Veliaht ve balerinin pastası
Bazen keşfetmenin baştan çıkarıcılığı hiçbir şeye değişilemez... Viyana Avrupa'nın vicdansızca dönüşen şehirlerinden. Her gidişimde yepyeni bir rengini keşfettiğim bir menzil! İyi mi, kötü mü? Bilemiyorum
HT CUMARTES / Ali Esad GÖKSEL
Ezelden beri Doğu ve Batı kültürleri arasındaki fay hatlarınımerak eder dururum. Öyle ya, en nihayetinde o gerilimin içinde yetişen biri nasıl olur da etrafına bakınmaz? Üstelik kendine özgü bu nadide coğrafyalara lakayt kalabilir? Bu fay hatlarında hafızamızın özel bir çekmecesine yerleşmiş alameti kendinemahsus şehir efsaneleri vardır ya! Benimkilerden biri Viyanamenşelidir. Kimden duydum? Ya da nerede okudum? Uçtu gitti... Bazen şüpheleniyorum: Kendim “yazmış” olabilirmiyim? Çok önemi de yok! Artık “failimeçhulleşmiş”... “20’nci yüzyıla kadar dünyanın efsanevi ulaşım araçlarından trenler, Viyana merkez gara ulaştığında, kondüktör: ‘Doğu’ya geldik’ diye seslenirmiş.” Batı’ya heves duyarak yetişen birininmerak duyduğu coğrafyanın sınırını ötelemesi hemtuhaf hemde anlaşılır, değilmi? İşte benimViyana’m! Bugün gibi hatırlıyorum. “Viyana’ya ilk gelişim!” Epey yıl önce... Davet eden Salzburg’daki “teen age Romy Schneider dublörü”. Viyana’daki evi.Merkezin etrafına yerleşmiş. 18’inci yüzyılın ihtişamlı mimarisini altüst eden komünal bir hayat... Kadimyapıya tecavüz karşısında neye uğradığımı, ne diyeceğimi şaşırıp nutkumun tutulduğu hatırımda! Kendimi sokağa atıp rehabilite ettiğim de... Tabii o günün, bugün artık olmayan Viyana sokakları, caddeleri,meydanları da! Küreselmarkaların işgali başlamamış!Mevcutlar, 19’uncu yüzyıldan arta kalanlar... O Viyana bende bir dönemfilmi izi bırakmış... Dükkânları, kahveleriyle değil, nüfusuyla da! Ya Doğu’ya geldik anonsu? Hiç kuşkusuz öyle! Kara Mustafa Paşa’nın muvaffakiyetsizliği. Viyanalıların eline düşen ganimetler.Mozart’la birlikte notalaşan, kendine özgü Doğu merakı. Tek defaya özgü bir hayat...
KEŞFETMENİN BAŞTAN ÇIKARICILIĞI
O gün, bugün Viyana’ya sayısız defa geldim. Çok iyi bilenlerle dolaşmak gibi şanslarımda oldu. Bu konfor Doğu-Batı fay hatları için iyimi? Emin değilim. Bazen keşfetmenin baştan çıkarıcılığı hiçbir şeye değişilemez... Viyana Avrupa’nın vicdansızca dönüşen şehirlerinden. Her gidişimde yepyeni bir rengini keşfettiğim birmenzil! İyimi, kötümü? Bilemiyorum. Kendine has bir gizemi olmalı... Zaten değişim mukadderse, ayak diremek beyhude değilmi? Çoğu zaman “Viyana’ya yeni neler oldu” diye gidiyorum. İtirafa utandığımbu değişimtaraftarlığını saklı tutmak için önce “Habsburg’lar tedarikçilerine” sığınıyorum. Tavaf saati! Duyar gibiyim: Habsburg’lar da kim? Ya tedarikçileri? Bir aile düşünün. 1020 yılında ortaya çıkmış. Neredeyse 900 yıl sahnede kalmış. Avrupa’nın en güçlü ailesi olarak. 13’üncü yüzyılda “Rudolf” kral! Yeni ölçek 20’nci yüzyıla kadar sürmüş. Ailenin Osmanlılarla paralel dönemleri var: Yükseliş ve çekilişleri... Viyana bu ailenin şehri... Viyana’da öyle sokaklar var ki. Dedi idik Habsburg’lar, efsanevi hanedan tahtta sanırsınız. Londra aşinaları hemen “Tamam” diyecek. NasılWinsdor’- ların ayakkabıcı, şapkacısı hatta çikolata ve pastacısı başka bir âlemi 21’inci yüzyıla taşıyorsa... Aynısı Viyana’da damevcut. Viyana’daki benzer adresler ise birer inside address’tir. Bu “gizli bahçelere” ulaşmak için ciddi mesai gerekir. Fetişizme yakın ayakkabı zaafıma
kâinat bir ikramda bulundu: Tesadüfen daldığımBräuner Sokağı’nda, önünde çakılıp kaldığımneredeyse boş dükkân. Gözümün önünde. “Sheer ve Çocukları.” 1878’den beri saraya ayakkabı teslimetmişler. İmparator Franz Joseph ve aile efradına. Zili çalıyorum. Daracık merdivenlerden inen genç adam hakkında bir tahminde bulunmak zor. Bir sanat tarihçisi, restoratör ya da psikiyatr olabilirmi? Anlatıyor: Sipariş çalışıyorlar. 3 ila 4 ay sürüyor. Etrafa bakınıyorum. Kimi yenimüşterinin ayak kalıpları, Yunan Kralı George, Sırp KralıMilan... İlgimi görüncemerakımı gideriyor: “7’nci kuşağım” diye! Ayakkabıcıdan herhangi bir kahveye gitmemmümkünmü? Hayır! Demel’e yollanıyorum. Burası “Hanedanın Sarayı’na” seslenme mesafesinde. Üstelik de kısmen bizimcoğrafyadan birine ait. THY ile başarılara imza atan Turkish DoCo’nun ortaklarından Doğudan’ın. Atilla Doğudan bugüne arta kalan 100 adet Habsburg tedarikçisinin belki de en parlağını almış durumda. Demel kahvehaneler imparatorluğu’nun “tektaşı”. Kaldırıma taşıp oyalanıyoruz. Ne zaman böyle zaman öldürsem aklıma önce Kolschitzky, sonra da Polgar geliyor. Kolschitzky, Viyana muhasarası sırasında saraya Türkçe tercümanlığı yapan muhterem. Bizimkiler çekilirken eline geçen 500 kahve çuvalını sermaye ediyor. İlk Viyana kahvesini açıyor: “Mavi Şişe”. Avusturya yıkılmaktadır. Türklerden arta kalan “kahve”, ülkeyi bir daha terk etmemek üzere ele geçirmiştir! Bir de Alfred Polgar var: “Kahveye, cemiyetin içinde olup yalnız kalmak için gelinir”. Tam isabet! Gerçekten de Viyana’da bütün hayatını aynı kahvede geçiren, hatta adres olarak orayı verenler var: “ Bay P. Altenberg, I. Viyana, Cafe Central.”
Viyana kahvelerinin şöhreti edebi ve politik şahsiyetlerle parlayıverdi. Beherinin kendine mahsus bir cemaati vardı. Her ulustan... Troçki’den Brecht’e... Kahvehaneler imparatorluğunda şu ya da bu kahve içilecek diye tavsiye olunmamalı. Deneyip gözdenize ulaşacaksınız. Peki ne yenilecek? O biraz daha kolay: Sacher torte. Viyana’ya mahsus çikolatalı kek! Hotel Sacher’in ismiyle anılıyor. Bir de Sacher ve Habsburgları birlikte kucaklayan şahane sahne var! Bugün için bile sansasyonel: Bütün zamanların en yakışıklı hanedanmensubu: Veliaht; “Güzel Otto”... Bir akşamüstü “içmiş” ve sadece bir tül perdeye sarınmış olarak Sacher’e gelir. Viyana Halk Operası’ndan bir balerin hanımın peşindedir! Yani Viyana “hanedan ile halkının candan kucaklaşmasına” sahne olmuş bir şehirdir. Bu hatıralar dekoruna direnilirmi? Gidin, kahvehanelerde sürtün, balerininizi bulun ve tadını çıkarın...