Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ZİHİNDE KAYBETMEK
ALİ GÜLTİKEN
G.Saray’ın sezon başından beri devam eden sürecini bir anda değiştirebilmesi elbette kolay değil. Takımın oyun düzeni ve taktik disiplin gibi birçok şey değiştirmeli. Ama yapılması gereken en büyük değişiklik zihinsel. Mustafa Hoca’nın bu konuda attığı adımlar var ama takımın buna aynı ölçüde cevap verdiği söylenemez. Bundaki en büyük etken de öndeki rakiplerle oluşan puan farkı. Siz ne anlatırsanız anlatın oyuncu eğer bunu kendi içerisinde aynı şekilde düşünmezse dün akşam da gördüğümüz gibi yapılacak bir şey kalmıyor. G.Saraylı oyuncular şunun farkında; önlerinde iki tane rakip var ve puan farkı çok büyük. Bunu kapatmanın zor hatta imkansız olduğunu biliyorlar. Ne kadar kendilerini inandırmaya çalışsalar da bunu değiştirmek kolay olmuyor. Çünkü G.Saray’ın takım halinde ciddi bir savunma zafiyeti var. Oyunu tutmakta zorlanıyor. Takım savunması yapmakta büyük sıkıntı yaşıyor. Rakiplerine hem içeride hem dışarıda çok pozisyon veriyor. Hücum gücü anlamda eksiklere rağmen gol bulmakta sıkıntısı yok. Fakat savunma problemi, tüm bunları yerle bir ediyor. Yani yenilen 3 golünde dışında o kadar da verilen pozisyonlar var. Osmanlı, son 5 maçını kazanamamış olsa da evinde iyi bir takım. Özellikle büyük maçları seviyorlar. Bu tür maçlarda goller bulan bir takım. İyi kontratak yapıyorlar ve sonuca ulaşıyorlar. Dün akşam da bunu tekrar ettiler. Ligde oyunun boyunu en çok daraltan oyun ve taktik disipline uyarak oynamaya çalışan takımlardan bir tanesi olarak Osmanlı’nın aldığı sonuç şaşırtıcı değil. Son derece de olağan.

Burada şaşırtıcı durum; G.Saray’ın 3-2 geriye düştükten sonra buna tepki vermemesi ve skoru kabullenmesi... Bu kaybetmekten daha zor bir durum. Çünkü büyük takım; oyunun her anında reaksiyon veren takım demektir. Kaybetmeyi kabullenmeyen takım demektir. Bunu değiştirmek için her dakikada çaba gösteren takım demektir. Son 40 dakikada böyle bir G.Saray yoktu. Kafalarda bazı şeyler bittiği zaman; sahada doğru işler yapmak kolay olmuyor. G.Saray takım olarak bu durumu kabullenmiş. “Artık ligde benden bir şey olmaz” diyor. Geçen sezonun şampiyonu ve kupalar kazanan takımı olarak G.Saray ligin daha 19. haftasında bu kayıpla kendini zor bir yola soktu. Bu taraftar için camia için zor bir durum. Ama daha zoru futbolcular için olacak. Bundan sonra oynanacak her hafta içeride de dışarıda da oyuncuları çok zorlayacak. Artık her maç futbolcular için ayrı bir test olacak. Yalnızca sahadaki rakiple değil, saha dışındaki birçok etkenle de mücadele etmek zorunda kalacaklar.

OSMANLISPOR
G.Saray’ı ligin ilk yarısından sonra ikinci yarıda da yenebilmek çok özel bir durum. Ligde çok görünen bir durumda değil. Çok görülebilen bir netice değil. Osmanlı, bunu tesadüfle değil, mücadele ve emekle kazandı.

SAVUNMA ZAFİYETİ
G.Saray’ın savunma zafiyetinin devam etmesi ve maçın bitimine uzun bir süre kalmasına rağmen oyuncuların skoru kabul edip reaksiyon göstermemesi büyük bir takım için kabul edilebilir bir şey değil.

FABRİKA AYARLARI
HALİL ÖZER
G.Saray neresinden tutsan elinde kalacak durumda. Camiasından, taraftarından, genel kurulundan, eski başkanlarından, yeni yönetimlerinden, hocalarından ve tabi ki futbolcularından. Hepsinden ayrı senaryo çıkar. Bir Muslera örneği verelim yeter. Geçen yıl G.Saray’ı tek başına şampiyon yaptı dersek yalan olmaz. Son şampiyonlukların hepsinde rolü var. Dün üzüm misali en kötü maçlarından birini çıkardı, diğer kötülere benzedi. Bu tamamen bir kelebek etkisi. Önünde böyle bir defans varsa nereye kadar takımını sırtlayabilirsin ki? Fabrika ayarları bozulmuş bir kere.

Sneijder nereye kadar bu takımı itekleyebilir? Adam ver kaç yapıyor ama arkadaşı kaçamıyor. Bu sene böyle bir takımda oynuyor. Herkes ayrı bir bunalımda. Bu kadar kötü bir hal nasıl toparlanır, bilemiyorum.

Tabi ki UEFA’dan gelen haberler takımın zaten sallantıda olan tüm dengesini kökten etkilemiş. Herkesi galiba gelecek korkusu sarmış. Kimisi “Avrupa olmadan ben seneye ne yaparım?” kimisi “Benim ya paramı keserlerse” derdinde. İşler iyiyken formayı öpenler, Metin Oktay selamı verenler şimdi öyle havadalar ki sanki bağlasan durmayacak haldeler. O kadar isteksiz, ateşsiz, heyecansız oynuyorlar. Bu halde bir takımın başarılı olma şansı koca bir sıfırdır. Millet forvete takmış durumda. Arkadaş peki defans? Hepsinde kürdan gücünde fizik gücü. Ne ikili mücadelede varlar ne hava topunda. Hadi onları bırakın çizgi halinde bile duramıyorlar. Hepsi çıt kırıldım. Semih, Sabri, Denayer ve Hakan umutsuz vaka durumunda.

Düşünebiliyor musunuz koskoca G.Saray’ın tek bir gol arama aksiyonu var. Topu Sneijder’la buluştur, Hollandalı topu sağına alsın, şut çeksin gol atsın, hepsi bu. Tabii ki hocanın planları vardır. Kara tahtada kimbilir neler hazırladı. Ama oyuncusunda bunları gerçekleştirebilecek psikoloji ne yazık ki yok. Akıllar başka yerlerde. Sadece Sinan biraz çaba gösterdi. Hakkını vermek lazım. İki golde de faydası var. Ama o kadar. İkinci 45’te yok. Ama olacak. Ondan umutluyum.

Osmanlı tabi ki böyle bir rakip beklemiyordu. Daha da farklı kazanabilirlerdi. Ama oyunun 93. dakikasına kadar düşündükleri G.Saray’ı beklediler. Rölantiye aldılar, kontrollü oynadılar. Umar Aminu’yu çok beğendim. Numan ile Musa’ya hayran oldum. Mustafa Reşit Akçay’ı gerçekten çok takdir ettim. Sevinmesi bile dengeli. Şuurunu yitirmeyen ender hocalardan birisi.

Şöyle bir sıkıntı var. Tabii ki bu maç şampiyonluk yolunda fena bir yara oldu. Artık toparlaması çok zor. Ama iyice sermemek lazım. Bir yıllık Avrupa cezası garantilenirse UEFA Kupası’na katılma hakkını elde ederek seneye bir şekilde o cezayı çekmesi lazım. O da olmazsa ceza için ikinci seneyi beklemek zorunda kalır. O yüzden Mustafa Hoca önce Burak olayını çözmeli. Sonra yola devam etmeli.

DENAYER
Bu arkadaşı önce sağ bek oynattılar. Sonra sağ ön filan. Dünya laf etti. “Ben stoperim”dedi. Dün stoper oynadı rezalet. Böyle seçmece transferleri kim yapar nasıl yapar belli değil.

HAKAN BALTA
Ağustos-eylül aylarında bir ülke kahramanıydı. Üç dört ayda çöktü. Hiçbir yerde dikiş tutmuyor. Hatanın bini bin para. Savunmanın en yumuşak karnı oldu. Acil toparlaması lazım.

KRAL'INI SATAN TAKIM
ERHAN TELLİ
Galatasaray’da vazgeçilmez bir gelenek vardır...

Başarı asla cezasız kalmaz!

Başkanından yöneticisine, teknik direktöründen futbolcusuna kadar, yıllardır böyle gelmiş böyle gider...

Kim birazcık öne çıksa, hemen el birliğiyle alaşağı edilir.

Faruk Süren’den Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak’a, Fatih Terim’den Hamza Hamzaoğlu’na, Hakan Şükür’den, Hasan Şaş’a kadar, son 20 yıl içerisinde Galatasaray tarihine damga vurarak adını altın harflerle yazdıran bir çok önemli isim, birer birer böyle gönderilmiştir...

İşte son kurban, Burak Yılmaz...

Galatasaray forması altında attığı goller ortada. Kazandığı kupalar ise müzede duruyor.

Hakan Şükür’den sonra o formayı dolduran en iyi golcü olduğunu sadece ben değil, istatistikler de söylüyor...

Ama futbol bu, nankör olacak ya işte... Galatasaray taraftarı nedense artık Burak Yılmaz’ı beğenmiyor.

‘Yabancının aldığı para helal, yerlinin ki haramdır’ felsefesi ile başlatılan kampanyalara, yönetim de medyaya sızdırdığı ‘teklif var, satıyoruz’ haberleri ile destek verince, Türkiye’nin en iyi golcüsü (Ben değil, hocası Mustafa Denizli öyle söylüyor) bir anda satışa çıkıyor.

Yerine daha iyi bir golcü alınsa tek bir kelime itirazım yok... Ama bana göre Melo’nun satışında olduğu gibi, yine çok büyük bir hata yapılıyor.

Maça gelince... Eldivenin içinden bile geçen bu soğukta, o taş gibi buzlu zeminde futbol oynamaya çalışan her iki takımın oyuncularını da tebrik etmek gerekir. Gerçekten de bu zorlu şartlarda beklenenin çok üstünde bir mücadele sergilediler. Mustafa Denizli’nin sahaya çıkardığı kadronun daha maç başlamadan eleştirildiğini biliyorum. Özellikle “Linnes varken hala niye Sabri oynuyor?” sorularının cevabını da elbette maç sonunda kendisi verecektir. Hakan Balta’nın artık eskisi gibi sol bek oynayamayacağını daha önce yazmış olduğumdan, Semih’in sakatlanıp Carole’ün oyuna girmesini, Denizli’yi bu yanlış nedeniyle daha fazla eleştirilmekten kurtaran bir şans olarak görüyorum, o kadar... Donk’un bu maçtaki donmuş haline karşın, Lawal’ın Osmanlıspor’un orta sahasındaki ısırgan hali, beni biraz düşündürmedi de değil. Ama maç öncesi yaşanan UEFA krizi ve Galatasaraylı futbolcuların maça çıkarken içlerinde bulunduğu durumu da düşününce, pek de kızamıyorum. Çünkü “Şampiyon olsak bile Avrupa’ya gidemeyeceğiz” diye düşünen bir takım için ne yazık ki beklenen son. Artık bu sonuçla, 17’de 17 hayalleri de biter, 11 puanlık farkı kapatma düşleri de...

Neticede; bu sezon için tüm Galatasaraylılar’a geçmiş olsun.

SNEİJDER ’İN İNADI
Onca olumsuz şarta rağmen Hollandalı yıldızın maç içindeki kazanma hırsı, inadı ve mücadelesi yerindeydi. Eğer ona ayak uydurabilen bir iki oyuncu daha olsa sonuç farklı olurdu.