AK Parti Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fethi Açıkel, Habertürk'te Teke Tek programında Fatih Altaylı'nın Türkiye'de bulunan Suriyeli göçmenlerle ilgili sorularını yanıtladı. 

Prof. Yasin Aktay, iddia edilenlerin aksine Suriyeliler'in Türk ekonomisine katkılarının altını çizerek şöyle konuştu: "Türkiye'de nüfus artışı yüzde 2'ye kadar düştü. Bu aslında ciddi bir tehlike. 35 milyar devlet bütçesinden harcanmış değil. Bu işin içerisine sivil toplum kuruluşları katılıyor. Devlet kurumlarından alınan hizmetlerden oluşuyor.Türkiye şu anda Arap dünyasının zengin bölgelerinden de Türkiye'ye akan resmi ya da gayriresmi yardımların merkezi haline gelmiş  durumda. Bu yardımlar sivil toplum kuruluşları, gayri resmi elden yapılıyor. Halkın yaptığı yardım bunlar. Sadakasını veriyor. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Yemen. BAE'nin altın borsası Yemenliler'in elindedir. Bu şu anda Türkiye'ye taşınıyor. Yemenli altın tüccarları burada dükkan açıyor. Kuyumculuk için altın işleme fabrikası açıldı. Binlerce insan çalışıyor. Suriyeliler Arap halkının en eğitimli kesimi oluşturuyor. O insanları bizim daha fazla değerlendirmeye çalışmamız lazım. Hiçbir şey yapılmıyor değil. Şimdi 'Suriyeliler bedava okuyor' diye eleştiriliyor. Tabii ki okuyacaklar. Suriyeliler'in Türkiye'de oynamakta oynadığı bir rol var. Bizim Arap dünyasıyla ilişkilerimizi çok kolaylaştırdılar".



CHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Açıkel ise, "Bizim yapmamız gereken Büyük Ortadoğu fantazilerinden çıkıp Atatürkçü politikaya dönmemiz gerekir"  dedi. Prof. Açıkel şöyle konuştu: "Bu sorun Suriye'nin refah ve barış içerisinde toprak bütünlüğünün sağlanması yoluyla tüm silahlı terörist grupların teslim olması ya da ortadan kaldırılarak Suriye şehirlerin yeniden inşasıdır. 

Aktay ve Açıkel'in konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

AK PARTİ GENEL BAŞKAN DANIŞMANI PROF.DR. YASİN AKTAY:

Resmi rakamlara göre 3 milyon 468 bin 735 kişi. 255 bin kamplarda yaşıyor. 325 bin kişi geri döndü. Özellikle Fırat Kalkanı ve Zeytindalı Harekatı'ndan sonra. İstikrara kavuştuğu takdirde Suriyeliler'in büyük çoğunluğu kalma taraftarı değil. Göçün sosyolojik tabiatına hepsinin dönmesi uygun değil. Ama bir kısmı dönecektir. Kendi ülkelerinde topraklmarı, arazileri, akrabaları var. Yarısından fazlasının en azından 2 milyonu dönecektir. Geri kalanlar burada iyice entegre olmuş olarak kalacaktır. Onlar da toplumumuzda ciddi bir problem oluşturmayacaktır. Birinci koşul Suriye'deki ortamın düzeltilmesi. Türkiye, İran, Rusya arasında ortaya çıkan mutabakat zemini çok işe yarıyor. İdlib'de korktuğumuz başımıza gelmiş olsaydı, Türkiye onun olmaması için çok uğraştı, hala uğraşıyor. Orada bazı gruplarla savaşalım deyince sivil insanlar için orayı yaşanmaz hale getiriyorsunuz. Biz bombalarla bir şehre saldırmıyoruz. İdlib'de gerek Suriye rejiminin ve gerekse Rusya ve İran'ın yapmak istedikleri buydu. Bunu yapmış olsalardı en az 1 milyon göçmen olacaktı.

"İDLİB'İN YAŞANABİLİR HALE GELMESİ ÇOK ÖNEMLİ BİR İŞTİR"

Karşınızda iyice motive olmuş bir terör örgütü var. Orada terör örgütleri adına kimse söz veremez. Emirlerini başka yerlerden alıyorlar. DAEŞ, Nusra kendiliğinden harekete geçtikleri zannetmesinler. Son zamanlarda DAEŞ'in sözde lideri Ebubekir El Bağdati'nin videosunu gördük. Türkiye'yi doğrudan hedef alıyor. Bu insanlara karşı mücadelenin bir yolunu, sivil insanları etkilemeyecek bir yolunu bulmak gerekiyor. Biz İdlib'de o yolu bulmaya çalıştık ve başardık. Halep'de çok uğraştık. Göçün olmasını engelleyebilirdik. Türkiye'nin istihbarat gücü şu anda sahada duruma vaziyet ediyor. İdlib'i yaşanabilir hale getirmemiz çok büyük iştir. Birileri Suriyeliler'in burada olmasından rahatsız oluyor. Evet sorunlar var ama Türkiye şu anda oradaki 8 milyon Suriyeliyi bir bakıma yönetiyor. Şu anda Türkiye'nin toprakları genişlemiş oluyor. Bu isteylerek yapmış olduğumuz bir şey değil. Türkiye'nin dünyada kaybettiği kadar kazandığı bir çok şeyi var. Biz durumu çok iyi idare ettik. Almanya'da aynı şeyin olduğunu düşünebiliyor musunuz? Tabii orada sorun Türkler'in Müslüman olması. Polonya'dan, Doğu Almanya'dan, İspanya'dan, Sırbistan'dan gelenler insanlar oldu. O zamanlar bu göçe Almanya'nın ihtiyacı olduğu söylenmişti.

"BEA'NIN ALTIN BORSASI YEMENLİLERLE TÜRKİYE'YE KAYIYOR"

Türkiye'de nüfus artışı yüzde 2'ye kadar düştü. Bu aslında ciddi bir tehlike. 35 milyar devlet bütçesinden harcanmış değil. Bu işin içerisine sivil toplum kuruluşları katılıyor. Devlet kurumlarından alınan hizmetlerden oluşuyor.Türkiye şu anda Arap dünyasının zengin bölgelerinden de Türkiye'ye akan resmi ya da gayriresmi yardımların merkezi haline gelmiş durumda. Bu yardımlar sivil toplum kuruluşları, gayri resmi elden yapılıyor. Halkın yaptığı yardım bunlar. Sadakasını veriyor. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Yemen. BAE'nin altın borsası Yemenliler'in elindedir. Bu şu anda Türkiye'ye taşınıyor. Yemenli altın tüccarları burada dükkan açıyor. Kuyumculuk için altın işleme fabrikası açıldı. Binlerce insan çalışıyor. Suriyeliler Arap halkının en eğitimli kesimi oluşturuyor. O insanları bizim daha fazla değerlendirmeye çalışmamız lazım. Hiçbir şey yapılmıyor değil. Şimdi 'Suriyeliler bedava okuyor' diye eleştiriliyor. Tabii ki okuyacaklar. Suriyeliler'in Türkiye'de oynamakta oynadığı bir rol var. Bizim Arap dünyasıyla ilişkilerimizi çok kolaylaştırdılar.

"ARAPLAR KENDİ ÜLKELERİNDEN DAHA FAZLA TÜRKİYE'YE BAĞLILAR"

ABD'de New York'tasınız, İngiltere'de Londra'dasınız. Orada da Çin, Pakistan mahalleleri var. Uzun vadede ben bu gettolaşmanın aşılacağına inanıyorum. 3-4 ay önce belediyelerin bir düzenlemesi vardı. Tek başına Arapçayı yasakladılar. Yanlarında bir de Türkçe olsun dendi. Bu güzel bir şey. Mardin, Siirt, Antakya, Urfa'da Arap vatandaşlarımız var. Yeni gelen Araplarla birlikte Türkiye bunu bir avantaja dönüştürmüş durumda. Arap Birliği geçenlerde Tunus'ta toplantı yaptı. Adam kalktı dedi ki, 'Türkiye Arapların işine karışmasın'. Ben de kalkıp dedim ki 'Sen kimsin'. Onun ülkesinin nüfusu 300-400 bin kişi. Bizim yönetmekte olduğumuz 12 milyon Arap var. Benim bu konuşmam Arap dünyasında karşılık buldu. Arap mevzuları bizim de mevzularımızdır. Arap dünyasını temsil etme hakkına biz de sahibiz. Araplar da kolay kolay ayrılıkçı, bölücü durum olmaz. Yüzde 80'inden fazlası kendi ülkelerinden fazla Türkiye'ye bağlılar.

"SURİYELİLERİN ÇOK CİDDİ OLARAK EKONOMİMİZE KATKISI VAR"

Türkiye'nin performansını gerçekten takdir etmek lazım. Devlet halkına güvenerek yaptı bu işi. Halkı da boşa çıkarmadı o güveni. Bir toplumda yabancı düşmanlığı, ırkçılık potansiyeli her zaman vardır. Önemli olan onun kışkırtılmaması, uyandırılmaması lazımdır. Birtakım insanların Suriyelileri hedef gösteriyor olması fitnenin uyandırılması anlamına geliyor. Merkel'in oylarının düşüş sebebi Türklerle, Suriyelilerle, yabancılarla ilgili politikaları. Hakikaten Türkiye iftihar edilecek bir model olarak incelenmeye, yükseltilmeye her bakımdan değer. Biz bu promosyonu yapmamız gerekirken negatif şeylerle uğraşmak zorunda kalıyoruz. Bana soracak olursanız Suriyeli genç nüfus Türkiye'de kalsın. Türkiye'de işsizlik problemi konusunda iş beğenmemek meselesi de var. Suriyeliler Türkiye'deki işsizlerin iş alanına girmiyor. Çok farklı sektörlerde çalışıyorlar. Ekonomiye olan katkıları da var. Çok ciddi anlamda yatırımcıları var. Suriyeliler şu anda Türkiye'nin ekonomisine çok ciddi katkıları var. Günal keçisi psikolojisi vardır. Genellikle yaşamakta olduğumuz sorunları alakasız insanlara yüklemek durumu vardır. Bu ilk olarak yabancılara yapılır. Şu anda Suriye'ye giden ihracatımız geçmiş döneme kadar epeyce artmıştır.

"SURİYELİLER GİTSELER DE KAZANIRIZ GİTMESELER DE KAZANIRIZ"

Esad'tan, DEAŞ'tan, Hizbullah'tan, PYD/YPG'den korkuyorlar. Suriye toprakları o kadar münbit topraklardır ki, Anadolu topraklarından daha az değerli değil. Yeter ki güvenebilecekleri yönetim oluşursa rahat rahat giderler. Giderlerse ayrı kazanırız, gitmezlerle ayrı kazanırız. Biz bu insanları davet etmedik. Batı ilk zamanlardaki istekliliğini sergilemedi. Biz Esad'a biraz tolerans göstermeye devam ediyor olsaydık, Amerika neredeyse bizi teröre destek veren ülkeler listesine alacaktı. Libya'da yaptıkları gibi Esad'ı devirecekleri havasını verdiler. İşin diğer tarafı Esad'ın yaptığı zulümlere sessiz kalmak ahlâki olarak bize yakışmazdı. 3,5-4 milyon insan Türkiye'de olmuş. Bu insanlar isteyerek gelmediler. Allah hiçbir toplumun başına böyle bir şey vermesin. Şu ana kadar çok şükür iyi yönetmeye çalıştık. Şu anda Türkiye halkının kökenine gittiğmizide yüzde 30-40'ı buraya gelmişlerdir. Daha da kökene gidersek burada doğmuş insan yok. Böyle bir Türkiye varlığını biraz da bu göçea borçlu. Tarihsel olarak göç bir toplumu ihya eden bir şeydir. Bütün medeniyetler göç açısıyla meydana gelmiştir. Suriye yüz sene önce bizim topraklarımız. Tıpkı Balkanlar'ın bizim topraklarımız olduğu gibi. Türkiye'deki Boşnaklar orayla, Arnavutlar Kosova'yla köprü oluşturmuştur. Bugün Arap dünyasıyla ihracatımızın oranı geometrik olarak artmıştır. Neticede 30 milyar dolardan 175 milyar dolara çıkmış bir ihracattan bahsediyoruz.

"DÜNYANIN EN İSLAMAFOB ÜLKELERİ İSLAM ÜLKELERİDİR"

Biz kavga etmek istemedik. Arap halkları ülkelerinde devrim yaptıkları zaman bizimle buluştular, karşı devrim olunca bizimle ilişkilerimizi oradaki siyasetçiler bozdular. Amerika şu anda hakikaten ateşle oynuyor. Darbeleri destekliyor. Herhangi ilerici ve demokratik bir şeyi destekliyor değil. Müslüman Kardeşler dediğiniz İslam coğrafyasında en etkin ve yaygın sivil toplum örgütlenmesi. Şiddetle aralarına güçlü mesafeler koymuşlardır. Barışçıl çizgiden sapmamış, şiddet hareketine meyletmemiş insanlar bunlar. ABD Temsilcileri diyor ki, 'Biz bunları nasıl terör örgütü ilan edelim,bunların terör söylemleri yok'. Mısır, Suudi Araistan ve BAE 'Bunlar terörist' diyorlardı. İhvana savaş açmak bütün İslam'a savaş açmaktır. Bu artık İslamafobinin zirvesi demektir. Dünyanın en İslamofob ülkeleri bizzat İslam ülkeleridir, bizzat bu devletleri yönetenlerdir. Şu anda müslüman dünyada dökülen kanların bu ülkelerin düşmanca politikaları yüzündendir. Şu anda Mısır'da hapishanelerde 100 bin tutuklu insan var. Öyle işkenceler var ki inanamazsınız. Geçenlerde katliam gibi idam edildiler.

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI PROF. DR. FETHİ AÇIKEL: 

Üzülerek söylüyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bütün dış politikaları iflas etmiş durumda. AB dahil ABD ile ilişkiler ve diğer dış politik eksenlerimiz önemli bölümü Ortadoğu siyasetiyle bağlantılı olarak kötüleşmiş durumda. Türkiye hızla Ortadoğulaşan bir çizgiye doğru yöneldikçe genel eksenimizde bir kötüleşme mevcuttur. Benim ailem Hatay kökenli. Ortadoğu'nun kültürünü, dostluğunu, kardeşliğini, mutfak lezzetlmerini bilen biriyim. Tabii ki Türkiye'nin Ortadoğu ile ilişkileri her zaman iyi olmalıdır. Arap kökenli yurttaşlarımız var. Kardeşlik, birlik içerisinde Cumhuriyetimizin, demokrasimizin yurttaşlık felsefesiyle bir rejim kurduk. Bu Jöntürk'ten Mustafa Kemal Atatürk'e kadar geldi. Türk dış politikasının en önemli ekseni tüm komşularıyla iyi ilişkiler içerisinde olmak, içişlerine müdahale etmeden iyi komşuluk ilişkileri geliştirmektir. Bu süreç 1998-2000'lere kadar devam etmiş bir süreçtir. 2000 yılında Ahmet Necdet Sezer'in Hafız Esad'ın cenazesine gitmesiyle buzlar erimişti. Bu döneme kadar izlenen pekçok şey, rahmetli İsmail Cem'in politikasıyla temelleri daha da güçlü atılan süreç Suriye ile normal ilişkilere götürdü.

"BU TABLONUN FATURASINI GARİBAN SURİYE HALKI ÖDEMİŞTİR"

Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığıyla Suriye, İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır politikası raydan çıktı. Bunun malesef faturasını gariban Suriye halkı ödedi. Türkiye Büyük Ortadoğu Projesi'nin esiri olmasaydı Suriye bu kadar karışmayacaktı. Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye halkı arasında dostluk ilişkileri vardı. Vizesiz olarak ticari ilişkilerimiz yürüyordu. Ne olduysa yayılmacı ruh şişeden çıktı. Burada sadece emperyalist ülkeleri suçlamak doğru değil, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Libya'daki gibi revizyonist sistem değişikliği beklentisinden oldu. Bu politikaların maliyetini gariban Suriye halkı ödemiştir. 500 binden fazla insan öldürüldü. Ortadoğu'nun bütün sokaklarını avucumuzun içi gibi biliriz diye övünenler, Suriye'nin tarihi camilerinde namaz kılacağız diye övünenler bundan sorumludur.

"BU İNSANLARIN GERİYE DÖNMESİ İÇİN BİR SORUN GÖZÜKMÜYOR"

Türkiye'de bulunan Suriyeli zor duruma düşmüş kardeşlerimizin önemli bölümü Suriye'nin kuzey illerinden Halep başta olmak üzere gelen komşularımız. Urfa'dan, Mersin, Adana, Hatay'a kadarki coğrafyada yaşıyorlar. Burada yaklaşık 2,5 milyon Suriyeli yaşıyor. Bunlar evlerine 50-60 kilometre mesafede yaşıyorlar. Sultanbeyli'de Şam'dan gelip kayıtdışı çalışan işçilerle görüştüm. Bu insanların bir kısmı Kilis'te oturanların yüksek bir yere çıktıklarında kendi köylerini görüyorlar. Bunların çoğu savaştan kaçıp gelenler. Esad rejiminin bunları kabul etmemesi için bir sebep yok. Bu insanların önemli bölümünün geriye dönmesi için bir sorun gözüküyor. Bunlar savaştan korkarak gelmiş kadınlar, çocuklar. CHP'nin en temel önerisi şu. Genel Başkanımızın formüle ettiği Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı'nın kurulması. Bunun aracılığı ile sağlıklı, samimi şekilde Suriye'nin toprak bütünlüğünü risk altına atmayan, orada radikallerin kök salmasına izin vermeyen Esad rejimiyle barışçı, kardeşçe, işbirliği politikasıdır.

"TÜRKİYE AB'NİN KIYISINDA BÜYÜK BİR MÜLTECİ KAMPI OLDU"

Türkiye ABD, Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattı. Orada sayılarının ne olduğu bilinmeyen, radikal gruplar manzumesi var. Suriye, Rusya, ABD'nin en önemli önceliği şiddet yanlısı grupların buradan çıkarılması. Onlar besliyor ama artık sürdürülebilir değil. AK Parti yetkilileri mülteci konusunda yurttaşlarımızı yanlış ve eksik bildiriyor. Kendisi Urfalı olan Fakıbaba bile 'daha fazla Suriyeliyi kaldıramayız' diye demeç verdi. Bolu Belediye Başkanımızla, sayın Tanju Özcan'la birkaç kez telefonla konuştum. Başka vesilelerle. Tanju Başkanın söylediği şey şu, 'bizim aşevlerimizden yararlanan zaten 4-5 Suriyeli var. Karşı olduğumuz şey Suriyelilere yardım yapılması değil'. Tanju Bey, 'eğer Suriyeli vatandaşlar 5 yerden alıyorsa, bu tespit edilirse belediye yardım etmeyecek' diyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye'yi büyük bir tehlikenin eşiğine getirdi. Türkiye AB'nin kıyısında büyük bir mülteci kampına dönüştürüldü. Angela Merkel, 7 Haziran'dan sonra Dolmabahçe'ye gelip Erdoğan'la konuştu. Belli bir yardım karşılığında Türkiye'den Yunan adalarına geçmemesi için ikna etti. Bu kirli pazarlık Türkiye'yi AB'nin kıyısında büyük bir mülteci kampı olarak tutmaktı. Bu fatura maalesef Suriyeliler tarafından ödeniyor.

"BU HARCANANLARLA YENİ BİR HALEP YARATILABİLİRDİ"

Geçtiğimiz günlerde Milli Savunma Bakanı sayın Hulusi Akar da 40 milyar dolara yaklaşan bir miktardan bahsetti.
Suriye'nin ilhakı ya da etki alanı olarak AK Parti olarak belirleme politikası tamamen çöktü ve iflas etti. CHP, İsmail Cem döneminde kurulan ilişkilerinin benzerini kurmak için gerekli girişimleri yapacaktır. AB dahil olmak üzere Amerika, Rusya, İran hatta Çin bile Suriye'nin yeniden yapılandırılması konusunda istekli olabilecektir. Burada Türkiye çok ciddi liderlik yapabilir. Harcanan para Halep'in yeniden yapılandırılmasına harcansaydı yeni bir Halep yaratılabilirdi. Türkiye'de çocuk yaşta evlendirilen, ikinci eş olmaya ikna edilen, sokaklarda dilendirilen bir göçmen dramıyla karşılaşmazdık. Suriyeli işçiler kayıt dışı çalıştırıyorlar. Özellikle kırılgan kesimler, kız çocukları ve kadınlar her türlü suça, fuhuşa, ikinci eş olmaya ikna ediliyorlar. Suriyelilerle ilgili hiçbir istatistike sahip değiliz. Bunun insani ve hümanist bir çözümü var.

"ÇÖZÜM SURİYE ŞEHİRLERİN YENİDEN İNŞA ETMEKTİR"

Suriyeliler hem bizim ekonomomize yük getirdi hem de üzülerek söylüyorum Suriyeli komşularımıza layık olduğu imkanları sağlayamadık. 300 bin Suriyeli geri dönüyor deniyor. Bir taraftan yatıştırma siyaseti izliyor. Bakan Soylu'nun bir açıklaması var, 'Keşke Türkiye'de doğan her bebeği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapabilsek'. İstanbul'da 550 bin Suriyeli yaşıyor. Bu garibanların önemli bölümlerinin aşı karneleri yok. Çocuk evliliği hortladı. Çocuk istihdamı hortladı. Bangladeş şartlarında sömürüyle karşı karşıyalar. Tifo, Tüberküloz, şark çıbanı, çocuk felci başta olmak üzere bazı hastalıklar yeniden başladı. Bunların hiçbiri Suriyeli garibanların suçu değil. Tüberküloz hastası bir Suriyeli'nin sürekli olarak ilacı alabilmesi ve takip edilmesi gerekiyor. Emile Zola'nın romanlarındaki gibi bir sefalet içinde yaşama terk ediyorlar Suriyelileri. Bu sorun Suriye'nin refah ve barış içerisinde toprak bütünlüğünün sağlanması yoluyla tüm silahlı terörist grupların teslim olması ya da ortadan kaldırılarak Suriye şehirlerin yeniden inşasıdır.

"MACERACI, HAMASİ DIŞ POLİTİKALARA SIRTIMIZI DÖNMELİYİZ"

Çözüme düşündüğümüzden çok yakınız. AK Parti iflas ettiğini söylemekte zorlanıyor ama Astana ve Soçi'de varılan mutabakatlar önümüze geliyor. Suriye'de önemli faktörler olan Kürt gruplarla Türkiye'nin diyalog içerisinde olduğunu söylüyor. Mevcut durum sürdürülemez. AK Parti Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı duyacak. Bizim CHP olarak demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, maceracı politika izlemeyen tüm kuruluşlarla Halep'in başta olmak üzere inisiyatif almamızdan söz ettim. Türkiye ABD, Rusya, İran, Çin'le dengeli, öngörülebilir, barışçı bir politika izleme kapasitesine sahip. Bu sorun çözülemez dersek çözülemez. CHP 1919'dan 1923'den bugüne müreffeh bir ülke haline getirmiştir. Biz bu sorunu çözebiliriz. Hem Suriyelilerin sorunu çözebilir, hem de Ortadoğu bataklığından çıkarabiliriz. Ortadoğu üzülerek söylüyorum bir bataklık. Biz maceracı, hamasi dış politikamıza sırtımızı dönmeliyiz. Ortadoğu'da ilerlemeden, kadın haklarından, parlamenter sisteminin çoğulcu partili tüm rejimleri desteklemeliyiz. İhvan ideolojisi iflas etmiş bir ideoloji. Sürdürülebilir bir ideoloji değil. Tunus'ta Gannuşi nedamet getirdi ve 'bizim parlamenter rejime sırtımızı dönmememiz gerekir' dedi. Ortadoğu'nun insanı da bizim insanımız gibi ülkelerine refah, çok sesliliğiği, huzuru istiyorlar.

"SURİYE'NİN YENİDEN İHYA EDİLMESİ GEREKİYOR"

Bizim yapmamız gereken Büyük Ortadoğu fantazilerinden çıkıp Atatürkçü politikaya dönmemiz gerekir. Ben Davutoğlu'nun AK Parti içinde bir istisna olduğunu düşünmüyorum. Rusya ve ABD zorlamasa AK Parti hamasi politikasına devam edecek. Senelerce anti İsrail politikalarıyla övündü. Trump'ın damadıyla birlikte poz vermek zorunda hissettiler. AK Parti'nin yayılmacı projesi Türkiye'den başka hiçbir yere bu kadar zarar vermedi. Rejimle doğrudan direk toprak bütünlüğünü oluşturması gerekiyor. Trump'ın masasının karşısında poz verirken sorun yok ama Kudüs'ün başkent olarak tanınmasına bir şey diyemedi, Golan tepelerinin ihlal edilmesine karşı bir şey denilemedi. Biz sadece Suriye, Mısır, BAE değil aynı zamanda İsrail'le ilişkilerimizi kesmek zorunda kaldık. Bunun suçunu Davutoğlu'na atarak nereye kadar sıyrılabilir. Suriyeli kardeşlerimizin her türlü esenlik sorunları, göçmenlik haklarıyla ilgilenmemiz gerekiyor. Suriye'nin yeniden ihya edilmesi gerekiyor.

"SAĞLIĞINI RİSKE EDEREK ÇALIŞAN ONBİNLERCE İŞÇİ VAR"

Türkiye'nin imzaladığı uluslararası anlaşmalar, AB'ye verdiği taahhütler kayıt dışı istihdamı, çocuk işçiliğini reddediyor. Sağlığını riske ederek çalışan on binlerce işçi var. Kayıtdışı işçi sayısı 1 milyona aştığı görülüyor. İstanbul'un 40. ilçesi büyüklüğünde bir nüfus kayıt dışında çalıştırılarak, çocuk yaşta evlendirilerek, kalorifer dairesinden kötü şartlarda barınarak yaşıyor. Servete doğrudan karşı değiliz ama yoksulluğa her türlü sefalete karşıyız. Seçim çalışmalarında sanayi sitelerinden birinde Ordulu bir kardeşimizle mülakat yaptım. Bana dedi ki, 'Hocam bunlar ensar ama nereye kadar ensar? Ben vergi ödüyorum, stopaj ödüyorum. Ama bunlar vergi vermiyorlar" dedi. Suriyeliyi kayıtdışı işçi olarak görmek ucuz yahniyi deva olarak görmektir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Suriyeli göçmenlerle ilgili şikayeti en yüksek olan seçmenleri ve MHP'nin seçmenleridir. Her çalıştırılan kayıtdışı Suriyeli işçi Türkiye'deki işsizliğe etkisi oluyor.