

İLK NEREDE?

Cumhuriyet düşüncesinin bu denli açık şekilde dile getirildiği ilk yer olduğu söylenebilir.

Çünkü 7-8 Temmuz 1919’da Erzurum’da bir gece sohbeti sırasında da Mustafa Kemal “Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır” cümlesini Kansu’nun anı defterine “gizli kalacak not” olarak düşürüyor.

Hacıbektaş’ta ise ilk kez toplum önünde dile getiriyor.

KIRŞEHİR GENÇLERİ…

Ardından gidilen Kırşehir’de de coşkuyla karşılanıyor.

Mustafa Kemal, beraberindeki 4 kişiyle imzaladığı hatıra defterine aynen şöyle yazıyor:

“Kırşehir gençliğinin, vatanımızda gençliğin kıymetli bir enmüzeci olduklarını ispat edecek efkar-ı metine ve musibe ile metahalli kanaati ile vaz'ı imza eyleriz… (Kırşehir gençlerinin, ülkemiz gençliğinin değerli bir örneği olduklarını kanıtlayarak ve doğru görüşlerle donatılmış oldukları kanaati ile imzalarız)…”

Orta Anadolu’nun iki merkezinde dile getirilen sözler, büyük Milli Mücadele yürüyüşünün başladığı 19 Mayıs’ın yüz yıllık yolculuğunun iki mihenk taşı oldu.

Cumhuriyet ve emanetine bırakılan gençlik…

Kutlu olsun…